Günün Başarı Taktiği - Her Güne Bir Öneri

İsimli konu WH 'Ruh Sağlığı' kategorisinde, "...Gripin..." üyesi tarafından 17 Nisan 2011 tarihinde yazılmıştır. Günün Başarı Taktiği - Her Güne Bir Öneri hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. "...Gripin..."

    "...Gripin..." Yönetici

    [​IMG]

    Yapamayacaklarınızın, yapabileceklerinizi engellemesine izin vermeyin.

    Büyük başarıların önündeki en büyük engel küçük başarılardır. Yapamayacaklarınızın, yapabileceklerinizi engellemesine izin vermeyin. Her insan sadece bir işi herkesten iyi yapabilecek potansiyelle doğar. En iyi yapabileceğin işi bulup yapmak zorlanmadan başarıyı getirir. Başarmak en iyi yapabileceği işi dünyaya ifade etmektir.



    Her Gün Güncellenecektir..

    Gelecekte olabileceğin yerin resmini çekebilir misin?

    Coldplay grubunun "talk" aldı şarkısının sözleri ne güzel: Güneşe merdiven dayayabilirsin. ya da kimsenin söylemediği bir şarkı yazabilirsin. ya da daha önce hiç yapılmamış bir şey yapabilirsin. Kayıp ya da eksilmiş misin? Bir yap-boz gibi mi hissediyorsun kendini? Eksik parçanı bulamadığın. O zaman gördüğün bir şeyin resmini çek. Gelecekte benim olacağın yerin. Güneşe merdiven daya. ya da kimsenin söylemediği bir şarkı yaz. ya da daha önce hiç yapılmamış bir şey yap.


    Her insan hak ettiği hayatı yaşar!

    Hayatımızın ilk yarısında şansımızın rast geldiği, ikinci yarısında hak ettiğimiz hayatı yaşarız. Sadece yaptıklarımızla değil, yapmamız gerektiği halde yapmadıklarımızla da, hak ettiğimiz hayatı yaşarız. Dünkü seçimlerimizin sonucunu bugün, bugünkü seçimlerimizin sonucunu yarın yaşıyoruz. Çoğumuz seçim yaptığımızın farkında olmadan seçimlerimizi yapıyoruz. Seçimlerimiz ile sonuçları arasındaki zaman farkından dolayı aradaki bağlantıyı kuramıyoruz.


    Aklınız tıkandığında yerinize kahramanınızı koyun!

    Büyük bir sorunla karşı karşıyaysanız ve aklınıza yeni bir çözüm gelmiyorsa, o sorunu çözebilecek bir kişiyi sizin yerinizde düşünün. O sizin durumunuzda olsaydı ne yapardı? Kendinize bir “kanaat önderi” seçin ve onun zihnini çalıştırın. Mesela kararsız kaldığınız bir durumda “O sectiginiz Lider benim yerimde olsaydı ne yapardı?” diye akıl yürütebilirsiniz.Sectiginiz Lider sizin yerinizde olsaydı ne yapardı?


    Başarmak birbiriyle çatışan dengeleri yönetmektir!

    Gazeteci Elif Ergu, işadamı Bülent Eczacıbaşı'na "Çocuklarınızı nasıl yetiştiriyorsunuz?" diye sordu. Eczacıbaşının çerçeveletip asılması gereken bir cevap verdi: "Hepimiz için en önemli şey, mutlu ve başarılı çocuklar yetiştirmek. Bu da o kadar çok şeye bağlı ki...En üst düzeyde eğitimin önemine inanmak ama diploma ile hiçbir şeyin bitmeyeceğini bilmek. Bir alanda uzmanlaşmak ama genel kültür sahibi olmanın önemini de anlamak. Kendine güvenmek ama kendini başka insanlardan üstün görmemek. Azimli ve başarı için hırslı olmak ama şükretmesini ve yetinmesini de bilmek. Yaptığı işi ciddiye almak ama kendini çok fazla ciddiye almamak


    Başarı için yeni şeyler öğrenmeden önce, bildiğini unut yeter!

    Bir Amerikan atasözü "bir maymunu ormanın içinden çıkarabilirsiniz ama ormanı maymunun içinden çıkaramazsınız" der. Kaybedenlerin arasında, kaybedenlerin felsefesiyle büyütülmüş biri, bir gün "kazanan"lardan olursa, içindeki "kaybeden" onu hiç yalnız bırakamayacaktır. Başarı ile ilgili yeni taktikler öğrenmeden daha önemli şey, başarı hakkında başarısızlardan öğrendiklerimizi unutmaktır!


