SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN KİMDİR?

İsimli konu WH 'Tarih' kategorisinde, Rec0 üyesi tarafından 2 Şubat 2017 tarihinde yazılmıştır. SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN KİMDİR? hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Rec0

    Rec0 Yönetici

    Sultan II. Abdülhamid Han
    [​IMG]

    (1842-1918)


    Babası : Sultan Abdülmecid
    Annesi : Tirimüjgân Sultan
    Doğduğu Tarih : 21 Eylül 1842
    Padişah Olduğu Tarih : 31 Ağustos 1876
    Tahttan İndirildiği Tarih : 27 Nisan 1909
    Öldüğü Tarih : 10 Şubat 1918


    Sultan Abdülhamid, otuzdördüncü padişah olarak Osmanlı tahtına çıktı. Sarayda rahat bir şehzadelik dönemi geçirmişti. Zamanının en güçlü hocalarından, Farsça, Arapça, Fransızca’yı okuyup yazacak ve rahat konuşacak derecede öğrenmişti. Fransız ve İtalyan hocalardan da müzik dersleri almıştı. Tarihe çok meraklı idi.


    Sultan Abdülhamid, saltanatı oldukça karışık bir dönemde teslim almıştı ve meşrutiyet idaresini ilan edeceğine söz vererek padişah olmuştu. Batılı Devletler, Sırbistan ve Karadağ meselesi için İstanbul “Tersane Konferansı”nı, İstanbul’da toplamayı başarmışlar, fakat bir sonuç alamamışlardı. Yine aynı gün devletin ilk Anayasası Kanunî Esasi ve Meşrutiyet ilan edilmişti. 19 Mart 1877’de ilk Meclis-i Mebusan açılmıştı.


    Meşrutiyet idaresinin 5. gününde, tarihimizde 93 harbi olarak bilinen 1877 Osmanlı-Rus harbi başlamıştı. Rusya, Devleti 2 cephede birden savaşmaya zorlamıştı. Ruslar Ayastefanos (Yeşilköy) kadar gelmişler ve aynı isimli mütareke imzalanmıştı. Savaş, Berlin antlaşması ile sona erdi. Batılı Devletler imparatorluğun doğu topraklarının paylaşılması “Taksim Projelerini” uygulamaya koyabilecekleri fırsatı elde etmiş oldular. Kıbrıs Adası üs olarak İngiltere’ye verilmiş, artan malî sıkıntı, alınan borçların faizlerinin ödenememesi, Muharrem Kararnamesi’nin ilanı ve Duyunu Umumiye’nin kurulması ile Devletin malî kontrolü de bir bakıma batılı devletlerin kontrolüne girmişti. İngiltere, Berlin sistemi ile politikasını değiştirmiş, denge politikasının yerine Osmanlı Devleti’nin bir an önce parçalanması stratejisini uygulamaya koymuş. Kıbrıs’tan sonra Mısır’ı kontrolüne almıştı.


    Batılı devletler, Osmanlı Devleti’ni parçalamak, onu güçsüz bırakmak, Anadolu’da kendi kontrollerinde toprak parçaları oluşturmak için “Ermeni Sorunu”nu ortaya çıkarmışlardı. Bu dönemde birçok yerde isyanlar olmuş, padişahın arabasına bomba koyacak cesareti bile göstermişlerdi. Abdülhamid’in güçlü politikası ile kontrol daima devletin elinde olmuştu.


    Sultan Abdülhamid ortadan biraz uzunca boylu, esmere yakın tenli, uzunca burunlu, ela gözlü, hafif kıvırcık sakallı idi. Güçlü zekası ile kendisini kültürlü olarak yetiştirmişti. Çok güçlü bir hafızaya sahipti. Bir gördüğünü bir daha unutmazdı. Açık net bir konuşma yapısı vardı. En önemli özelliklerinden biri, kendisine anlatılanları uzun müddet sabırla dinlemesi idi.


    Çalışmayı çok sever, kendisini devlet işlerinde görevli sayar, çalışma saatleri dışında usta bir marangoz olarak atölyesinde çalışırdı. Kültüre büyük önem vermiştir. Üniversite, Güzel Sanatlar Akademisi, vilayetlere liseler, kazalara ortaokullar, köylere ilkokullar, kız meslek, Ziraat ve Ticaret, Darüşşafaka, Dilsiz ve Körler okullarını yaptırdı. Şişli Etfal Hastahanesi, Darülacize toplumun sosyal açıdan korunmasını sağlayan kurumlardı.

