Erkek Sağlığı Hakkında Aradığınız Herşey

İsimli konu WH 'Erkekçe' kategorisinde, "..melekmi cadımı.." üyesi tarafından 18 Nisan 2011 tarihinde yazılmıştır. Erkek Sağlığı Hakkında Aradığınız Herşey hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Testis kanserleri 15-35 yaş erkekler arasında en sık görülen kanser tiplerinden biridir.Erkeklerde görülen kanserlerin %1 ini oluşturur.Her yıl 100.000 kişiden 3 ünde testis tümörü saptanır. 20-40 yaşları arasında ise bu oran 100.000 de 6 ya çıkar. Kafkasyalı erkeklerde görülme sıklığı diğer erkeklere oranla daha fazladır. Olguların yaklaşık % 95 inde tümör doğrudan sperm üreten dokudan kaynaklanır.
    Eskiden tedavisi oldukça zor olan ve olduça tehlikeli olarak nitelendirilen testis kanserlerinde günümüzdeki gelişmelerle erken teşhis konulduğu takdirde olduça yüz güldürücü sonuçlar alınmakta ve yaşam oranı % 95 lere çıkmaktadır.

    Belirtiler:

    * Herhangi bir testiste kitle veya büyüme
    * Skrotumda ağırlık duygusu
    * Karında veya karında ağrı
    * Skrotumda sıvı birikmesi
    * Testislerin birinde veya skrotumda ağrı
    * Seyrek olarak human chronic gonadotropin (HCG) artışına bağlı olarak göğüslerde büyüme ve hassasiyet.

    Unutmayın bu belirtilere başka birçok hastalık ta sebep olabilir. Eğer bu belirtiler 2 haftadan uzun sürerse mutlaka bir doktora görünün. Bu belirtilerin gerçek sebebini size ancak doktorunuz söyleyebilir.

    Sebepler:

    Testis kanserlerinin sebepleri bilinmemektedir. İnmemiş testisi olanlarda hastalığa yakalanma riski çok daha fazladır. İnmemiş testis daha sonra cerrahi yöntemlerle indirilse bile bu risk devam etmektedir.

    Tanı:

    Erken tanı kanserin tedavi edilebilme şansını arttırdığı için çok önemlidir. Tüm genç erkekler ayda bir kez kendikendine testis muayenesi yapmalıdırlar. Bu testis kanserinin erken tanısı için en önemli unsurdur. Muayenede şüpheli bir durum görülürse mutlaka doktor kontrolune gereksinim vardır.

    Doktor tanı için kanda marker olarak adlandırılan beta-HCG ve alfafötoprotein testlerini isteyecektir. Bazı tip kanserlerde bu marker ler yükselmeyebilir. Doktorunuz ilk olarak sizden ultrasound yaptırmanızı isteyecektir. Nadiren biyopsi gerekebilir.

    Tedavi:

    Kanserin tipine ( seminom, nonseminom) ve evresine göre değişik tedavi yöntemleri mevcuttur.Seminomlar sperm üreten hücrelerden kaynaklanırlar ve testis kanserlerinin yaklaşık % 50 sini oluştururlar. Nonseminomlar ise teratokarsinom, embriyokarsinom vs. farklı tip tümörlerden oluşur. Ayrıca hastanın yaşı ve genel sağlık durumu da tedavi yönteminin seçilmesinde etkili olmaktadır. Uygulanan 4 çeşit tedavi vardır:

    Cerrahi Tedavi: ( radikal inguinal orşiektomi) Bütün testis ve çevre dokusu cerrahi olarak çıkarılır. Karın bölgesşndeki lenf düğümleri de birlikte çıkarılır. Bir testisi alınmış kişilerin diğer testisinde de % 2-5 oranında kanser gelişme rski vardır.

    Radyasyon Tedavisi: Seminomlar radyoterapiye oldukça duyarlıdır. Nonseminomlar ise duyarlı değillerdir.

    İlaç Tedavisi (Kemoterapi): Genellikle nonseminomlarda cerrahi tedaviden sonra en az yan etkisi olan ilaçlar seçilerek ( cisplatin, etoposide vs.) kemoterapi yapılır.

    Kemik İliği Nakli: Bu tedavi şekli henüz araştırılma aşamasındadır. Hastadan alınan kemik iliği kanser hücrelerini öldürücü bir ilaçla işleme tabi tutulur ve dondurulur. Dondurulmuş ilik daha sonra venlerden iğne ile vücuda verilir.

