Hz. Mevlananın Hayatı, Eserleri

İsimli konu WH 'Din' kategorisinde, ʗⓔиɠìẕнⓐ&# üyesi tarafından 29 Ocak 2011 tarihinde yazılmıştır. Hz. Mevlananın Hayatı, Eserleri hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Hz. Mevlana’nın Hayatı, Eserleri



    Mevlana'nın Hayatı


    Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
    Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

    Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

    Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

    Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

    1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

    Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

    Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

    Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

    Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

    Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

    Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

    Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

    Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.



    Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
    İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
    Bizim dergâhımız, umitsizlik dergâhı değildir,
    Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...


    ----------------
    -------------------------------------------------------

    Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
    Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...


    -----------------------------------------------------------------------

    Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
    Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
    Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
    Yüz rüzgarı olmak isterdim...


    -----------------------------------------------------------------------


    Aklın varsa bir başka akılla dost ol da,
    işlerini danışarak yap...


    -----------------------------------------------------------------------

    Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
    Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz...


    -----------------------------------------------------------------------

    Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
    Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır...
    İnsan vardır, değerlidir dertler içinde;
    İnsan vardır, hayır yok Dünyaya gelişinde
    Ne büyük yanılgı, ne büyük aldanıştır
    "İnsan" diye anılmasının her ikisinin de...


    -----------------------------------------------------------------------

    Bedenimiz tıpkı değirmene benziyor.
    O değirmen ki, Aşktan akan sudan döner.


    -----------------------------------------------------------------------

    Kötü havalarda insan Dosta aç olur,
    Bir araya gelse, Dost Dosta ilaç olur ,
    Bahçede güller tek tek bir şeye benzemez,
    Öbek öbek olunca, Bahara taç olur


    -----------------------------------------------------------------------

    Aşk yüreğinde köpük köpük kan döner.
    Köpük degil O . Köpük üstünde Can döner


    -----------------------------------------------------------------------

    Sevgide güneş gibi ol
    Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol
    Hataları örtmede gece gibi ol
    Tevazuda toprak gibi ol
    Öfkede ölü gibi ol
    Her ne olursan ol
    YA OLDUĞUN GİBİ GÖRÜN
    YA GÖRÜNDÜĞÜN GİBİ OL


    [B][COLOR=red]MESNEVİ [/COLOR]

    Mesnevî, klâsik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla "İkişer, ikişerlik" demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.

    Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî'de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp gider.

    Mesnevî her ne kadar klâsik doğu'şiirinin bir şiir tarzı ise de "Mesnevî" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevî'si"gelir. Mevlâna Mesnevî'yi Çelebi Hüsameddin'in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre Mevlanâ, Mesnevî beyitlerini Meram'da gezerken,otururken, yürürken hatta semâ ederken söylermiş, Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

    Mesnevî'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25618 dir.

    Mesnevî'nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün - Fâ i lün'dür

    Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî'sinde, tasavvufî fikir ve düşüncelerini, birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.[/B]


    [FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][B][FONT=Comic Sans MS][COLOR=gray][COLOR=red]DİVAN-I KEBİR[/COLOR]

    Dîvân, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr "Büyük Defter" veya "Büyük Dîvân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr'in dili de Farsça olmakla beraber, Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvânı'nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dîvân-ı Kebîr'in beyit adedi 40.000 i aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvâna, Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.[/COLOR][/FONT][/B]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT]


    [FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][COLOR=gray][B][COLOR=red]MEKTUBAT [/COLOR]

    Mevlâna'nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında, edebî mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz, bendeniz" gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir. [/B][/COLOR]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT]

    [FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][COLOR=gray][B][COLOR=red]Fİ Hİ MA Fİ H[/COLOR]

    Fîhi Mâ Fih "Onun içindeki içindedir" manasına gelmektedir.. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve âhiret, mürşit ve mürîd, aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir. [/B][/COLOR]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT]
    [FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][B][COLOR=gray][COLOR=red]MECÂLİS-İ SEB'A[/COLOR]

    (Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb'a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisi'nin, yedi vaazı'nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis'lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir :

    [COLOR=seagreen]1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
    2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
    3. İnanç'daki kudret.
    4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
    5. Bilginin değeri.
    6. Gaflete dalış.
    7. Aklın önemi.
    [/COLOR]
    Bu yedi meclis'de, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi meclisinde her bölüme "Hamd ü sena" ve "Münacaat" ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.[/COLOR][/B]


    [COLOR=#000000][FONT=Times New Roman][FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][U][B][COLOR=red]Mevlana'nın anlamı:[/COLOR][/B][/U]

    [B][COLOR=seagreen]"Efendimiz, mevlâmız" mânâsında olan bu kelime, hürmeten büyük kimselere söylenmiştir. Hazret mânâsında da kullanılır.[/COLOR][/B]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT][/FONT][/COLOR]