    Sultan II.Abdülhamit Han Osmanlı padişahlarının 34’üncüsüdür. Babası Sultan Abdülmecid’in ölümünden sonra padişahlığa amcası Abdülaziz geçmiştir. Amcası Abdülaziz’in 1876′da tahttan indirilmesi ve şüpheli koşullarda ölümü, ağabeyi V. Murat’ın tahta geçirildikten üç ay sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla görevden alınarak Çırağan Sarayı’na hapsedilmesi olaylarına tanık oldu. 31 Ağustos 1876′da padişah ilan edildi ve 7 Eylül günü Eyüp’te kılıç kuşanmıştır.


    Sultan II.Abdülhamit Han hakkında o kadar kulaktan dolma bilgilerle fikir sahibi oluyoruz ki bu padişahı biraz arştırdığımızda kardeşim Kim bu padişah hakkında kötü bahsedebilir demeye başlıyoruz. Günümüzde söz de aydın geçinen bu kendini bilmez insanlar bu padişah hakkında o kadar önyargılarla bizi doldurdu ki insanlar bu padişahtan iyi olarak bahsetmek bile istemiyor ne hikmetse.

    İngilizlerin oyunu, İttihatçıların tertibi ile “Din elden gidiyor!” gibi komik bir gerekçe ile bu padişah 31 Mart vakasına maruz bırakılmıştır. 1895-96’da Doğu Anadolu’da Ermeniler tarafından kurulması palanlanan devleti Hamidiye Alayları ile bastırılmasını sağlamış, bu sebeple Fransız tarihçi tarafından Kızıl Sultan diye isimlendirilmiştir. Bu lakabı bilinçsiz söz de aydınlarımız da bizlere empoze ediyor(?)

    Sultan II.Abdülhamit Han emperyalist devletlerin amaçlarını anlamış Osmanlı topraklarında petrol araması yaptırıp 65 yerde petrol bulunduğu tespit etmiştir, bunun üzerine Musul topraklarını şahsi parasıyla alıp sömürgecilerin eline geçmesine mani olmuştur,

    Yahudilerin 5 milyon altın teklifine rağmen Filistin’e yerleşmelerine izin vermemiş fakat Sultan II.Abdülhamit’in tahtan indirildikten sadece 8 yıl sonra emellerine kavuşmuşlardır,

    Fakat gerçek Türk Tarihçileri bu padişahın hakkını teslim edercesine;
    Prof.Dr.Yılmaz Öztuna:“Milletimiz bu hükümdarın dehasına çok şey borçludur”
    Prof.Dr.İlber Ortaylı:“Osmanlının son hükümdarı, son evrensel imparator II.ABDÜLHAMİD’dir” diyerek kendini bilmez aydınlara tokat gibi cevap vermektedir.

    Osmanlıya ve padişahlarına hakaret ederek, kendi tarihine sırtını dönüp, düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürercesine şanlı tarihimize iftira atmaktan zevk alan, Osmanlıyı kötülemeyi Cumhuriyetçilik sayan, laik düşünceyle dinin egemen olduğu bir sistemi eleştiren, okumak yerine duymakla yetinen, araştırmadan her konuda uzman kesilen bu yazarların aydınların bize verdiği zararları bu millet gerçekten unutmayacak? Bu aydınlar biz de ermeniyiz diyerek yakın zamanlarda İstanbul sokaklarında naralar atmadı mı? Hangi ermeni biz türküz diyerek ortalıkta dolaşıyor bunu anlamak mümkün değil. Bu aydın geçinen insanların bize akıl tutulmasına sebebiyet verdirdiklerini acaba niçin göremiyoruz??

    Yeni postahâne binasını, Medîne-i münevvereye kadar telgraf hattını, Bingâzi telgraf hattını yaptırıp, İstanbul-Köstence arasına kablo döşetti. Musul ve Kerkük civarında petrol kuyuları açtırdı.
    Hicaz beldesine hizmeti en ön plânda tuttuğundan, buralara büyük hizmetler götürdü. İhsânları ve hizmetleri yalnız ümerâya, ulemâya ve makamlara olmayıp, ahâlînin ve fakirlerin hepsine ulaşmıştır. Mescid-i haramı gözleri kamaştıracak derecede tamir ve tezyin etmiş, Hadîce-tül-Kübrâ’nın türbesini ve Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin ve kızı hazret-i Fâtımâ’nın doğdukları binaları, en iyi şekilde ihya etmiş, Minâ şehrini su şebekeleri ile doldurmuştur. Seyyid Ahmed Rıfâî ile diğer velîlerin türbelerini tamir etmiş ve âlimlere ve velîlere gereken değeri vermiştir. Mekke’de Gayretiyye ve Hamîdiyye piyade kışlalarıyla, topçu kışlası ve hükûmet konağı yaptırmıştır. Osmanlı halîfelerinin herbirinin Hâdim-ül-harameyn hizmetçisi olduklarını, bütün dünyâya îlân eden eserlere yenilerini eklemiştir.