    Tedavi sonrası yaşam:

    Çoğu erkek bir testisinin alınması ile kısır kalacaklarını veya cinsel aktivitelerinin yok olacağını sanır. Ancak bu yanlıştır. Alınan testisin yerine skrotum içine konulan ve normal testis görünümü veren protez testis takılabilir.

    Lenf bezlerinin alınması penisin sertleşmesini veya orgazmı olumsuz etkilemez ancak kısırlığa sebep olabilir. Bu bazen ilaçlarla düzeltilebilir.

    Radyoterapi de spermleri öldürücü etki gösterebilir. Genellikle tedaviden birkaç ay sonra düzelme görülür ancak yinede tedaviden önce önlem olarak sperm bankasında sperm dondurulması önerilebilir.


    Prostat Kanseri

    Erkek üreme sisteminin önemli bir üyesi olan prostatta görülen malign (kötü huylu)değişikliklerdir.Erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir. Amerika'da her 5 erkekten birinde görüldüğü tespit edilmiştir.Yine Amerika'da her yıl 200.000 yeni hasta ve 38.000 ölüm saptanmaktadır.

    Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençler de de görülme olasılığı vardır.

    Prostat mesanenin altında, rektumun önünde yerleşmiş ceviz büyüklüğünde birbezdir.

    Prostat ejekulasyon esnasında spermin dışarı atılması için gerekli akışkan sıvının ve enzimlerin 1/3 ünü salgılar. Ejakulatın içinde yer alan sperm testislerde yapılır, vas deferens adı verilen tüpler tarafından taşınır. Bu esnada prostattan bu katkı maddelerini alır ve penise ulaşarak dışarı atılır. Prostatın arkasında ki seminal kabarcıklar bu akışkanın yapıldığı yerdir. Prostata direkt teması ve yakınlığından dolayı kanser bu seminal kabrcıkları ve prostatı saran kapsülü de etkileyebilir. Bu durumda ameliyat kanseri yok etmek açısından pek faydalı olamayabilir. Rektuma olan komşuluğundan dolayı Rektal muayene prostat hakkında fikir verebilen iyi bir muayene usuludur.

    Nedenleri:

    Prostat kanserinin sebebi henüz bilinmemektedir. Ancak bazı faktörlerin kansere yakalanma riskini arttırdığı bilinmektedir.

    Birinci faktör ailede prostat kanseri hikayesinin bulunmasıdır.Babasında veya kardeşinde prostat kanseri bulunan bir kişinin kansere yakalanma riski iki katartmaktadır.

    Yaşlı kişiler daha büyük risk altındadırlar.Prostat kanseri tanısı konmuş kişilerin 3/4 ü 65 yaş ve üzerindedir.

    Afrikalı-Amerikalılarda daha sık görüldüğü söylenmektedir.

    Prostat kanseri ile erkeklik hormonu arasında bir ilişki olduğu sanılmaktadır.Kısırlaştırılmış erkeklerde prostat kanserinin görülmemesi buna delil olarak gösterilmektedir.

    Östrojen hormonu (kadınlık hormonu) kan seviyelerinin yükseldiği ağır karaciğer hastalıklarında prostat kanseri riski azalmaktadır.

    Çevresel faktörler riskin artmasında rol oynar. Asyalı lar prostat kanseri riski açısından daha şanslıdırlar. Japon erkeklerinde prostat kanseri görülme riski Amerikalı'lardan yaklaşık 40 kez daha azdır. Ancak ilginç olan konu Amerika'ya göç etmiş Asyalılarda riskin arttığı görülmüştür. Bu da çevre ve beslenme faktörlerinin önemini göstermektedir.

    Belirtiler:

    Prostat kanseri genellikle ileri aşamalarına kadar bulgu vermez. İyi bir doktor muayenesi ve Prostate Specific Antigen (PSA) adı verilen bir kan tahlili ile genellikle bulgu vermeden önce erken evrelerde tanısı konulabilir.

    İleri evrelerde ise prostat bezinin büyümesine bağlı idrar yapamama, idrar veyasemen sıvsında kan görülmesi gibi bulgular verebilir. Ayıca ağrı ve empotansgibi bulgular da verebilir.

    Hastalığı önlemenin kesin yolları bilinmemekle birlikte sağlıklı yaşam içingerekli genel kuralları ( egzersiz ve düşük yağlı diyet) uygulamak yararlı olabilir.