    [COLOR=#000000][FONT=Times New Roman][FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][CENTER][B][FONT=Comic Sans MS][SIZE=3][COLOR=#ff0000]Hz. Mevlana’yı Anlamak[/COLOR][/SIZE][/FONT][/B][/CENTER]
    [B][FONT=Comic Sans MS]
    Mevlânâ denilince hemen herkesin aklına öncelikle hoşgörü ve insan sevgisi gelir. Bunlar aslında sadece Mevlânâ’ya has üstünlükler değil, bütün hidayet öncülerinin ortak özellikleridir. fiu var ki, Hazreti Mevlânâ, bu mânâları eserlerinde çok güzel işlemiş, örneklerle zihinlerde ve kalplerde nakşetmeyi başarmış ve onun bu samimi ve içten gayreti güzel meyveler vermiş ve onu bütün dünyanın hâlâ coşkuyla andığı bir gönül dostu yapmıştır.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]HER büyük insan gibi Hazreti Mevlânâ’yı da yanlış anlayanlar çıkabiliyor. Bunların da iki gruba ayrıldığını görüyoruz. Büyük ekseriyet, o büyük mürşidi bütün yanlış inançlara toleransla bakan eşsiz bir hümanist olarak görür ve onu böylece tanıtmaya çabalarlar. Böyle bir anlayış Mevlânâ’ya iftira olur. O büyük insan, yanlış düşüncelere, bâtıl inançlara değil, bunların sahiplerine karşı tolerans göstermiş, kendilerine gerçeği anlatmak üzere onları dergâhına davet etmiştir. O düşünce fakirlerine ve maneviyat hastalarına şefkat kucağını açmış, yanlış yoldan dönmeleri için büyük bir gayretin içine girmiştir.[/FONT][/B]

    [B][FONT=Comic Sans MS]Onun, “Gel!” çağrısını bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Hazreti Mevlânâ, nice insanların güle oynaya ateşe doğru koşuştuğunu görünce içi yanar ve onlara “Gel!” diye seslenir. Yanmaya can atan o gafillerin kim olduklarına, neci olduklarına bakmaz. Çünkü hepsi insandır. O zavallıların kurtarılmalarından Rabbünnas (insanların terbiye edicisi) olan Allah’ın da razı olacağı şüphesizdir. Nitekim Allah, nice azgın kavimlerin kurtuluşu için peygamberler göndermiş, onlara doğru yolu göstermek için kitaplar indirmiştir. Bütün Hak elçileri ve bütün İlahî fermanlar insanları doğruya, güzele, hidayete, kurtuluşa çağırmışlardır. Mevlânâ’nın “Gel!” çağrısı da o büyük velinin kendi asrındaki insanları kurtuluşa davet etmesinin simgesi olmuştur. Bu insanlar dinsiz de olabilirler, Mecusî de olabilirler, bir başka sapık yolun yolcusu da olabilirler. “Gel!” çağrısı bunların tümünedir.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]HAZRETİ MEVLÂNÂ, Allah kelamında ahsen-i takvim üzere yaratıldığı haber verilen insanların, böyle ters yollara girmelerinden ve o üstün mahiyetlerini zayi etmelerinden büyük bir rahatsızlık duymuş ve kendilerine bir şeyler anlatmak üzere onları yanına çağırmıştır; “Gel!” diye.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Eğer Hazreti Mevlânâ, onu yanlış takdim edenlerin zannı gibi, her düşünceyi ve her inancı hoş görseydi böyle bir çağrıyı yapması anlamsız olurdu. “Gel!” diyeceğine “Herkes kendi yoluna devam etsin” derdi; isterse bu yolların sonu o dehşetli cehennem azabına çıksın.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Mevlânâ’nın şefkati buna izin vermemiş, o felaket yolcularını yanına çağırmıştır.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Onun bu çağrısının iyi anlaşılması için öncelikle şu sorunun cevabını bulmak gerekiyor:[/FONT][/B]

    [B][FONT=Comic Sans MS]Hazreti Mevlânâ “Gel!” diye seslendiği o kişileri neye davet etmektedir?[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Bu konuda keyfînce hayaller üretmeye, indî görüşler sergilemeye gerek yoktur. Bu sorunun cevabı, onun eserlerinde işlediği temalardır. Onun temel eseri olan Mesnevî ve özel sohbetlerinin toplandığı Fihi Ma Fih dikkatle incelendiğinde, her ikisinde de İslâm ahlâkının en güzel şekilde takdim edildiği görülür. O halde Mevlânâ, insanları İslâm’a ve onun ahlâk modeline çağırmaktadır.[/FONT][/B]