    Askerî, siyâsî, İktisadî ve ticarî gaye ile; Bursa demiryolunu, Yafa-Kudüs hattını, Ankara demiryolunu, Manastır-Selânik, Şam-Harran, Eskişehir-Kütahya, Beyrut-Şam, Afyon-Konya, İstanbul-Selânik demiryollarını döşetti. Böylece demiryolu uzunluğu Rumeli’nde 1993, Anadolu’da 2507 kilometre yükseldi. Demiryolu yapımına çok ehemmiyet verilmesinin sebebi, bölüşülmeye hazır hasta adam gözüyle bakılan vatanın müdâfaası ve asker sevkıyatı zorluğunu gidermek içindir. Bu mes’ele 1877 Osmanlı-Rus harbinde kendini büyük çapta göstermişti. Balkan isyânları ile bu harpten alınan dersler, ondan sonra Rumeli’de hemen iki hattın yapılmasını gerektirmiş ve ilk olarak Selanik-İstanbul, Manastır-Selânik hatları yapılmıştır. Eğer bu hatlar önce yapılmış olsaydı, Balkanlardaki ayaklanmaları ânında bastırmak ve Doksanüç harbini önlemek mümkün olabilirdi.
    Abdülhamîd Han, Anadolu dışındaki bütün müslümanların kendisine bağlanarak bir bayrak altında toplanmalarını, yeniden teşkilâtlanmalarını ve batı emperyalizmine karşı birleşmelerini istiyordu. Bu gerçekleştiği takdirde; başta İngiltere olmak üzere, Avrupa devletleri müslümanları sömüremeyecek, hattâ İslâm ülkelerine kötü gözle bakamıyacaklardı. Bunun için de memleketin her yerinde başlattığı demiryolu ağını Medîne ve Mekke’ye kadar ulaştırmak istiyordu. Bu şekilde İslâm dünyasındaki ulaşımı kolaylaştıracak, müslümanlar arasındaki bağlar kuvvetlenecek, böylece bütün müslümanlarda, başlarındaki halîfenin Abdülhamîd Han olduğunda fikir birliği hâsıl olacak, Osmanlı Devleti’nin liderliğinde birleşeceklerdi.
    Fakat, Mekke’ye kadar uzanacak 2000 kilometrelik demiryolunun masraflarını karşılayacak para, hazînede yoktu. Sultan, İslâm âlemi açısından bu hattın acilen yapılmasını istiyordu. Önce kendisi şahsî malının büyük bir kısmını bu yola ayırdı. Sonra da müslümanlardan yardım istedi. Afrika, Mısır, Afganistan, Türkistan, İran, Hindistan ve Osmanlı hududları içindeki müslümanlar canla başla bu yardıma koştular. Kısa zamanda milyonlarca altın toplandı ve Almanlara ihale edilerek, demiryolu hattı Medîne’ye ulaştı.
    Sultan Abdülhamîd Han’ın, Güneydoğu Anadolu’ya demiryolu ağını kurması Rusları; Hicaz demiryollarını yaptırması da İngilizleri telaşlandırdı. Çünkü eşit şartlarda Osmanlı ordusu her zaman düşmanlarına galip geliyordu. Son harplerde Osmanlı’nın mağlûb olmasının sebebi, sür’atle asker sevkiyâtı yapılacak yolların bulunmaması, cephelere Türk ordusunun zamanında yetişememesi idi. Eskişehir-Adana-Bağdâd hattının yapılması ile, Rusların, Doğu Anadolu üzerinden sıcak denizlere inme ve Kudüs-i şerîfi himaye hayâli sona eriyordu. Bağdâd ve Medîne hatları ise, İngilizlerin, Hindistan’a kısa yoldan geçme siyâsetine engeldi ve bununla Osmanlı’nın Mısır’a tekrar hâkim olması İhtimâli vardı. Abdülhamîd Han, demiryolunun emniyeti bakımından yolun denizle temas eden noktasını kontrol altında tutmak için Akabe kalesine iki tabur asker gönderdi. Bunun üzerine İngiltere, Osmanlı Devleti’ne bir ültimatom verdi. Sultan buna karşı İngiltere’nin buna hakkı olmadığını söyleyerek, yeni sınırı, kurulacak bir komisyonun belirleyeceğini bildirdi. Sultân’ın dâhiyane politikası neticesinde Akabe Osmanlı’da kaldı (Bkz. Akabe Mes’elesi).
    Sultan Abdülhamîd Han; orta boylu, geniş göğüslü, omuzları kalkık, sesi kalın ve gür, konuşması tane tane ve gayet sakin idi. Sık sık tebessüm eder, fakat kahkaha ile güldüğüne hiç rastlanmazdı. Yürüyüşü tabiî ve pek vakarlı, gayet nâzik, her hâlinde bir fevkalâdelik vardı. Çok hassas, zekî, hafızası sağlam ve dikkatliydi. Giyinişi, yaşına uygun ve zarif olup, kış ve yaz, önü iki sıra düğmeli, İnce veya kalın yumuşak kumaşlardan yapılmış uzun palto giyer, sıhhate en müsait olan kumaşları tercih ederdi. Sadeliği ve intizamı ön plânda tutar, yaptığı ve yapacağı şeyleri not eder, yaptıracaklarını da not ettirirdi. Zekâsı ve gönül alıcı muamelesi, yabancıların da hürmetini kazanmıştı. Bu sebeple işlerini kolaylıkla gördürürdü. Hâl ve tavrında görülen fevkalâdeliğe hayran kalanlar, ona hizmet etmek, işlerini kolaylaştırmak hususunda yarışır, iftihar ederlerdi.