    Tanı:

    Prostat muayenesi rektal tuşe ile yapılır. Rektumdan yapılan muayenede prostat kenarları düzensiz ve noduler olarak ele gelir.

    Prostate Specific Antigen (PSA) testinin bulunmasi ile prostat kanseri tanisinda yeni bir çag açilmistir. Bu test ile kanser henüz bulgu vermedigi çok erken asamalarda dahi taninabilmektedir.

    Prostate Specific Antigen (PSA) prostat bezi tarafindan yapilan ve semen sivisinin yapisinda olan küçük bir protein molekülüdür. Bu molekül normalde kanda ya hiç bulunmaz veya çok düsük seviyelerde bulunur. Ancak prostat kanserlerinde PSA nin kan düzeyleri çok yükselir. Bazı kanser dışı durumlarda da PSA da yükselmeler görülürse de bunlar küçük düzeylerde ve geçici yükselmelerdir. Bu durumları ayırt edebilmek için PSA dayükselme saptayan doktor tekrar test isteyebilir. 4-10 ng/ml arasında çıkan ortadüzeydeki PSA seviyeleri üroloji konsultasyonu gerektirir. 10 ng/ml üzerindekiseviyelerde ise ürolojist tarafından biopsi konusunda değerlendirilmelidir.

    Prostat Kanserlerinin % 5-10 kadarında PSA yükselmeyebilir. Bu sebeple rektal muayene ve PSA tanıda tamamlayıcı rol oynar. Sadece biri yeterli olamaz.Bu yöntemlerden herhangi birinde prostat kanseri şüphesi olursa Ürolog Doktorunuz biopsi isteyebilir. Biopside ultrason eşliğinde rektumdan prostata bir cins iğne ile girilerek mikroskop ta incelenmek üzere parça alınır. Kanser tanısı konulursa kanserin ilerleme derecesi Gleason Score ile evrelendirilir.Bu skala doktorunuzu hastalığın gidişi, tedavisive ne kadar yayıldığı hakkında bilgilendirir. 10 en yüksek evredir ve hastalığın kötü olduğunu gösterir.PSA düzeyindeki yüksekliklerde hastalığın evresi hakkında fikir verebilir. Genellikle 6 ve üstü Gleason scoru ve 20-30 ng/ml PSA seviyesi kanserin prostat bezi dışınada yayıldığını gösterir.

    Kanser aynı zamanda klinik evrelemeye de tabi tutulur. Klinik evrelemede çeşitliyöntemler kullanılır. En çok kullanılan T1-T4 evrelemesinde:

    * T1-T2 de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
    * T3 de yakın dokulara da metastaz (yayılım)yapmıştır.
    * T4 de ise uzak organlara da yayılım vardır.

    Eski ancak hala kullanılanbir sistem de ise:

    * Evre A ve B de kanser prostat bezinde sınırlı kalmıştır.
    * EvreC de yakın dokulara da metastaz (yayılım) yapmıştır.
    * Evre D de ise kemik gibi uzak organlara da metastaz yapmıştır.

    Doktor bunlardan başka uzak metastazları da araştırmak için kemik taramaları,röntgen, MR, BT gibi tetkikler isteyebilir.

    Tedavi:

    Tedavide hastanın yaşı, kanserin ilerleme düzeyi, hastanın genel sağlık durumu, gibi çeşitli etmenler göz önünde tutulur.

    Radyasyon Tedavisi (Dışarıdan Işın Tedavisi): Sadece prostatta sınırlı kalmışkanserlerde ameliyat ve radyasyon tedavisi eşit iyileşme sağlar. Son 20 yıldır geliştirilen radyoterapi tetkikleri komplikasyonları en aza indirmiştir.Genellikle iki ay boyunca günlük dozlarda radyasyon verilir ve iyi tolere edilir.Anestezi ve hastanede yatmayı gerektirmez.Ağrı hissedilmez. Herbir tedavi sadecebirkaç dakika sürer. Tedaviden sonra hastalar günlük aktivitelerine devam edebilirler.