    [B][FONT=Comic Sans MS]Yazdıkları ortada iken onun bu çağrısına farklı yorumlar getirmek, hele o büyük veliyi olduğundan farklı bir şahsiyet olarak takdim etmek kendisine yapılacak en büyük haksızlıktır.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]MEVLÂNÂ’YI yanlış anlayan ikinci grup ise, onun verdiği bazı temsilleri kendilerince ahlâka zıt görüp o büyük insanı, güya İslâm adına, insafsızcasına tenkide kalkışırlar. Bu gibi kimseleri Üstad Bediüzzaman Hazretleri “Dinde mutaassıp muhakeme-i akliyede noksan,” şeklinde tarif eder.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Önce şunu ifade etmek isterim: Çirkin şeyleri açıklamak için çirkin örnekler vermek hikmete uygun bir ifade tarzıdır. Mesela, Mevlânâ, “şerri yaratmanın şer olmadığını” anlatmak için bir temsil getirir. Bu temsilde çirkin bir adamdan söz eder. fierri, çirkinlikle açıklama yoluna gider ve özetle şöyle der:[/FONT][/B]

    [B][FONT=Comic Sans MS]“Çirkin bir adamın resmini aslına en uygun şekilde çizen bir ressam takdir edilir; o çirkin resim için ona övgüler yağdırılır. Resimdeki adam çirkindir, ama o resim çok mükemmel bir sanat eseridir.”[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Bu konuda Mevlânâ’nın hemen aklıma gelen iki temsilini de nakletmek isterim:[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Kendi yanlış görüşlerine ters düşen ve yine kendi bozuk ahlâk anlayışlarıyla uyuşmayan kişileri tenkit edenlere şöyle bir örnek verir:[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]“Adamın biri gül bahçesine girer girmez bayılır. Çevresindekiler ne yaparlarsa uyandıramazlar. Durum kardeşine haber verilir. Kardeşi eline bir parça kurumuş sığır gübresi alarak kardeşinin yanına gelir. Elini onun burnuna yaklaştırdığında hemen gözleri açılır.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Olayı hayretle seyredenlere şu açıklamada bulunur:[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Kardeşimin bütün günü ahırda, hayvan pislikleri içinde geçiyor. Kendisi gül bahçesine girince bu yeni koku ona dokundu ve bayıldı.”[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Sefih ortamlarda yaşayanların nezih toplumlara karşı çıkmalarını Hazreti Mevlânâ bu örnekle çok güzel bir şekilde ifade etmiş oluyor.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Onun en hoşuma giden diğer bir temsili de şu: İlk bakışta birinci örnekteki gübre gibi çirkin görünüyor, ama ondan nice ibret ve hikmet gülleri çıkabiliyor.[/FONT][/B]

    [B][FONT=Comic Sans MS]“Adama sordular, ‘Ananı niçin öldürdün?’ diye.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]‘Onu yabancı bir erkekle birlikteyken yakaladım.’ dedi.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Tekrar sordular: ‘Ananı öldüreceğine o adamı öldürseydin ya!?’[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]“O zaman,” dedi, “her gün bir adam öldürmem gerekecekti.”[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]MEVLÂNÂ, “nefsin her kötülüğün anası olduğunu” bu örnekle enfes bir şekilde ortaya koyuyor ve nefsini öldürmeyenlerin çok kötülüklerle baş başa kalacaklarını harika bir şekilde ders veriyor.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]Bu önemli dersten faydalanma yerine, meseleyi kendi aklınca ahlâk boyutuyla ele alıp o büyük veli hakkında haddi aşan şeyler söylemek kişiye hiçbir şey kazandırmaz, ama çok şey kaybettirir. Konunun su-i zan ve gıybet boyutu bir yana, onun o güzel derslerinden istifade edememek başlı başına bir zarardır.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]fiunu da önemle ifade edeyim ki, bu tarz örnekler Hazreti Mevlânâ’nın eserlerinde çok az görülür. O, çoğu örneklerinde hayvanları konuşturur, onlar arasındaki maceralarla insanlara dolaylı bir şekilde ders verir.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]fiu bir gerçek ki, insanoğlu doğrudan nasihati pek kabul etmiyor. Gurur ve enaniyeti buna kolay kolay izin vermiyor. Bunun yerine, bir eserden nakil yapmak, karşılaştığı bir olayı anlatmak muhatabın daha rahat dinlemesini sağlayabiliyor.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]İnsanın bu psikolojisini çok iyi bilen Hazret-i Mevlânâ, hayvanlar âleminden verdiği ibretli örneklerle “dolaylı anlatımı” mükemmel bir şekilde kullanıyor ve insanlık âlemine ışık tutuyor.[/FONT][/B]
    [B][FONT=Comic Sans MS]
    [COLOR=gray]Prof DR Alaaddin Başar[/COLOR][/FONT][/B]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT][/FONT][/COLOR]

    [COLOR=#000000][FONT=Times New Roman][FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][SIZE=3][B][COLOR=red]Hz.Mevlana'dan birkaç söz:[/COLOR][/B][/SIZE]
    [SIZE=3][COLOR=#009900][B]
    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG][/B][/COLOR][/SIZE][COLOR=#666666][B]Ben yaşadıkça Kur'an'ın bendesiyim
    Ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum
    Biri benden bundan başkasını naklederse
    Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim...