    Korkunuza değil, hedefinize odaklanın.

    Beynin en tehlikeli yanı, “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, beyin onu size çeker, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Bataklıktan çıkmaya çalıştıkça, dibe gömülmeye benzer. Beyin odaklanılan hedef için çalışır, hedef olumsuz olsa bile onu gerçekleştirmek için çalışır! Topluluk önünde konuşma yaparken “acaba heyecanlanacak mıyım” diye düşünürseniz, korkunuz olmasın, heyecanlanacaksınız! Korkunuza değil, konunuza odaklanın. Başınıza gelmesinden korktuğunuz en kötü şeye değil, başınıza gelmesini istediğiniz en iyi şeye odaklanın. Unutmayın kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda onu çoğaltırsınız.


    Başarıya götüren soruları keşfedin!

    Başarılı olmanın her aşamasında aklın odaklandığı temel soru değişir. Başarı yolununun ilk adımında kafadaki soru “neyi başarmalıyım?"dır. Neyi başarmak istediğine kesin bir şekilde karar vermiş bir kişinin kafası bu defa “nasıl başarabilirim? sorusuna takılır. Eğer kişi hedefini gerçekleştirmişse bu defa o kişinin aklındaki ana soru şudur: "başarılı kalmak için neler yapmalıyım?" Başarıya giderken doğru soruyu beynin arama motorlarına kaydetmek sonra da cevaplar geldikçe onların uygulanabilir olanlarını gündelik hayatta kullanmak çok önemlidir. Başarı sürecinde kişinin kendine sorması gereken soruların tam listesini "ya bir yol bul ya bir yol aç ya da yoldan çekil" kitabında bulabilirsiniz.
    17 Nisan 2011
    #1
  2. Günün Başarı Taktiği - Her Güne Bir Öneri Cevapları

  3. "...Gripin..."

    "...Gripin..." Yönetici

    Her şey bir insanla başlar!

    Her şey bir insanla başlar. Diğer insanların katılımıyla büyür. Hedeflenen sonucun alınmasıyla başarıya ulaşır. H. Bullis başarının nereden başladığını ne güzel özetlemiş: "Kişisel başarıyla ilgili her formül insanın kişise teşebbüsü ile başlar ve biter. Kurallar oldukça azdır ancak kudretlidir. Amacını tesbit et heyecan ve olumlu düşünce ile kendini ateşle. Meslek hayatına başkalarına yardım ederek başla ve öyle bitir. Bu kalıp içinde her insan kendi mermer bloğundan heykelini yapabilir. Meydana çıkacak son eser de başarısının hikayesi şahsi teşebbüsü yükselme hırsı ve çabasının bir sonucu olacaktır.
    18 Nisan 2011
    #2
  4. "...Gripin..."

    "...Gripin..." Yönetici

    SAĞIR KURBAĞA

    Başarılı olmak için bazen rüzgara karşı yürümek, bazen bazen ezber bozmak, bazen görmemek, bazen de duymamak gerekir! İşte başarılı olmaya dair ezberlerinizi gözden geçirmenizi sağlayacak olan bir hikaye..


    Zamanın birinde bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.

    Gerçekte seyirciler arasında hiç biri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:

    "Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!''

    Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırmaya devam ediyorlarmış:

    "Zavallılar! hiç bir zaman başaramayacaklar!"

    Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş;

    "Bu işi nasıl başardın?" diye.

    Kurbağa cevap vermemiş.. Bir daha sormuşlar.. Yine cevap vermemiş..

    Anlamışlar ki..

    Kurbağa sağırmış!..
    19 Nisan 2011
    #3
  5. "...Gripin..."

    "...Gripin..." Yönetici

    Başarılı olmak mı zor, başarısız kalmak mı?
    Başarısız olmak psikolojik açıdan başarılı olmaktan daha fazla zorlayıcıdır. Başarısız olmak için daha fazla duygusal güç gerekir. Çünkü başarıda "sonunda zevk olan bir acıya katlanmak" gerekir. Başarılı olmak için yapman gerekenleri yaparken bilirsin ki, sonunda ödül olan bir acıya katlanıyorsun. Bir gün başarılı olacaksın ve bu acıları çektiğine deyecek. Oysa başarısızlıkta "sonunda daha büyük acı olan bir acıya katlanmak" gerekir. Hem başarısız olmak için acı çekmek, hem de başarısız olduktan sonra daha büyük acı çekmek gerekir. Başarısız olmak ve başarısız kalmak için çekilmesi gereken acı, başarılı olmak ve başarılı kalmak için çekilmesi gerekenden daha fazladır. Bunu bile bile başarısızlığı seçmek, başarılı olmak yerine başarısız olmayı seçmek bir büyük bir fedakarlık ister
    20 Nisan 2011
    #4
  6. "...Gripin..."