    Radikal Prostatektomi: Prostat ve bağlı seminal kabarcıklar beraberce ameliyatla alınırlar.Bir kaç gün hastanede yatmayı gerektirir. Genel veya Lokal anestezi ile yapılır. Ameliyat sonrasında bir miktar sonda taşımak gerekebilir.Radikal Prostatektomi de amaç kanserli dokunun tamamını alabilmektir. Eğer bu başarılabilirse o zaman başka tedaviye gerek duyulmaz. Ancak bazen açıldıktan sonra kanserli dokunun prostat dışında lenf bezlerine veya çevre dokulara da genişlemiş olduğu görülebilir. Böyle durumlarda kanserli dokunun tamamı alınamaz ve ameliyat sonrası radyasyon tedavisine ihtiyaç duyulabilir.

    Radyasyon Tedavisi (Brachytherapy): Dışarıdan verilen radyasyon tedavisi de radikal prostatektomi de hastalarda ereksiyon yeteneğini sınırlarlar. Bunu engellemek için Brachytherapy adı verilen bir radyasyon tedavisi yöntemi kullanılır. Karın içine leğen kemiğinin dibine, rektumun önüne, testislerin gerisine konan metal kateterler ile radyoaktif madde öldürülmek istenen kanserli dokuya verilir.Böylece çevre dokulara verilecek ışın dozu azaltılarak ereksiyonu sağlayacaksinir ve damarlarda daha az hasar neden olunur.Çok sık uygulanan bir tedaviseçeneği değildir.

    Hormon Tedavisi: Kanser prostat dışına da yayılmışsa genellikle hormonal tedaviuygulanır. Hormon tedavisinin hedefi testislerden erkeklik hormonu salınımını baskılamaktır. Çoğu zaman erkeklik hormonunun baskılanması ile prostat kanserindekigelişme durdurulabilir. Bu tedavinin en kolay ve en hızlı yolu testislerin alınmasıdır. (kastrasyon, kısırlaştırma) Ancak genellikle günlük ağızdan alınan ilaçlar yada aylık veya 3 aylık enjektabl ilaçlar bu tedavide terch edilir.

    Evrelere Göre Tedavi:

    * Evre T1 ve T2 de(veya Ave B de) radyasyon tedavisi veya ameliyatla (radikal prostatektomi) tedavi aynı etkiyi gösterirler. Hastalığın bu aşamasında tedaviye hastanın durumuna göre ve olası yan etkileri göz önüne alınarak karar verilir.Bir ürolog ve radyasyon onkolojisti ile görüşülmelidir.
    * Evre T3 veya C de sadece ameliyatla tedavi yeterli değildir. Çünkü kanser prostat dışına da yayılmıştır ve ameliyattan sonra radyasyon tedavisi de gerekecektir.Radyasyon tedavisi kalan mikroskobik kalıntıları da öldürecektir.Birçok doktor bu evrede olası komplikasyonları önlemek için çok daha erken dönemlerde radyasyon tedavisine başlama taraftarıdır. Hatta bu aşamada yakalanan kanserlerin pek yüz güldürücü olmayan gidişini engelleyebilmek için radyasyon tedavisi ile birlikte hormontedavisi uygulamakta giderek daha çok kullanılan bir yöntemdir.
    * Evre T4 veya D de kanser kemiklere yayılmıştır (metastaz)Tedavi semptomlarıhafifletmek ve kanseri geçici olarak geriletmeye yönelik olarak yapılır. Kemik metastazlarının tedavisinde ameliyat veya radyasyon tedavisi gerekebilir.