    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG] Güneş olmak ve altın ışıklar halinde
    Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim
    Gece esen ve suçsuzların ahına karışan
    Yüz rüzgarı olmak isterdim...

    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG] Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap...

    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG] Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz
    Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz...

    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG] Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir
    Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır...

    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG] Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini
    Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil...

    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG] Bir katre olma, kendini deniz haline getir
    Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin...

    [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/q.gif[/IMG] Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
    Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...[/B][/COLOR]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT][/FONT][/COLOR]


    [COLOR=#000000][FONT=Times New Roman][FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][SIZE=3][COLOR=#009900][B][COLOR=red]SORULARLA HZ.MEVLANA'NIN HAYATI[/COLOR] [/B][/COLOR][/SIZE][COLOR=#009900]

    [/COLOR][I][B][SIZE=3][COLOR=#009900][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][/COLOR][/SIZE][COLOR=#ff4000] Mevlana’nın Asıl Adı Nedir?[/COLOR][/B][/I]

    [B]Asıl adı, Muhammed olan Celaleddin’in daha yaygın unvanı Mevlana Celaleddin-i Rumi’dir. Ona Rumi denilişi, sanat ve düşünce hayatının o asırlarda diyarı Rum diye anılan Anadolu’da geçmiş ve bu yurtta ebedileşmiş olmasındandır. Horasan’ın (Afganistan Türkistan’ı) Belh şehrinde doğmuştur.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlana’nın Ana ve Babası Kimdir?[/COLOR][/B]

    [B]Babası Sultanu’l ulama (Bilginlerin sultanı) diye tanınan Bahattin Velet’tir. Annesi ise Mümine Hatun’dur.[/B]
    [B]Babası, çağının en büyük bilginlerindendi. Annesi Mümine Hatun ise Harzemşahlar İmp. hanedanından gelme bir prensestir.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlananın Eş ve Çocukları Kimlerdir?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana, daha 18 yaşında iken Karaman’da babası tarafından Semerkandlı Hace Şerafettin’in kızı Gevher Hatun’la evlendirilmiş ve bu evlilikten iki erkek evladı olmuştu. Bunlardan ilk oğlu Sultan Veled, ikinci oğlu ise Alaeddin’dir. Ancak Alaeddin, daha Mevlana hayatta iken 1262 yılında vefat etti. Mevlana birinci karısının vefatından sonra Konya’da Kerra Hatun’la evlendi. Bu evlilikten ise Muzafferüddin Alim Çelebi ile Melike Hatun dünyaya geldi. [/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlana Kimlerden Ders Aldı?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana, ilk eğitimini babasından aldı. Babası, çağının en büyük bilginlerindendi. 12 Ocak 1231’de babasının ölümü üzerine, eğitimini Seyyit Burhanettin Tirmizi’nin yanında sürdürdü. Mevlana babasından Fen ve Din ilimleri, Tirmizi’den de Tasavvuf ilmini öğrendi. Onun hayatında dönüm noktası olan diğer bir alimse Şemsi Tebziri’dir.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlana’nın Babası, Horasan’dan Anadolu’ya Niçin Göç Etmiştir?[/COLOR][/B]

    [B]Harzemşahlar, Bahattin Velet’in manevi nüfuzundan çekinirlerdi. Bir süre sonra bu yüzden araları açıldı. Bunun üzerine Bahattin Velet, Belh’ten ayrılmak zorunda kaldı. O sıralarda Mevlana, daha küçük bir çocuktu. Babası ile birlikte, İran’dan, Bağdat’tan geçerek Hicaz’a geldi. Hac ibadetinden sonra da, Şam yoluyla, Anadolu’ya geçtiler. Anadolu’daki Selçuklu İmparatorluğunun ihtişamlı bir çağıydı. Bahattin Velet, Anadolu Selçuklu Devleti’nin merkezi Konya’da çok büyük bir saygıyla karşılandı. Mevlana yirmi dört yaşlarındaydı.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlanna’nın Ana ve Babası Nerede Öldü?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana’nın annesi Mümine Hatun Karaman(Larende) şehrinde, babası Bahattin Velet ise 1231 tarihinde Konya’da vefat etti.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlana’nın Hayatındaki En Önemli Kişi Kimdi?[/COLOR][/B]

    [B]1244 yılında Konya’ya Tebrizli Mehmet Şemsettin adında bir derviş geldi. Bu esrarlı kişinin Pek yüksek duyguları ve görüşleri vardı. Tebrizli Şems’in Konya’ya gelişi Mevlana’nın hayatını büsbütün değişik bir yöne yöneltti. Mevlana o sıralarda 37 yaşlarındaydı. O güne kadar Mevlana; ciddi, ağır başlı büyük bir bilgin olarak tanınmıştı. Büyük bir fikir adamıydı. Tevrizli Şems’in gelişi ise Mevlana’nın duygu dünyasını alt üst etti ve onu bir gönül adamı haline getirdi.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Şems-i Tebrizi, Konya’dan Neden Kaçtı?[/COLOR][/B]