    Abdülhamîd Han, maiyyetine ve vekillerine, ilim ve san’at erbabına ihsânı, ecnebilere hediyesi bol ve kıymetli idi. Mevkilerine, hizmet ve başarılarına göre ihsân ve ikrâmda bulunurdu. Halkdan, fakirlik ve sıkıntı içinde olanların hâlini haber alınca, para veya eşya gönderir, hastalara bizzat doktor yollardı.
    Sultan Abdülhamîd Han’ın şahsiyeti hakkında, İngiliz koramirali Sir Henry Woods hatıratında şöyle demektedir. “Bana göre sultan Abdülhamîd, gelmiş geçmiş Osmanlı pâdişâhları arasında en müstesna mevkii işgal edenlerden biridir... Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri gelen en başarılı hükümdarlardandır. Çok sakin ve gösterişten uzak bir hâlde yaşardı. Bir mes’eleye çözüm ararken, mütehassıslarını dinler, ancak onların fikirlerine esir olmazdı. Şehzâde iken de akıllı, nâzikti ve o zaman da İstanbul’a gelen seçkin Avrupalılar kendisini ziyaret etmek isterlerdi... Eğer sultan Abdülhamîd Han olmasaydı, devleti akılla idare etmeseydi, devlet çoktan yıkılmış olurdu. Türkiye’yi para ve personel bakımından kemiren, yoksul bırakan, gelişmesini durduran Doksanüç Rus harbinin yaralarını sarabilmesi hayrete şayandır. Dış borçları ödedi, orduyu kuvvetlendirdi ve Osmanlı Devleti’ni gene dostluğu ve ittifakı aranır bir hâle getirdi... Sultan Abdülhamîd düşürülmeseydi, Birinci cihân savaşı patlamıyacaktı. Aksini farz etsek bile Sultan, Türkiye’yi tarafsız bırakacak ve harbden sonra hiç yıpranmamış bir Türkiye, yıpranmış devletler arasında sivrilecekti... Yoksul halk tabakalarının bütün dertleriyle üzülerek ilgilendi ve doğrusu hıristiyan tebeasını da ayırmadı. Çok büyük olan servetini bu yolda kullandı... Devlet yönetimini Bâb-ı âlî’den Yıldız’a alarak sistemi bozdu. Avrupa büyük basınını günü gününe ve mühim kitapları yayınladıkları aynı yıl tercüme ettirip, okur veya okuturdu. Bu şekilde 6.000 kitap tercüme ettirmiştir ki, defterler hâlinde kütüphânesinden çıkmıştır.
    Mükemmel dış politikasının esas prensipleri; soğukkanlılık, hareketsizlik, harp tehlikesini atlatmak, devletlerin aralarındaki en uyuşmaz noktaları, düşmanlıkları, kıskançlıkları derhâl teşhis edip, Osmanlı lehine kullanmaktı... Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar çalışarak pek az uyurdu. Halîfelik sıfatına, diğer pâdişâhlardan çok daha ehemmiyet vermiştir. Dünyânın her tarafındaki müslümanlarla meşgul oldu. Onları İstanbul’a sevgi ve saygıyla bağlandı. İstanbul’da devamlı olarak binlerce yabancı müslüman bulunur, Orta Afrika’dan Çin’e kadar olan ülkelerdeki müslümanlar gelip gider, telkin ve emir alırlardı... Gerçek aile babası, çocuklarına düşkün, onları iyi terbiye eden, hoşsohbet bir hükümdardı. Orduyu kullanmaya azmetseydi, hiç bir kuvvet onu tahtından indiremezdi. Ama buna yanaşmadı. Zâten savaşa ve kavgaya değil, ince diplomasiye inanırdı... Her seviyedeki adamın bir değeri olduğunu bilirdi... Hareket ordusu, üç beş bin kişiden ibaretti. Arnavud, yahûdî, rumlar çoğunluktu. Yalnız subayları Türk’tü, son Cuma selâmlığında bir kaç gün önce kendisine refâket eten 8.000 çok iyi yetişmiş hassa askeri bile bu kuvveti bir çarpışta darmadağın ederdi. Halk kendisini çok sevmiştir. Hal’inden bir kaç gün önceki son selâmlığında; “Pâdişâh’ım çok yaşa” âvâzeleriyle yeri göğü inleten halk, samimî idi...”