    Böbrekler Böbrekler bel kemiğinin iki yanında, kaburgaların hemen altında yer alan, yumruk büyüklüğünde, fasulyeye benzeyen bir çift organdır. Başlıca işlevleri kanın fazla suyunu ve artık maddelerini süzmektir. Bu maddeler idrar şeklinde ureter denilen kanallarla böbrekten mesane (sidik torbası ) na aktarılır ve buradan da uretra yolu ile dışarıya atılır. Böbrekler aynı zamanda 3 önemli hormonu da üretirler. Bunlar kemiklerde kırmızı kan hücrelerinin üretimini harekete geçiren eritropoetin; kan basıncını düzenleyen renin ve sağlıklı kemikleşme için gerekli olan D vitamini
    Böbrek Taşı Nedir:Henüz tamamen anlaşılamamış bazı sebeplerle normal idrarın içeriğinde bulunan özellikle ürik asit ve kalsiyum gibi maddeler kristalleşerek böbrek içinde taş olarak adlandırılan yapıları oluştururlar. Tıbbi adı Nefrolitiazis dir. Oluşan bu taşlar golf topu kadar büyük olabileceği gibi kum tanesi kadar küçükte olabilirler. Düzgün yuvarlak, sivri, asimetrik vs. çeşitli şekillerde olabilirler. Çoğu taş sarı-kahverengi renklerdedir. Ancak kimyasal bileşimine göre bronz rengi, altuni veya siyah renkli taşlar da olabilir.
    Bazı taşlar hiç belirti vermeden böbrekte kalabilirler. Bazıları ise ureterler, mesane ve uretra boyunca yer değiştirirler ve idrarla dışarı atılabilirler. Küçük olan taşlar herhangi bir belirti vermeden veya çok az bir rahatsızlıkla dışarı atılabilirken daha büyük olan taşlar çok şiddetli ağrılara sebep olabilirler.Bazende idrar geçişini önleyebilen tehlikeli tıkanıklıklar oluşturabilirler.
    Görülme Sıklığı:
    Oldukça sık görülen bir hastalıktır. Erkeklerin % 10-15 i, kadınların ise ortalama % 5 inde görülür.İlk olarak genellikle 20-30 yaşlarında ortaya çıkar. Özellikle erkeklerde bir kez taş oluşmuş erkeklerin 2/3 ünde ortalama 9 yıl içinde taş tekrarlamaktadır.



    Gerçekte erkeklerde bu dönemde belirgin bir hormonal değişim olmaz, ancak 50�li yaşlardan itibaren yaşa bağlı değişimler ve buna bağlı performans azalmaları ortaya çıkar. Yaşa bağlı değişimler şunlardır;

    * Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz )
    * Ereksiyonda güçlük, olduğunda uzama
    * Yavaş ve güçsüz meni çıkarma

    Bu değişimleri etkileyen en önemli faktörler ise şöyle sıralanabilir ;

    * Vücut değişimleri, kas gücünde azalma, çabuk yorulma
    * Kalp-damar hastalıkları
    * Solunum sistemi hastalıkları
    * Şeker hastalığı
    * Dejeneratif eklem hastalıkları
    * Prostat hastalıkları, operasyonlar
    * Kullanılan bazı ilaçlar ( tansiyon, depresyon vb.)
    * Alkol, sigara
    * Başarısızlık korkusu
    * Cinsel ilişki sırasında ölme korkusu
    * Monotonluk
    * Beklentilerin azalması
    * Toplumun yaşlı cinselliğini yok farz etmesi
    * Kendine ait bir mekana sahip olamama
    * Sosyo-ekonomik güçlükler

    Hanımlarda olduğu gibi hormon tedavisine gerek yoktur çünkü üretim azalmamıştır. Ancak genel sağlık sorunlarının yanında özellikle damar hastalıklarına bağlı olarak gelişen sertleşme problemi ve prostat büyümesine bağlı idrar sıkıntıları nedeniyle düzenli hekim kontrolleri gereklidir.

    Eğer sertleşme olamıyorsa, günümüzde çok çeşitli ve güvenli penil protezler (mutluluk çubuğu) basit operasyonlar ile uygulanabilmektedir.

    Prostat büyümesi önemlidir çünkü idrar yolunu tıkayarak çok rahatsız eder. Bu durumda kolay ancak dikkatle gerçekleştirilen operasyonlar başarı ile yapılmaktadır. Bu operasyonlardan sonra sertleşme biraz güçleşmekte, meni çıkarma işlevi son bulmaktadır.



    Basur (Hemoroid)

    Erkeklerde en çok görülen hastalıklardan Biri olan basur beslenme ve sağlık önlemleriyle denetim altında tutulabilen, ama çoğu kez cerrahi çözüm gerektiren yaygın bir hastalıktır.


    BASUR

    Basur, makat civarındaki toplar damarların genişlemesi sonucu meydana gelen hastalıktır. Toplar damarlardaki bu genişleme şişlik, kaşıntı, ağrı ve kanamaya neden olabilir. Basur gelişimi normal olmamakla birlikte, insanların çoğunda zaman zaman basur gelişmektedir. Uzun süreli oturmak zorunda olma, kabızlık, besinlerimizdeki bazı maddeler bsaur gelişimine neden olabilmektedir. Yine gebelik sırasında basur gelişimi sıktır, ancak bunlar doğumdan sonra ortadan kalkar. Basura neden olabilecek yiyecekler arasında en sık rastlanılanları: güçlü baharatlar (özellikle kırmızı biber ve hardal), kafeinli ve kafeinsiz kahve ve alkoldür. Sık sık basur gelişenlerin bu yiyeceklerden ve sigaradan uzak durmaları gerekir.