    "...Gripin..." Yönetici

    Düşmanı yenmenin sırrı onun niyetini bilmeye bağlıdır.Niyetini bilirseniz zafer sizindir.Sonrasında hedef saptırma takdiği uygulanır ki düşman avına düşsün..İşte o zaman düşmanın yok olur.Kötülüklerle başetmenin sırrı burada yatmaktadır.
    21 Nisan 2011
    #5
  7. "...Gripin..."

    "...Gripin..." Yönetici

    Hayat kızmak için çok Kısa....


    Bugün...
    Evet evet. Bugün kızgın olduğun kim varsa karşısına geç...
    Onun suratına dikkatle bak.
    Ta gözlerinin içine...
    Minicik pırıltılar yakalamaya ifadeleri çözmeye çalış gözbebeklerinde SON DEFA!!!
    Ve onun gözlerinden ayırmadan gözlerini şu sözü hatırla: O çok kısa bir zaman sonra öLECEK!!!
    Senin için çok kısa zaman ne demektir?
    üç gün...?!!!!
    üç gün sonra öleceğini biliyorsunuz artık onun; ama o bilmiyor...
    Davranışın değişir mi ona karşı?
    üç gün sonra ölecek bir yakınınız sizi kızdırabilir mi???
    Veya ona kızdığın hadise gerçekten kızmaya değer mi?
    üç gün çok mu kısa..? Onun gönlünü bile almaya yetmez mi?
    O zaman otuz gün sonra onun bir daha gönlünü alamayacağın uzaklığa
    taşınacağını düşün...
    Kabri başında oturup ağlamak mı yoksa dizi dibinde oturup konuşmak mı
    daha kolay daha az can acıtıcı....
    Bırakalım hadi üç günü otuz günü...
    O insanın üç yüz hadi üç bin gün sonra ölecegini hesap edin...
    çok mu uzun...!
    Bitmeyecek kadar mı?
    Bugün.... Evet bugün bir görünmez gözlük tak gözüne ve çevrene onunla bak
    Ailendeki insanlara bu gözlükle bak...
    Okuldaki veya iş yerindeki arkadaşlarına bu gözlükle bak...
    Ve hatta bu yazıyı o gözlükle oku; ''YARIN YOK''
    Bugün herkese heryere ve herşeye dikkatle bak...

    AYNALARA BILE....

    HAYAT;
    KIZMAK İÇİN ÇOK KISA!!!!!
    4 Temmuz 2011
    #6
  8. "...Gripin..."

    "...Gripin..." Yönetici

    Suya düşmüş bir taşın yarattığı halkalar gibi genişleyerek büyümelisin!

    Kısa boylu ve zayıf bir genç yanında duran uzun boylu ve iri yapılı kuzenine dönerek “ben senin yerinde olsam, dünya ağırsiklet boks şampiyonu olurdum” dedi. Bunu duyan kuzeni dönerek şu cevabı verdi: “Seni dünya hafifsiklet boks şampiyonu olmaktan alıkoyan ne?” Hepimizin, fıkradaki genç gibi, kendi şartlarımızda elimizden gelenin en iyisini yapmak yerine, “başkalarının yerinde olsaydık” neler yapacağımıza odaklandığımız zamanlar olmuştur. Bizi böyle düşünmeye yönlendiren nedir?Buradan, bugün, elindekilerle işe başla! Suya düşmüş bir taşın yarattığı halkalar gibi genişleyerek büyü...
    6 Temmuz 2011
    #7
  9. O kadar çabuk değişiyor ki herşey, şaşırmamak elde değil.
    Saygısızlık, küstahlık, ikilemli tavırlar ortalığı kaplarken birilerinin şımarıklaşmaya başladığını anlıyorsunuz.
    Oysa saygıya ihtiyacımız var.
    Hem de dünden daha çok.

    Kimilerine göre bu durum değişen ve globalleşen dünyanın en büyük çelişkisi. Orası bizi ilgilendirmemeli. Önemli olan saygıda nereye doğru sürüklendiğimizdir. Saygı karnesi zayıf!... Saygıyı yitirmenin bedelinin ağır olacağını sonradan anlayacak insanoğlu.