    [B]Şems-i Tebrizi, Mevlana’nın duygu dünyasını alt üst etmiş ve onu bir gönül adamı yapmıştır. Şems, Mevlana’daki deha ateşini büsbütün tutuşturdu. Mevlana, Şems’ten başka herkesi ihmal etmeye başlamıştı. Bu durum, kendisini sevenleri de, çömezlerini de son derece üzüyordu. hatta Şems’i ölümle bile tehdit etmekten geri kalmadılar. Bu durumdan sıkılan Şems de, 1246 yılında, Konya’dan gizlice Şam’a kaçtı.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Şems-i Tebrizi Konya’ya Geri Döndü mü?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana, Şems-i 15 ay süren sohbetine dayanamamıştı. Onun gitmesiyle perişan oldu. Bu sonucu beklemeyen çömezleri ise, yaptıklarına pişman oldular. Şems’in Şam’da olduğunu biliyorlardı. Mevlana, dönmesi için ona birçok mektup yazdı. Sonra da, oğlu Sultan Velet’i 20 kişilik bir kafileyle Şam’a gönderdi. Mevlana’nın mektuplarıyla Şems, yumuşayarak, ayrılmasından 9 ay sonra 1246 yılında Konya’ya dönmeye razı oldu.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Daha Sonra Şems Nereye Gitti?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana, Konya’nın en yüksek, en aydın tabakası ile birlikte Şems’in meclisine devama başladı. Mevlana artık ne ders ne de vaaz veriyordu. Kendi iç dünyasına dalmıştı. Öğrencileriyle çömezleri bu durumdan da hoşnut olmadılar. Bu kuvvetli hoşnutsuzluk karşısında Şems, 1247 yılında ansızın ortadan kayboldu. Bu esrarengiz gidiş, hiçbir zaman aydınlanamadı.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlana Nerede ve Ne Zaman Öldü?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana, 17 Aralık 1273 tarihinde 66 yaşındayken Konya’da öldü. Hastalığı, yüksek ateş yapan bir karaciğer rahatsızlığıydı. Cenazesinde, bütün Konyalılarla birlikte Hıristiyanlar ve Yahudiler de vardı. Türbesini Selçuklu veziri Alemettin Kaysar yaptırdı. Mevlana’nın ölüm anına, Şeb-i arus (Düğün gecesi) denir. Bu gece, aşığın maşuğa (Allah’a) kavuştuğu gecedir.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlana Nasıl Bir Kişiliğe Sahipti?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana, islam ve gayri islam bütün insanlıkça beğenilmiş bir sanat adamıdır. Fikir ve kişi özgürlüğüne olağanüstü değer vermiş, insanı adeta kutsal bir varlık derecesine yükseltmiştir. Sonsuz derecede hoşgörülüdür. Büyük bir Türk şairi ve mutasavvıfı, bilgin ve fikir adamıdır. En kötü insanı bile, bağışlanmaya, sevilmeye laik görür. Pakistan’ın dev şairi Muhammed İkbal’e ilham kaynağı olmuştur. Alman şairi Goethe’yi ve ünlü ressam Rembrant’ı derinden etkilemiştir.[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][COLOR=#ff4000] Mevlana Şiirlerini Niçin Farsça Yazmıştır?[/COLOR][/B]

    [B]Mevlana’da Türklük sevgisi çok güçlüdür. O yüzyılda Türkçe, Anadolu’da ileri bir şiir dili olarak daha gelişmemiş bulunuyodu. Mevlana da bu yüzden şiirlerini Farsça yazıyordu. Hatta buna üzülerek söylediği şu mısra pek ünlüdür: "Aslem Türk-est egerci hinduguyem" (Her ne kadar Farsça söylüyorsam da, aslım Türk’tür.)[/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/RT.jpg[/IMG][/B][COLOR=#ff4000][B] Mevlevi Tarikatı Nedir?
    [/B][/COLOR]
    [B]Mevlana Celaleddin Rumi tarafından kurulan, oğlu Sultan Velet tarafından tanzim edilen bir tarikattır. Şems-i Tebrizi Mevlana’nın hayatında bir dönüm noktasıdır. Şems, Mevlana’yı kitapların dışında ki sırlara ermek yolunda, ileri bir iman ve heyecan alemine götürür, Ona sema zevkini tattırır, onu Ney’in büyülü dünyasına sokar.

    [COLOR=#ff4000]Çelebi:[/COLOR] Tarikatın başına denir. Mevlana’nın torunlarından seçilir. Konya’da Mevlana’nın türbesi olan dergahta otururdu.