    BELİRTİLERİ

    1)En sık görülen belirti,tuvalet kağıdında kırmızı parlak rekli veya tuvalette kan damlası görmektir.Tıkanmış hemoroidlerde pıhtı bulunur ve ağrılıdır.
    2)yanma
    3)Anüste(makatta) rahatsızlık
    4)Kaşıntı

    SEBEPLERİ

    1)Ailesel yatkınlık
    2)Kabızlık, uzun süren ishal
    3)Kabızlığa neden olan veya artıran sebepler
    4)Posasız gıda(meyve sebzenin az tüketildiği) gıdalarla beslenme alışkanlığı
    5)Aşırı terleme, az su içme
    6)Dışkılama zamanının ertelenmesi
    7)Seyahatler
    8)Karın içi basınç artışına yol açan etkenler (gebelik)
    9)Acılı ve baharatlı gıdaların fazla tüketilmesi
    10)Aşırı alkol tüketimi
    11)TUVALET İHTİYACINI ERTELEMEK VE UZUN SÜRE TUVALLETTE KALMAK
    12)Yaşlılık

    TEDAVİ

    Basurla için en iyi tedavi yöntemi binlerce yıldır kullanılan oturma banyolarıdır. Uygun büyüklükte bir leğenin içerisine yanmayacağınız ve sizi rahatsız etmeyecek kadar sıcaklıkta su doldurun, günde 3-4 kez 15 dakika kadar oturun.Tuvaletten sonra kesinlikle kuru tuvalet kağıdı ile temizlik yapmayın. Kuru tuvalet kağıtları buradaki genişlemiş damarlara hasar verir ve basuru ilerletir. Bunun yerine tuvalet kağıdını ıslatıp o şekilde temizlenin. Veya bu amaçla üretilmiş ıslak kağıt mendiller kullanın.

    10 BASİT TAVSİYE:

    Çok su içiniz: Gün de en az 1.5 ila 2 litre.

    Dengeli besleniniz: Lif, tahıl, kepek ekmeği, meyva ve sebze açısından zengin gıdalar alınız.

    Jimnastik, yürüme ve yüzme gibi düzenli egzersizler yapınız. Bisiklet ve ata binme gibi bazı sporlardan kaçınız.

    Tuvalete, her gün belirli bir saatte gidiniz, ( örneğin uyandığınızda bir bardak su içtikten sonra )

    Sıcak yerlerde çok uzun süre kalmayınız.

    Lokal tahribata ( baharatlı yemekler, alkol ) ya da bağırsak hareketliliğine ( kahve, çay ) neden olabilecek gıdalardan kaçınınız.

    Lokal kişisel temizliğinize özen gösteriniz, ancak uzun süreli kullanımda, tahriş ( dar iç çamaşırlar ve sıkı giyisiler v.b.) edebilecek ürünlere dikkat ediniz.
    Ağır yükleri taşımaktan kaçınmaya çalışınız.

    Dar giyisiler giymekten kaçınınız.

    Semptomlar devam ederse ( örneğin tuvalet kağıdında kan, anal rahatsızlık, akıntı genel cerrahi polikiliğine başvurunuz

    KOMPLİKASYONLAR(sebep olduğu kötü şeyler)
    Kanama, basurun en sık görülen komplikasyonudur.Basurun kanama dışında birçok başka komplikasyonu da vardır. Bunların en önemlisi çok kolay iltihaplanmalarıdır. Genişlemiş toplardamarlarda iltihap (flebit) oluşumu çok yaygındır, îltihaplanan basur memeleri gerginleşir, şişer, genişler, çok ağrı verir ve yalancı dışkılama hissidir.Dışkılamayla ağrı daha da artar aynca ateş yükselebilir. Böyle ağrılı bir basur nöbetinin gelişimi iki yol izleyebilir. Birincisi iltihabın bir hafta içinde kaybolması ve belli bir aradan sonra sürecin yeniden başlamasıdır,Basur kanamaları az miktarda da olsa uzun sürmesi ve yinelemesi nedeniyle kansızlığa yol açabilir. Sık sık basurla birlikte görülen bir sorun da makatta çatlakların oluşmasıdır.