    Bilirsiniz, birileri herşeyin kendisinin olduğunu zanneder. İstekleri masumdur gibi görünür. Masumiyetin yüzü maskeli olabilir, unutmayın. Ama maskeyi bir tek tavır düşürür. Saygı…


    Kimse kimsenin değildir. Kimse kimsenin üzerinde bir baskı uygulama hakkına sahip değildir. Özgürlüklerin büyüdüğü bir çağda eşitlik ilkesi çiğnenemez. Fakat gerçek böyle değildir ne yazık ki. Çünkü arada sıkışıp kalmış bir tavır vardır ve unutulmak üzeredir. Saygı…


    Saygınlık ve saygı ayrı şeyler değildir. Saygınlığı olan saygıyı da hak etmiştir. Buna rağmen saygı hak edene verilmez. Çirkinleşmiş ilişkilerin peşinde koşanlar, sevgiyi kendi çıkarlarına uygun görenler, herşeye sahip olma tutkusuyla yanıp tutuşanlar saygıyı da kendilerine verilecek bir ödül sanırlar. Oysa saygı her isteyene verilmez ki.. Saygıya layık olunabilir ancak…


    Şiddetin, bitmek tükenmek bilmeyen saçmalıkların savunucuları saygı istiyorlar. Alabilirler mi acaba? Ne dersiniz? Saygı para ile sahip olunacak bir şey değildir, öğrenecekler. Aldatmaca ve iki yüzlülük içinde kavrulanlar kömürleşecekler bu duygularıyla. Çünkü saygı sadece saygıdır. Ötesi kötü duygularla iletişi yoktur ve olmayacaktır…


    Bireysel ve toplumsal her alanda saygıyı yayma ve geliştirme zamanı. Kişisel istek ve hırslarımızdan arındıktan sonra saygıyı hayata geçirme zamanı. Bunca söze rağmen saygı nerede?


    Saygı öylesine ilginçtir ki, ortada yokmuş gibi davranır. Ancak her an her yerde ve aramızdadır. Saygısızlığı yaşam felsefesi haline getirmiş kişileri mutlaka yalnız bırakınız. Onlar yaptıklarından vazgeçinceye kadar saygısızlığa mahkum olmalıdırlar.


    Büyüğe saygı, öğretmene saygı, hekime saygı, dürüst ve namuslu insana saygı, insan özelliklerinin en güzelini yaşatanlara saygı…


    Şimdi saygı zamanı.

    23 Ağustos 2011
    #8
  10. Gül Yetiştirmek İçin Toprak Olmak Gerek


    Çocuk çiçektir; sevgi ve ihtimamla serpilir, güzelleşir..
    Çocuklarınızdan asla boşanamazsınız...
    Çocuğunuzun sizi her zaman seveceğini bilmenin lezzetini yaşayın
    Bir çocuk annesine de babasına da saygı duymalıdır..
    SİZ DE ÖYLE..


    Çocuklarınızla birlikte yemek pişirin, daha sonra da birlikte yeyin..
    Ailece televizyon karşısında yemek yemeyi alışkanlık haline getirmeyin..
    Küçük bir çocuğun bile evin içinde üstlenebileceği bazı sorumluluklar vardır..
    Düzen ve kurallar, çocuklara kendilerini güvende hissettirir.
    Dede ve nineler çocuklarınız için çok değerli birer arkadaştırlar..
    Çocuklar görgü kurallarını ana-babalarından öğrenirler.
    Dikkat edin çocuklarınız verdiğiniz görgüden ömür boyu faydalanacaklardır..

    Çocuklarınızla sık sık başarılarını paylaşın.
    Onların en ufak başarılarını bile iltifatla karşılayın..
    Her gün çocuğunuzu dinlemek, onunla konuşmak için yarım saatinizi ayırın..
    Çocuğunuza vereceğiniz en iyi hediye
    ZAMANINIZDIR..

    Çocuğunuzun odasına girmeden önce kapısını vurun.
    Bu ona değer ve şahsiyet verdiğinizi gösterir..
    Çocuğunuza karşı bazen anne, bazen baba,bazen kızkardeş ve bazen de ağabey olmak zorundasınız..
    Çocuğunuzun rüyalarını paylaşın..
    Çocuğunuzla onur duyun, çocuğunuz da sizinle onur duyacaktır..
    Çocuğunuza karşı kibar olun, kibar bir çocuk yetiştirmiş olursunuz..
    Çocuğunuzun arkadaşlarını tanıyın, isimlerini öğrenin hatta..