    [COLOR=#ff4000]Şeyh:[/COLOR] Mevlevi hanenin başına şeyh denirdi. Şeyh, dedeler arasından seçilirdi; yalnız şeyhliği Çelebinin tastik etmesi gerekirdi.

    [COLOR=#ff4000]Dede: [/COLOR]1001 günlük çileyi tamamlayan dervişe denirdi.

    [COLOR=#ff4000]Sema:[/COLOR] Mevlevi dervişlerinin ney, nısfiye gibi çalgılar eşliğinde, kollarını iki yana açıp, sağ avucunu gökyüzüne, sol avucunu yeryüzüne döndürerek Hakk’tan alıp halka dağıtarak yaptıkları ayin.

    [COLOR=#ff4000]Ayin:[/COLOR] Mevlevi dervişlerinin katıldığı müzikli raks töreni. Aynı zamanda tören esnasında okunan şiirlerede ayin denirdi. Ayinde, "Mutrip" denilen saz heyetiyle "Ayinhan" denilen okuyucular bir "Ayin-i Şerif" çalıp okurlar. Dervişler de bu nağmeye uyarak, "Sema" raksı yaparlar, kendilerinden geçercesine dönerler.

    [COLOR=#ff4000]Ney: [/COLOR]Türk müziğinde ve özellikle tasavvuf müziğinde yer alan kaval biçiminde, yanık sesli, kamıştan bir üfleme çalgısıdır.

    [COLOR=#ff4000]Nısfiye: [/COLOR]Bir çeşit kısa ney.[/B]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT][/FONT][/COLOR]

    [COLOR=#000000][FONT=Times New Roman][FONT=verdana][B][CENTER][LEFT][COLOR=#000000][LEFT][B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG] [COLOR=#ff4000]MEVLANA MÜZESİ VE BÖLÜMLERİ[/COLOR] [IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG][/B]

    [B][COLOR=#666666]Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı'nın yeri, Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna'nın babası Sultânü'l-Ulemâ Bâhaeddin Veled'e hediye edilmiştir. [/COLOR][/B]

    [B]Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 tarihinde vefat edince türbedeki bugünkü yerine defnedilmiştir. Bu defin gül bahçesine yapılan ilk defindir. [/B]

    [B]Sultânü'l-Ulemâ'nın ölümünden sonra kendisini sevenler Mevlâna'ya müracat ederek babasının mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istediklerini söylemişlerse de Mevlâna "Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur" diyerek bu isteği reddetmiştir. Ancak kendisi 17 Aralık 1273 yılında vefat edince Mevlâna'nın oğlu Sultan Veled Mevlâna'nın mezarı üzerine türbe yaptırmak isteyenlerin isteklerini kabul etmiştir. "Kubbe-i Hadra" (Yeşil Kubbe) denilen türbe dört fil ayağı (kalın sütun) üzerine 130.000 Selçukî dirhemine Mimar Tebrizli Bedrettin'e yaptırılmıştır. Bu tarihten sonra inşaî faaliyetler hiç bitmemiş 19. yüzyılın sonuna kadar yapılan eklemelerle devam etmiştir. [/B]

    [B]Mevlevî Dergâhı ve Türbe 1926 yılında "Konya Âsâr-ı Âtîka Müzesi" adı altında müze olarak hizmete başlamıştır.1954 yılında ise müzenin teşhir ve tanzimi yeniden gözden geçirilmiş ve müzenin adı "Mevlâna Müzesi" olarak değiştirilmiştir. [/B]

    [B]Müze alanı bahçesi ile birlikte 6.500 m² iken, yeri istimlak edilerek Gül Bahçesi olarak düzenlenen bölümlerle birlikte 18.000 m²ye ulaşmıştır. [/B]

    [B]Müzenin avlusuna "Dervîşân Kapısı" ndan girilir. Avlunun kuzey ve batı yönü boyunca derviş hücreleri yer almaktadır. Güney yönü, matbah ve Hürrem Paşa Türbesi'nden sonra, Üçler Mezarlığı'na açılan Hâmûşân (Susmuşlar) Kapısı ile son bulur. Avlunun doğusunda ise Sinan Paşa, Fatma Hatun ve Hasan Paşa türbeleri yanında semahane ve mescit bölümleri ile Mevlâna ve aile fertlerinin mezarlarının da içerisinde bulunduğu ana bina yer alır. [/B]

    [B]Avluya Yavuz Sultan Selim'in 1512 yılında yaptırdığı üzeri kapalı şadırvan ile "Şeb-i Arûs" havuzu ve avlunun kuzey yönünde yer alan selsebil adı verilen çeşme, ayrı bir renk katmaktadır. [/B]
    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG] [COLOR=#009900]Tilâvet Odası[/COLOR] [/B]