    Sultan Abdülhamîd Han, İslâmıyetin emirlerini yapmakta ve yasaklarından kaçınmakta son derece hassasiyet gösterirdi. Abdestsiz yere basmazdı. İslâm’a aykırı yurt içinde ve dışında zararlı neşriyat yapılmaması, müslüman evlâdlarının dinlerini ziyana uğratmamaları için mümkün olan her hizmet ve faaliyeti yürütmüştür.
    Çok cesur ve tevekkül sahibi idi. 1898 senesinde Dolmabahçe Sarayı’nın büyük muâyede salonunda Sultan, devlet erkânı, subaylar, paşalar, yüzlerce yerli ve yabancı temsilcilerle toplantı hâlinde bulunduğu sırada, şiddetli bir zelzele oldu. Sultan, bir kaç tonluk avizenin tam altında bulunuyordu ki, avize sağa sola saat rakkası gibi sallanmaya başladı. Kahraman paşalar, cesaretli subaylar, ömrünü savaşlarda geçirmiş gâziler birbirlerini çiğneyerek dışarı kaçarken, Pâdişâh yerinden bile kımıldamadı. İstifini dahi bozmadan; Allahü teâlânın kelâmından bâzı âyet-i kerîmeler okuyarak, büyük bir vekâr ve tevekkül ile neticeyi bekliyordu.
    Âbdülhamîd Han’ın çocukları: Selîm Efendi, Abdülkâdir Efendi, Ahmed Efendi, Burhâneddîn Efendi, Abdürrahîm Efendi, Nûreddîn Efendi, Bedreddîn Efendi, Mehmed Âbid Efendi, Ulviye Sultan, Zekiye Sultan, Ayşe Sultan, Refia Sultan, Hadîce Sultan, Sâmiye Sultan.
    PÂDİŞÂH DA NEFERDİR
    Alâtini Köşkü muhafız kumandanı kolağası Râsim Celâleddîn Bey, sultan Abdülhamîd Han’la konuşmak için izin isteyerek huzuruna gelip; “Zât-ı hümâyûnunuzu rahatsız ettim” beni mazur görünüz, dört düvelle harp hâlinde olduğumuzu söylemem gerekiyor!.” deyince, Sultan hayretle; “Dört düvelle mi?.. Kim bunlar Râsim Bey? Hemen Allah ordu-yı hümâyûna nusret, kuvvet versin, inşâallah zafer bizimdir?” diye sordu. Râsim Bey başını yere eğmiş, ağlayacak gibi konuşuyordu: “Yunanistan, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan’la hakanım ve maalesef yenilmek üzereyiz!..” Sultan; “Dört düvel birleşir de haberimiz olmaz mı Râsim Bey? Bu nasıl bir gaflettir! Bu devletler birleşemezler ki!.. Aralarında kilise kavgası var... Yıllar yılı süren Makedonya boğuşmasını hatırlamıyor musunuz?..” diye sordu. Râsim Bey; “Kiliseler kânununu çıkararak, Meclis-i meb’ûsan ve âyân bu ihtilâfı hâl etti. Başımıza bu işlerin açılacağını kim bilebilirdi ki? Selanik bugün yarın düşmek üzere... Sizi İstanbul’a götürecekler. Bunu hemen size haber vermek için emir aldım” dedi. Buna çok üzülen Sultan Abdülhamîd Han büyük bir öfke ile; “Râsim Bey! Râsim Bey!.. Selanik demek, İstanbul’un anahtarı demektir! Ordumuz nerede, askerimiz nerede? Nasıl bırakılıp da gidilir?.. Bırakıp gidersek târih ve ecdâd bizim yüzümüze tükürmez mi?.. Biraderim hazretleri buranın tahliyesine razı mı oldu?.. Hayır, ben razı değilim! Yetmiş yaşında olduğuma bakmayın... Bana bir tüfek verin, asker evlâdlanmla beraber Selânik’i ben son nefesime kadar müdâfaa edeceğim!” dedi.
    Fakat Sultan Reşâd’ın selâmı ve ricası iletilince, bir Osmanlı hânedânı mensubu olarak Pâdişâh’ın irâdesine boyun eğmek durumunda olan sultan Abdülhamîd Han, İstanbul’a nakledilmeyi kabûl etti.
    ABDESTLE İMZA!..
    Sultan Abdülhamîd Han, âcil iş zuhur edince, gecenin herhangi bir vaktinde uyandırılmağını ister, ertesi güne bırakılmasına rızâ göstermezdi. Bu hususta mâbeyn başkâtibi Esâd Bey, hâtırâtında şöyle demektedir: “Bir geceyarısı, çok mühim bir haberin imzası için Sultân’ın kapısını çaldım. Fakat açılmadı. Bir müddet bekledikten sonra tekrar çaldım, yine açılmadı. Acaba Sultan’a bir emr-i Hak mı vâki oldu? diye endişelendim. Biraz sonra tekrar çaldım, açıldı. Sultan, elinde havlu ile yüzünü kuruluyordu. Tebessüm ederek; “Evlâd, bu vakitte çok mühim bir iş için geldiğinizi anladım. Daha ilk kapıyı vuruşunuzda uyandım. Abdest aldım. Onun için geciktim. Kusura bakma. Ben bu kadar zamandır bu milletin hiç bir evrakına abdestsiz imza atmadım. Getir imzâlıyayım” dedi. Besmele çekerek imzaladı.”