    Çocukların da zor günleri olabilir; size bunları anlatmasına izin verin..
    Bir çocuğun soramayacağı soru olmamalı..
    Çocuklarınız için akla uygun, mantıklı kurallar koymaktan çekinmeyin..
    Kendi anne-babanızla ilgilenin, ileride çocuklarınız da sizinle ilgilenecektir..
    Çocuğunuzun yanlışını düzeltmek veya onu disipline sokmak için en iyi zaman; olaydan hemen sonrasıdır..

    Unutmayın siz daima çocuğunuzun hayatındaki en önemli kişi olacaksınız..
    Asla bir cümleye Sen daima! ve Sen asla!
    ile başlamayın..
    Çocuklar dünyaya verdiğiniz bir armağandır;
    ONLARI İYİ PAKETLEYİN..

    Verdiğiniz sözleri yerine getirin.
    Yaptığınız planların sonunu getirin.
    Verdiğiniz cezaları uygulayın..
    Çocuğunuzu koruyun ama gerçeklerden değil!..
    Çocuğunuza, insanların ona davranmasını istediği gibi davranmasını öğretin
    23 Ağustos 2011
    #9
  11. Eğer, bir çocuk

    Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;

    Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.

    Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;

    Kavga etmeyi öğrenir.

    Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;

    Sıkılıp, utanmayı öğrenir.

    Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;

    Kendini suçlamayı öğrenir.

    Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;

    Sabırlı olmayı öğrenir.

    Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;

    Kendine güven duymayı öğrenir.

    Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;

    Takdir etmeyi öğrenir.

    Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;

    Adil olmayı öğrenir.

    Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;

    İnançlı olmayı öğrenir.

    Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;

    Kendini sevmeyi öğrenir.

    Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;

    Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
    25 Ağustos 2011
    #10
  12. Yaşama Dair Satır Araları



    Yaşamda bir kez gitti mi dönmeyen üç değer:

    Zaman, sözcükler, fırsat...


    Yaşamda hiç bir zaman yitirilmemesi gereken üç deger:

    Barış, umut, dürüstlük...



    Yaşamda, üzerinde yüksenilen üç dayanak:

    Sevgi, kendine güven, dostluklar...



    Yaşamda sürekliliğine güvenilmeyen üç deger:

    Başarı, sağlik, zenginlik...



    Yaşamda kişiyi geliştiren üç deger:

    Çok çalışma, içtenlik, azim...



    Yaşamda kişiyi körelten üç öğe:

    Cesaretsizlik, gurur, öfke....



    Yaşamda önemli altı sözcük:

    "Ben hatalıydım, bu gerçeği kabul ediyorum"




    Yaşamda önemli beş sözcük:

    "Gerçekten harika bir iş başardın"




    Yaşamda önemli dört sözcük:

    "Bu konuda ne düşünüyorsun?"




    Yaşamda önemli üç sözcük:

    "Sana yardımcı olayım."




    Yaşamda önemli iki sözcük:

    "Teşekkür ederim."




    Yaşamda en az önemli tek sözcük:

    "Ben"
    26 Ağustos 2011
    #11
  13. Vicdan kendi kendimizi suçlayabilme, sorgulayabilme ve gerektiğinde kendimize savaş açıp, tanıklık edip, ceza verebilme üstünlüğüdür.Akıl ve vicdanımızın bize gösterdiği yol ile egomuzun ve dizginlenememiş duygularımızın istekleri arasında zaman zaman seçimler yapmak, çatışmalara göz yummak durumunda kalırız.

    Çoğu zaman da egomuzu ve duygularımızı kayırmak gibi bir alışkanlık içinde olmaktan da geri kalmayız. Oysa bedene ve akıla ne denli muhtaçsak, iç dünyamız ve huzurumuz için vicdana da o denli ihtiyacımız vardır. Aslında tüm bunlar biraz bilgi, biraz sorumluluk ve biraz da deneyimle birleştirilirse kusursuz sonuçların alınması her zaman olanaklıdır.


    Gerçekte insanın egosu, güzel duyguların düşmanı değildir. Herşeye karşın küçük bir çaba göstererek, eğiterek onu dost yapabiliriz. Vicdan, insanı hep doğruya ve güzele götüren acımasız bir yönetici ve yönlendiricidir.


    Öyle ya da böyle, her gün gelişmekte olan sezgi ve duygularımızın etkisi altında daha anlaşılır ve berrak duruma gelen güncel olayların rengi ve tadı, vicdanımızı biraz daha geliştirir.


    Vicdan kendisine karşı dürüst olan insanın tek efendisidir.