    [B]Tilâvet Arapça bir kelime olup,Kur'an-ı Kerim'i güzel sesle ve usulüne uygun olarak okuma anlamına gelir. Geçmişte bu oda da Kur'an-ı Kerim okunulduğu için buraya tilâvet odası denmiştir. Halen Hat Dairesi olarak kullanılmaktadır. [/B]
    [B]Hat Dairesi'nde Mahmud Celaleddin, Mustafa Rakım, Hulusi, Yesarizâde gibi devirlerinin meşhur hattatlarının levhaları yanında, Sultan II. Mahmud'un yazdığı altın kabartma bir levha da yer almaktadır. Gümüş kapı üzerinde teşhir edilmekte olan Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi'nin hattı ile yazılmış olan Molla Cami'ye ait Farsça beyitte şöyle denilmektedir.
    Kabetü'l-uşşâk bâşed in mekam
    Her ki nakıs amed incâ şod temam
    (Bu makam aşıkların kâbesi oldu. Buraya noksan gelen tamamlanır) [/B]

    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG] [COLOR=#009900]Huzûr-ı Pîr (Türbe)[/COLOR] [/B]


    [B]Türbe salonuna Sokullu Mehmet Paşa'nın oğlu Hasan Paşa'nın 1599 yılında yaptırdığı gümüş kapıdan girilir. Burada bulunan iki vitrin içerisinde Mevlâna'nın meşhur eserlerinden Mesnevi'nin, Divân-ı Kebir'in en eski nüshaları sergilenmektedir. Türbe salonunu üç küçük kubbe örter. Üçüncü kubbeye post kubbesi de denilir ve yeşil kubbeye kuzey yönünden bitişiktir.[/B]

    [B]Türbe salonu doğuda, güneyde ve kuzeyde yüksekçe bir set ile çevrilir. Kuzeyde iki parça halinde yer alan yüksek setlerde 6 Horasan erinin sandukaları yer almaktadır. Horasan erlerinin hemen ayak ucunda ise İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han için yapılmış nisan tası sergilenmektedir. [/B]
    [B]Yine burada yer alan iki levha, Mevlâna'nın felsefesini ve düşünce sistemini açıklaması açısından mühimdir. 1. levha Türkçedir ve şöyledir;

    "Ya olduğun gibi görün
    Ya göründüğün gibi ol" Hz. Mevlâna [/B][B]2. levha ise Mevlana'nın Farsça bir rubaisidir. Rubainin Türkçe çevirisi şöyledir;

    "Gel, Gel, ne olursan ol, gel!
    İster kâfir, ister mecûsî, ister puta tapan ol, gel!
    Bizim dergâhımız ümitsizlik dergâhı değildir.
    Yüz kerre tövbeni bozmuş olsan da yine gel!"
    Hz. Mevlâna [/B]


    [B]Türbe salonunu doğuda ve güneyde çevreleyen yüksekçe set üzerinde ise Mevlâna ve babası Bahaeddin Veled'in soyundan gelme, 10'u hanımlara ait olmak üzere 55 adet mezar ile, Hüsameddin Çelebi, Selâhaddin Zerkûbî ve Şeyh Kerimüddin gibi Mevlevîlikte makam sahibi olmuş 10 kişiye ait toplam 65 mezar bulunmaktadır. Hanımlara ait mezarların üzerinde yer alan sandukalara sikke konulmamıştır. [/B]

    [B]Yeşil kubbenin tam altında Mevlâna'nın ve oğlu Sultan Veled'in mezarları yer almaktadır. Mezarların üzerindeki iki bombeli mermer sandukayı 1565 yılında Kanunî Sultan Süleyman yaptırmıştır. Sandukaların üzerinde yer alan altın sırma tellerle işlenilmiş Pûşîde ise Sultan Abdülhamid II. tarafından 1894 yılında yaptırılmıştır. [/B]

    [B]Halen Mevlâna'nın babası Bahaeddin Veled'in mezarı üzerinde bulunan ve bazı kişilerin "oğlu gelince babası ayağa kalkmış" dedikleri ahşap sanduka ise, bir Selçuklu şaheseri olup, 1274 yılında Mevlâna için yaptırılmıştır. Kanunî, Mevlana ve oğlu Sultan Veled'in mezarları üzerine 1565 yılında yeni bir mermer sanduka yaptırınca, ahşap sanduka buradan kaldırılmış ve sandukası olmayan Mevlâna'nın babasının mezarının üzerine konulmuştur. [/B]
    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG] [COLOR=#009900]Semâhâne[/COLOR] [/B]


    [B]Semâhâne bölümü, mescid bölümü ile birlikte XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Semâhâne'de semâ, 1926 yılında dergâh müze oluncaya kadar devam etmiştir. Semâhâne'de yer alan naat kürsüsü ve müzisyenlerin oturdukları mutrib hücresi ile erkekler ve hanımlara ait mahfiller orijinal halleri ile korunurken, Semâhâne'nin uygun duvarlarında tarihi halılar ve yine vitrinler içerisinde madeni ve ahşap eserlerle Mevlevî musiki aletleri sergilenmektedir. [/B]
    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG] [COLOR=#009900]Mescid[/COLOR] [/B]