    İşte teknoloji ve yeniliklere merakı ile Ülkemize kazandırdığı yenilikleri okuduğumuzda bu durumu daha net görebileceğimi düşünüyorum. Bunları okuduğumuzda bu sultana ne kadar haksızlık yapıldığını daha net anlayacaksınız;

    • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptırmış ve atlı ve elektrikli tramvaylar kurdurmuştur,
    • ilk modern eczanemizi açtırmıştır,
    • İlk defa elektrik altyapısını kurdurdu.
    • İlk otomobili getirmiştir,
    • 5 bin km kara yolunu yaptırmıştır,
    • Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptırmıştır,
    • İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektirmiş ve arkeoloji müzeciliğini başlatmıştır,
    • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez temsil ettirmiştir,
    • Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtırmıştır,
    • Polisiye romanların ülkemize girişini sağlamıştır,
    • Paris’te İslam Külliyesi kurdurmuştur,
    • Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktirmiştir,
    • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri almıştır,
    • Israrla yerli kumaş giymiş, Hereke bez fabrikasını kurdurmuştur,
    • Ziraat Bankasını kurmuş, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtırmıştır,
    • Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını kurdurmuştur,
    • Toplu sünnet merasimleri düzenleyip her bir çocuğa çeyrek altın göndermiştir, toplu sünnetleri ilk kez gündeme getirmiştir,
    • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap göndermiştir,
    • Yoksul halkına kendi cebinden kömür dağıtmıştır,
    • Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırmıştır,
    • Biriktirdiği parasından bir kısmını borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis etmiştir,
    • Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirtmiş, ücretsiz kitap dağıttırmış, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlamış, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlamıştır,
    • Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar vermiştir,
    • Güll yetiştiriciliğini teşvik etmiştir, Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır,
    • Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptırmıştır,
    • Hindistan, Afganistan, Cava, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları göndermiştir,
    • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatmıştır,
    • Yalova Termal kaplıcalarını kurdurmuş, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtmış, sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır,
    • Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera sahneletmiştir,
    • Sarayda müzik okulu kurdurmuş, çocuklarına piyano dersi aldırmıştır,
    • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını insanlara hediye etmiştir,
    • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katilini affetmiştir,
    • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütlemiştir, Çin’in göbeği Pekin’de Hamidiye Üniversitesini kurdurtmuştur,
    • Beş vakit namazını aksatmadan kılmıştır,
    • Donanmaya askeri gemiler almıştır,
    • Çanakkale Savaşı’nda kullanılan topların çoğu Abdulhamit döneminde alınmıştır,
    • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize gelmesini sağlamıştır,
    • Kiliselere, sinagoglara yardım etmiştir,
    • Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları oynanmasını engellemiştir,(Fransa-İngiltere-Roma-ABD)
    • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddetmiş, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturmuştur,
    • İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdirmiş (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
    • Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami inşa edilmesini sağlamıştır,
    • Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtırmıştır,
    • Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atamış, parasını cebinden ödediği bir yerde kabir yaptırtmıştır,
    • Posta ve Telgraf teşkilatını kurdurmuştur, (Sirkeci Büyük Postane binası)
    • Abdülhamit ve Abdülmecid isminde dünyanın ilk torpido atan denizaltılarını Taşkızak tersanesinde yaptırtmıştır,
    • İlkokulu zorunlu tutmuş (kız ve erkeklere), ilk kız okullarını açtırmış, 15 tane okulda karma eğitime ilk defa geçilmesini sağlamıştır,
    • Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptırmıştır, (32 tane)
    • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptırmış, okuma yazma oranının 5 kat artmasını sağlamıştır, (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
    • Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıkmasını sağlamıştır, Fransızca dersleri müfredatlara konulmasını sağlamıştır,
    • Lise eğitimi için İdadiler açmış (109 tane), (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi vb.)
    • İstanbul’da Darülfünun!u (Üniversite) açmış, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kurdurmuştur,
    • Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu (GATA’nın atası), Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler (Harp Okulları yani) ,Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.), Mekteb-i Tıbbıye-i (Marmara Ünv.Tıp Fak.), Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu), Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu), Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.), Hamidiye Ticaret Mektebi (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi), Aşiret Mektebi (Osmanlılık fikrini yaymak için), Bursa’da İpekböcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.