    Elbette vicdan ve bilinci uyandırmak öyle kolay bir şey değildir. Bu savaşta gün gelecek herkes cehennemi yaşayacaktır. Ama bu savaş bilinçli bir biçimde devam ettirilebilirse o kapkara cehennemin, pespembe bir cennete çabucak dönüştüğünü görebiliriz.


    İnsanın vicdan ve bilincinin, bilgisizlik ve sevgisizlik karşısında göstereceği dikkat, uyanıklık ve duyarlılık kendi içindeki kimliğini bulmasına yardımcı olacaktır.


    Vicdan bilinç, hoşgörü ve tüm sevgi duygularının kaynağıdır.


    Koşullandırılmış düşünce ve bilinç, insanın gelişmesini yavaşlatır. Özgür düşünce, özgür bilinç, özgür vicdan ise, kişinin gelişmesinde, iyiyi, doğruyu, güzeli, gerçeği bulmasında öncülük yapar.


    İnsanoğlu, vicdanın üstünlüğünü, şefkatin vazgeçilmezliğini, sevginin sonsuz gücünü öğrenmedikçe, dünya hep acılar ve düş kırıklıkları dünyası olarak sürecektir.


    Kişinin yücelmesi anlayışa, vicdana ve bilgiye dayanır. Bunda en önemli eylem, kendimize egemen olmak, diğer tanımıyla egomuzu denetim altına almasını bilmektir.


    İnsan bilinç ve vicdanı ile bilimi birleştirmek durumundadır. Aynı zamanda; gelenekleri, dinsel görüşleri, teknolojinin gelişmeleri ile bağdaştırmak ve böylece yaratıcı düşünceyi madde ile barıştırmak çabasına girmek zorundadır.


    İnsanca yaşamak, vicdanımızın sesini bastırmadan akıllıca, sorumlulukla ve olumlulukla hareket etmekle başlar.


    İçgüdüsel olarak, her olayda sorununuz ya da şaşkınlığınız ne olursa olsun vicdanınız, sizin haklı olup olmadığınızı adeta bağırır. Tabii duymak isterseniz ya da sesini boğmaya kalkmazsanız.


    Vicdan rahatsızlığı, suçun işlendiği anda başlar ve devamlı insanı huzursuz eder.


    Böyle bir durumda suçluluk duyan kişi; ne kendi yargıçlığından ne de kendine biçtiği hükümden kurtulamaz.


    Her insan kendi vicdanı içinde en büyük özgürlüğünü yaşar.


    Vicdan insanın; içinde tatlı tatlı duyumsadığı bir ilahi fısıldayıştır.

    Bir kişiyi suçlarken, bir kişiyi yargılarken, terazinin öteki kefesine de mutlaka vicdanınızı koyunuz. Göreceksiniz, varacağınız sonuçlar çok daha adil olacaktır.


    Hep kargaşalardan, çıkar çatışmalarından yana, ya yok etmek ya da yalnızca kazanmak için koşullandırılmış bir dünya...


    Çoğu zaman anlayışın, vicdanın, tertemiz duyguların, sezgilerin, sevginin, hoşgörünün bir ütopya olarak benimsendiği bir dünya...

    Yanlış, eğri, kötü bir uygulamanın, bir sabit fikir peşinde gitmeyi, kör nefsine ve hatta zulme bayraktarlık etmeyi yaşamın sanki bir gereği ve hatta gerçeği olarak görmeye başladığımız bir dünya...

    Dünyanın bu katılaşmış ve kalıplaşmış görünümünden sıyrılın. Kendinizle, öz kimliğinizle buluşun.


    Asla unutmayın ki; her işimizde, her tavrımızda, her uygulamamızda içimizdeki; en güçlü tanık, vicdanımızdır.
    31 Ağustos 2011
    #12
  14. Eğer bir şey isteyeceksen, kendinden iste!

    Hayatta mutsuzluğun temel nedeni başka insanları kendisine karşı borçlandırmaktır. Mesela "Hayat adil olmalı" diye inanmak, hayatı belli bir şekilde davranmaya borçlandırmaktır.Bunu yaparken hayatın fikrini aldınız mı? hayat sizin beklentilerinize göre değil, kendi varlık nedenine göre davranmak zorunda. "Sevgili dediğin söyle yapar" diye düşünürken de başka birini kendinize karşı borçlandırdığınıza dikkat edin. Bu "alacakları" kendi kafanıza göre siz yazıyorsunuz ve tahsil edemeyince de "hayat kırıklığı" yaşayıp mutsuz oluyorsunuz. Beyninizi başkalarını size borçlandıran inançlardan temizlemelisiniz. Mutlu mutlu başarmanın yolu, başkalarından beklentileri sıfırlayıp, kendinden beklediklerini artırmaktır.
    31 Ağustos 2011
    #13
  15. Kaybedenlerin ülkesinde kazanan olmaya başlamak nasıl bir şeydir?