    [B]Mescide çerağ kapısından girilir. Ayrıca mezarların bulunduğu huzûr- pîr ve semâhâne bölümlerinden de birer küçük kapı ile geçişler vardır. Bu bölümde müezzin mahfili ve mesnevîhân kürsüsü orijinal halleriyle muhafaza edilmektedir. [/B]

    [B]Mescidin güney duvarı üzerinde çok değerli halı ve ahşap kapı numuneleri sergilenirken, Mescid içerisine serpiştirilen 10 adet vitrinde de çok değerli cilt, hat ve tezhip numuneleri sergilenmektedir. [/B]
    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG] [COLOR=#009900]Halı Kumaş Bölümü - Derviş Hücreleri[/COLOR] [/B]

    [B]Mevlâna Dergâhı'nın ön avlusunun batı ve kuzey yönünü çevreleyen, her birinde birer küçük kubbe ve baca bulunan 17 hücre bulunmaktadır. Bu hücreler Padişah III. Murat tarafından 1584 yılında dervişlerin ikameti için yaptırılmıştır. [/B]


    [B]Bu hücrelerden giriş kapısının sağında kalan dört hücre, halen gişe ve idare binası olarak kullanılmaktadır. Girişin solunda kalan 13 hücrenin baştan iki tanesi postnişîn ve mesnevîhân hücresi olarak, orijinal eşyaları ile teşhir edilmiştir. [/B]

    [B]En sondaki iki hücre ise değerli kitap koleksiyonlarını müzemize hediye eden Rahmetli Abdülbakî Gölpınarlı ile Dr. Mehmet Önder'in kitaplarına tahsis edilmiştir. Halen kütüphane olarak hizmet vermektedir. [/B]

    [B]Diğer 9 hücrenin ara duvarları kaldırılarak birbirine bağlı iki büyük koridor elde edilmiştir. Bu koridorlardan birinde ülkemizin Kula, Gördes, Uşak, Kırşehir gibi yörelerine ait tarihi halıları, diğer koridorda ise Konya İli'ne bağlı, Ladik, Karaman, Karapınar, Sille gibi yörelerde dokunmuş tarihi halılar sergilenmektedir. [/B]

    [B]Bu hücrelerin koridora açılan pencere ve kapı boşluklarına yapılan vitrinlerde ise Mevlevî etnografyasına ait pazarcı maşası, mütteka, nefîr gibi dergâhtan müzeye nakledilen tarihi nitelikteki eşyalarla, müze koleksiyonunda yer alan son derece değerli Bursa kumaşları sergilenmektedir. [/B]
    [B][IMG]http://www.bizimkonya.com/images/arr.gif[/IMG] [COLOR=#009900]Matbah Bölümü [/COLOR][/B]
    [B]Matbah müzenin güneybatı köşesinde yer alır. 1584 yılında Sultan III. Murat tarafından yaptırılmıştır. Dergâhın müzeye dönüştürülüğü 1926 yılına kadar yemek ihtiyacı burada karşılanıyordu. [/B][B][COLOR=#666666]1990 yılında yapılan onarımlardan sonra bu bölümün teşhir ve tanzimi mankenler ile yeniden yapılmıştır. Matbahın asıl işlevi olan yemek pişirme ve somat denilen sofrada yemek yeme adabı mankenlerle anlatılmaya çalışılmıştır. Matbahın diğer işlevlerinden olan Nev-ni-yâz denilen Mevlevî aday adayı saka postu üzerinde otururken, semâ talim çivisi yanında ise semâ dedesinin can tabir edilen Mevlevî derviş adayına semâ talim ettirişi anlatılmaya çalışılmıştır.[/COLOR][/B]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT][/FONT][/COLOR]

    [/LEFT]
    [/COLOR][/LEFT]
    [/CENTER]

    [/B][/FONT]




    29 Ocak 2011
    #1
  2. Hz. Mevlananın Hayatı, Eserleri Cevapları

  3. :tamam:harika bir paylaşım tebrikler çok güzel ir kaynak olmuş ..
    29 Ocak 2011
    #2

  4. Teşekkurler ablacım.Umarım herkes faydalanır.Dünyada hayatı ve öğrettıklerı ile örnek alınacak nadir insanlardan.. :bravo:
    29 Ocak 2011
    #3
  5. süper paylaşımm +repp
    8 Mart 2011
    #4

  6. Hanı nerde :) ??
    8 Mart 2011
    #5
soru sor

Hz. Mevlananın Hayatı, Eserleri

Alakalı Aramalar:

  1. yhs-ddc_bd

    ,
  2. hz mevlananın hayatı ve eserleri