    Kronoloji - Sultan II. Abdülhamid Han(1842-1918)


    31.08.1876V. Murad’ın tahttan indirilmesi.
    II. Abdülhamid’in Padişah olması.
    07.09.1876Sultan Abdülhamid’in kılıç alayı.
    14.09.1876Batılı Devletlerin, 4 Eylül’de Osmanlı Devleti’nin Sırbistan ile ilgili şartlarını reddetmeleri.
    29.10.1876Sırp Ordusu’nun mağlup edilmesi.
    31.10.1876Rusların Babıâli’ye verdikleri ültimatom: “Sırbistan ve Karadağ hareketini durdurun”.
    04.11.1876Şark meselesinin halledilmesi için Rusya ve Batılı Devletlerin İstanbul’da bir konferans toplanması teklifleri.
    Kanunî Esasi’yi hazırlamak üzere 28 kişilik bir komisyonun kurulması.
    19.12.1876Rüştü Paşa’nın istifası, Mithat Paşa’nın ikinci sadareti.
    23.12.1876Tersane Konferansı (İstanbul Konferansı).
    Birinci Meşrutiyetin ilanı.
    1876 Kanuni Esasi’nin (İlk Anayasa) ilanı.
    21.08.1877Süleyman Paşa’nın Şipka taarruzu.
    17.09.1877Gazi Osman Paşa’nın Plevne’yi müdafaa etmesi.
    15.10.1877Süleyman Paşa’nın Balkan Orduları komutanlığına getirilmesi.
    11.01.1878Ethem Paşa’nın azli, Ahmet Hamdi Paşa’nın sadareti.
    20.01.1878Rusların Edirne’ye girmeleri.
    31.01.1878Rusların İstanbul’a yönelmelerine engel olmak için mütareke isteği ve Edirne mütarekesi.
    04.02.1878Ahmet Hamdi Paşa’nın azli, Ahmet Vefik Paşa’nın (Başvekil) ünvanıyla ilk sadareti.
    13.02.1878İlk Meclisi Mebusan’ın tatili. (Birinci Meşrutiyet’in sonu)
    03.03.1878Rusların Ayastefanos (Yeşilköy) yakınlarına gelmeleri nedeniyle Ayastefanos Mütarekesi’nin imzalanması.
    18.04.1878Vefik Paşa’nın azli, Mehmet Sadık Paşa’nın Başvekil olması.
    20.05.1878Ali Suavi olayı (Çırağan vakası)
    28.05.1878Sadık Paşa’nın azli, Mütercim Rüştü Paşa’nın sadareti.
    04.06.1878Osmanlı-İngiliz ittifakı. (Kıbrıs Andlaşması) Kıbrıs’ın İngilizlere kiralanması.
    13.07.1878Berlin andlaşması.
    Uluslararası 2. büyük kongre.
    Osmanlı İmparatorluğu için “Şark Meselesi”nin başlaması.
    14.07.1878Rüştü Paşa’nın azli, Esat Saffet Paşa’nın sadareti.
    Avusturyalıların Bosna-Hersek’i işgali.
    04.12.1878Saffet Paşa’nın azli, Hayreddin Paşa’nın sadareti.
    21.04.1879Avusturya ile Bosna-Hersek anlaşması.
    29.07.1879Hayreddin Paşa’nın azli, Ahmet Arifi Paşa’nın sadareti.
    18.10.1879Ahmet Arifi Paşa’nın azli, Küçük Said Paşa’nın sadareti.
    09.06.1880Said Paşa’nın azli, Mehmet Kadri Paşa’nın sadareti.
    11.09.1880Mehmet Kadri Paşa’nın azli, Said Paşa’nın sadareti.
    12.05.1881Fransa’nın Tunus’u işgali.
    27.06.1881Mithat Paşa’nın yargılanması.
    02.07.1881Teselya ve Narda kazasının Yunanistan’a terki.
    20.12.1881“Muharrem Kararnamesi”nin ilanı ve Duyun-ı Umumiye’nin kuruluşu.
    02.05.1882Said Paşa’nın azli, Abdurrahman Nurettin Paşa’nın sadareti.
    10.07.1882Abdurrahman Nurettin Paşa’nın istifası.
    11.07.1882İngiliz Donanması’nın İskenderiye’yi bombalaması, Mısır sorunu.
    12.07.1882Said Paşa’nın üçüncü sadareti.
    30.07.1882Said Paşa’nın azli, Ahmet Vefik Paşa’nın sadareti.
    03.12.1882Ahmet Vefik Paşa’nın azli, Said Paşa’nın dördüncü sadareti.
    28.06.1884Bestekâr Hacı Arif Bey’in ölümü.
    18.09.1885Doğu Rumeli vilayetinin Bulgaristan ile birleşmesi.