    Eğer kaybedenlerin arasında yaşıyor ama ileride kazanan biri olmayı hayal ediyorsanız, hayallerinize ulaşma sürecinde çevrenizdeki insanlar size neler yapacak?
    *Önce sizinle alay edecekler,sonra ilk başarınızla çok şaşıracaklar,
    *ikinci başarınızda olan biteni anlamaya çalışacaklar,
    *üçüncü başarınızda artık başarılı olduğunuzu kabul edecekler,
    *dördüncü başarınızda size yakın olup o başarıdan yararlanmaya çalışacaklar, *beşinci başarınızda sizi kaybetmekten korkup sık sık “sen şimdi bizi de tanımazsın“ diyecekler,
    *altıncı başarınızdan sonra başarınızı abartarak tüm tanıdıklarına anlatmaya başlayacaklar,
    *yedinci başarınızdan sonra geriye dönüp geçmişinizi yeniden yazacak, sizin aslında çocukken de ne kadar başarılı ve gelecek vaat eden biri olduğunuzu anlatmaya başlayacaklar
    Tüm bunlar kaybedenlerin ülkesinde kazanan olmanın hem bedeli hem de ödülüdür. Bunu bilin, gülün, yaşayın ve geçin.
    31 Ağustos 2011
    #14
  16. İyilik yapmak, insanın kendine verdiği en güzel hediyedir

    İyilik yapmak, dışarıdan bakınca başkasına yönelik yüce bir davranış örneği gibi görünse de, aslında, kişinin kendi mutluluğu, insanlara güven duyması ve kendisini işe yarar hissetmesi için büyük bir fırsattır.

    Sivil toplum kuruluşlarında hizmet eden, yardım faaliyetlerine katılan, maddi manevi elinde ne varsa daha çok ihtiyacı olana vermeye çalışan gönüllüler, karşılık beklemeden iyilik yapmanın hazzını yaşıyor.

    "Bana 'hakkını helal et, çok yoruldun' diyorlar. Bunu kabul etmiyorum. Çünkü ben buraya kendi mutluluğum için geliyorum. O yorgunluk bana dokunmuyor; bilakis zevk veriyor. İyilik, birine lütfedilen bir şey değil. Kimseye iyilik yaptığımı düşünmüyorum. Kendi ruhumu tatmin ediyorum. Karşımdakinin bunu iyilik olarak görmesi benim için önemli değil." Bahçelievler Aile Destek Merkezi'nin (BADE) gönüllülerinden Raziye Değirmenci, vaktini başkalarına hizmetle geçirme sebebini bu sözlerle anlatıyor.

    Çok genç yaşta başladığı çalışma hayatından ideallerini gerçekleştirme niyetiyle ayrılan Raziye Hanım (47), bütün vaktini hayır işlerinde harcıyor. İki çocuğu artık büyüdüğü için evde yolunu gözleyen birinin olmaması ve eşinin desteği ona böyle bir imkan veriyor. Öteden beri ailece çevrelerine duyarlı yaşadıklarını belirten Raziye Hanım, eşiyle birlikte işlettikleri iç giyim mağazasından ayrılma kararını şöyle anlatıyor: "18 yıl birlikte çalıştık. Çocuklarımızı büyüttük. Emekli olmama daha üç sene vardı ama çalışma hayatından bezmiştim. Bu dünyaya yiyip, içip, yatıp kalkmak için gelmedik. Artık kendime daha çok vakit ayırmaya karar verdim. Eşime 'Benim başka hayallerim var. Sen kendine göre başka bir iş yapabilirsin.' dedim. Dükkanı kapattık. O yeni bir iş kurdu, ben de en büyük hayalimi gerçekleştirmek için Çocuk Esirgeme Kurumu'na gittim." Yeni taşındıkları Bahçelievler'de evinin çocuk yuvasına çok yakın olması Raziye Hanım için iyi bir fırsat olur. Kurumun yöneticileriyle konuşup gönüllü anneliğe başlar ve yıllardır her hafta bir gününü kimsesiz çocuklarla ilgilenerek geçirir. Başka bir günü ise hizmet hastanesinde diyalize giren böbrek hastalarına ayırır. Haftanın üç günü 4'er saat makineye bağlı, hareketsiz yatmak zorunda kalan hastalarla sohbet etmek, bakıcılarına yardımcı olmak en büyük zevki haline gelir. Hatta, onun geldiği günlerde hastaların tansiyonunun düşmediğini söyler hemşireler. Şahit olduğu acı durumlara üzüldüğünü ama orada takılıp kalmadığını ifade eden Raziye Hanım şöyle konuşuyor: "Şifayı verecek olan Allah, her şeyi bilir. Bir kişinin diyaliz hastası olup olmamasını da O bilir. Ama bir insan olarak ben duyarsız kalamam. O hastanın acılarını dindirmek için elimden geleni yapmalıyım. Doktor değilim ama moral açısından çok şey katabileceğimi düşündüm. Yalnız olmadıklarını görmelerini istiyorum."

    Bir yetimin başını okşamanın bedeli hiçbir şeyle ölçülemez

    Kimse Yok mu Derneği gönüllü koordinasyon sorumlusu Dr. Figen Es, yardımlaşmanın sosyal bir hekimlik olduğunu söylüyor: "İyilik ve yardımlaşma, hayatımızda fazladan bir güzellik değil insan olmamızın ruhi bir gereğidir. O olmadığı zaman zaten benim bir tarafım eksik kalıyor. Lütfetmiyoruz kimseye. Bu, bizim için yemek, giyinmek gibi rutin bir ihtiyaçtır. Diğer insanlarla birlikte hareket etme ihtiyacımız var. Bu asrın en büyük hastalığı bencillik. Yardımlaşma, insanın kendisini tedavi etmesi, insan olma yönünüzü açığa çıkarmasıdır. Vücudumuzda kullanılmayan organın kendini iptal etmesi gibi, insan ve toplum olarak belli görüntülerimiz var. Ama kişisel sorunlar, mali imkansızlıklar ve medyanın ben-merkezci propagandaları ile felç edilmiş durumdayız. Normalde zaten yapmamız gereken duyarlılıkları gösteremiyoruz. Gönüllülük, insanın sosyal varlık yapısının özünde olan bu kabiliyeti kullanmasıyla ilgilidir. Benim gönüllü olmamdaki en büyük saik ölüm düşüncesidir. Bir gün öleceğim ve bu hayatı en güzel şekilde, dolu dolu yaşamam gerekiyor. Bu hayat, ebedi alem için kendi adıma bir şeyler yapmak için verilmiş bir fırsat. Ne sağı ne solu dinlerim, kimse gelip benimle kabirde yatmayacak. Bir yetimin başını okşamak, gözyaşını silmek, hiçbir altınla dolarla ölçülemeyecek bir yatırım. Gönül insanı olmak bizim hayatımızın ana sermayesi. Üzerimizdeki nimetlerin hepsi emanet ve birer imtihan sorusu olarak verilmiştir. Yardım, parayla değil gönülle olur."


    31 Ağustos 2011
    #15
  17. Mantık ve His

    Mantık ve his iki ayrı alandır. Mantık düşüncenin kurallarını oluşturur. Yani esas varlık alanı düşüncedir. Oysa ki hislerin varlık alanı bedendir. Hisler , yani duyular, bedenin yetileridir. Bedende hakim olan güçler ise hormonlar, nöro-transmitter denilen sinirlerin etkileşimini sağlayan kimyasal moleküller ve beyindeki birtakım merkezleri uyaran salgılardır.

    Bu iki "varlık" alanı kendi kuralları içinde insanın davranışlarını yönlendirirler. İnsan bazen bir alanın, bazen de diğer alanın etkisinde kalır. Eğer bedenin istekleri tutku (bağımlılık) boyutuna ulaşmışsa mantık kuralları ikincil duruma düşerler. Çünkü tutkular güçlüdür, mantık ise sadece yol gösterici bir rehberdir.

    İşte sigaraya veya içkiye bağımlı kişiler bu davranışlarını tutku boyutuna ulaştırmış olduklarından mantıklarını dinlemezler. Aşık olan insan da genelde bağımlı durumdadır. Onun için "Aşkın gözü kördür" derler.

    Eğer mantığımızın önerdiği yolda ilerlemek istiyorsak öncelikle tutkularımızdan ve bağımlılıklarımızdan kurtulmamız gerekir.
    3 Eylül 2011
    #16
soru sor

Günün Başarı Taktiği - Her Güne Bir Öneri