    24.09.1885Said Paşa’nın azli, Kamil Paşa’nın sadareti.
    19.10.1885Sırp-Bulgar çatışması ve Bükreş andlaşması.
    21.01.1886Yunanistan’ın Girid Adası’nı kendine bağlama teşebbüsü.
    02.12.1888Ünlü vatan şairi Namık Kemal’in ölümü.
    01.04.1891Ahmet Vefik Paşa’nın ölümü.
    04.09.1891Kamil Paşa’nın azli, Ahmet Cevat Paşa’nın sadareti.
    11.05.18953 Devlet tarafından Babıâli’ye memorandum verilmesi.
    08.06.1895Memorandum’un Padişah tarafından reddedilmesi.
    Cevat Paşa’nın azli, Said Paşa’nın beşinci sadareti.
    30.09.1895Memorandumun reddine karşı olan Ermeni komitecilerin Babıâliye yürümeleri.
    30.10.1895Ermeni isyan ve terör hareketleri.
    01.10.1895Said Paşa’nın azli, Kamil Paşa’nın sadareti.
    07.10.1895Kamil Paşa’nın azli ve İzmir’e vali olması.
    Halil Rıfat Paşa’nın sadareti.
    26.08.1896“Banka Olayı” Ermenilerin Osmanlı Bankası baskınları.
    18.04.1897Yunanistan’a harp kararı – Türk zaferleri.
    04.12.1897Osmanlı-Yunan barışı.
    18.12.1897Girid’in bağımsızlığı.
    1899Alman İmparatoru Wilhelm’in Osmanlı ülkesini ziyareti.
    05.04.1900Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’nın ölümü.
    29.10.1900Azerbaycan okullarında Türk dili yasağının kaldırılması.
    05.11.1901Fransız Donanması’nın Midilli’ye asker çıkarması.
    09.11.1901Sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın ölümü.
    18.11.1901Said Paşa’nın altıncı sadareti.
    04.02.1902Paris’te Prens Sabahaddin başkanlığında Mülteciler Kongresi’nin toplanması.
    14.01.1903Said Paşa’nın azli, Mehmet Ferid Paşa’nın sadareti.
    02.08.1903Makedonya ihtilâlinin yayılması.
    25.10.1903Makedonya ıslahatı.
    29.08.1904Eski padişah V. Murad’ın ölümü.
    21.07.1905Yıldız Hamidiye Camii önünde, Abdülhamid’e suikast girişimi. (Bomba Olayı)
    26.12.1905Midilli ve Limni gümrük ve posta idarelerinin devletlerce işgali.
    25.04.1907Gümrük resminin arttırılması.
    10.06.1908Reval görüşmesi ve Anadolu’nun paylaşılması.
    22.07.1908Ferid Paşa’nın azli, Said Paşa’nın yedinci sadareti.
    23.07.1908İkinci Meşrutiyet’in ilânı.
    04.08.1908Said Paşa’nın istifası, Kamil Paşa’nın sadareti.
    05.10.1908Bosna-Hersek’in Avusturya’ya ilhakı. Bulgar Krallığı’nın kuruluşu.
    06.10.1908Girid’in Yunanistan’a ilhakı.
    17.10.1908İkinci Meşrutiyet’in ilanı ve Meclisi Mebusan’ın açılması.
    13.02.1909Kamil Paşa’nın istifası, Hüseyin Hilmi Paşa’nın ilk sadareti.
    12.04.1909Taşkışla’da bulunan Avcı taburlarının isyanı.
    13.04.1909“31 Mart Vak’ası” Hüseyin Hilmi Paşa’nın istifası.
    Tevfik Paşa’nın sadareti.
    14.04.1909Adana’da Ermeni isyanı.
    15.04.1909Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelmek için Selânik’ten hareketi.
    İsyanın bastırılması.
    24.04.1909“Hareket Ordusu”nun İstanbul’a gelişi.
    27.04.1909“Meclis-i Umumi-i Millî”nin toplanması.
    Sultan Abdülhamid’in halli kararı ve bunu tebliğ edecek heyetin kurulması.
    Abdülhamid ve ailesinin Sirkeci’den tren ile Selânik’e sürgüne gönderilmesi.
    V. Mehmed’in (Mehmed Reşad) Padişahlığı
    2 Şubat 2017
    #1
  2. SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN KİMDİR? Cevapları

soru sor

SULTAN II. ABDÜLHAMİD HAN KİMDİR?