    CERRAHİ TEDAVİ

    Tıbbi tedaviye ve alınan sağlık önlemlerine karşın hastalık ilerler komplikasyonlar ortaya çıkarsa. cerrahi girişimde bulunmak gerekir. Kriyoşirürji (soğuk ya da dondurma cerrahisi). Sıvı azot ya da azot protoksitle dondurucu etki sağlayan bir aygıt kullamlarak basur memelerini çıkarmayı sağlayan bir yöntemdir.Hastanede yatmayı gerektirmeyen. ağrısız bir cerrahi girişim olduğundan hastalar tarafindan çok istenir. Ama kriyoşirürji ancak fazla büyümemiş, iltihaplanmamış, iyi görülebilen ve bağırsak duvarına ince bir sapla bağlı olan basur memelerine uygulanabilir; dolayısıyla kullanım alanı sınırlıdır. Aynca yaygın kanının tersine bazı olumsuz sonuçlar doğurduğu da bilinmektedir. Dondurucu aygıtla cerrahi girişim sonrasında hasta birkaç gün ishal biçiminde dışkı çıkarır. Bu tedavi yönteminde basur memeleri önce şişer ve kızarır altıncı güne doğru meme çevresindeki doku siyahlaşarak kangren olur ve 14 güne doğru tutunduğu dokudan ayrılarak düşer.

    Hemoroidektomi (geleneksel basur ameliyatı). Tıbbi tedaviyle başanlı sonuç alınamaz ve ağn, yanma, kanama gibi yakınmalar ağırlaşarak sürerse. hastanın durumu da kriyoşirürji için uygun değilse, artık geleneksel bir cerrahi girişim yöntemi olan hemoroidektomiye başvurmak zorunlu olur. Ameliyat sonrası dönem ağrılı ve zordur; kriyoşirürjiden farklı olarak hastanede yatmayı ve birkaç gün yatakta dinlenmeyi gerektirir. Bununla birlikte olgulann önemli bir bölümünde tek etkili ve güvenilir tedavi yöntemidir.


    Yeniden gençleşme zamanı

    ‘Anti-Aging’, Türkçe karşılığı ile ‘Yeniden Gençleşme’; yaşlanmayı geciktirici ya da durdurucu terapileri ve tedavileri içeren bir yöntem.


    Anti-aging yönteminde; vücudun ihtiyaç duyduğu ilaçlar ve tüketilmesi gereken gıdalar belirlenerek, sağlıklı yaşam için yol çiziliyor. Amerika’da oldukça yaygın olan bu terapi yöntemi şimdilerde ülkemizde de bazı tıp merkezlerinde uygulanmaya başlandı. Anti-aging terapileri; yaşlanmayı yavaşlatma amacı ile yapılan tedavileri, estetik cerrahiyi ve fizik tedavileri içeriyor.
    Bugüne kadar yaşlanmayı yavaşlatan tek ispatlanmış metod kalori kısıtlaması. Yapılan birçok araştımanın ortak sonucu olarak çıkan ‘az kalori ile hayatı devam ettirme’ tekniği hala en güvenilir yöntem olmayı sürdürüyor. Bu metodla ilgili çalışmalar da halen fareler ve maymunlar üzerinde deneniyor.

    Anti-Aging ile ilgili olarak aşağıda anlatılan terapilerin hiçbiri henüz yaşlanmayı geciktirip geciktirmediği konusunda net sonuçlar içermiyor. Yapılan araştırmalar ve yayınlanan bildiriler kısmen onaylansa bile, terapinin tamamiyle bir bütün olarak araştırıldığı bir çalışma bulunmuyor; fakat tıp çevrelerinden, amacının oldukça mantıklı olduğuna dair destek alıyor. Bu terapilerin en önemli özelliği, ‘amacı’. Gençlik dönemlerimizdeki gibi vücut mekanizmamızı güçlü kılmayı amaçlayan Anti-Aging terapisi yıllar sonra oldukça gelişmiş bir bilim olarak bizlere sunulabilir. Dünyada ve Türkiye’de tıp çevrelerinde Anti-Aging terapi yöntemi, iki uzun dönemli program olarak anlatılıyor. Bu programlardan biri ‘tekrar gençleştirme projesi’ diğeri ise ‘hayat boyu projesi’ olarak sunuluyor.
    Anti-Aging terapisinin amaçları:
    Hafıza ve kavrama yeteneğini güçlendirmek
    Uyku problemini en aza indirmek
    Enerji harcama seviyesini yükseltmek, kişinin zinde ve sağlıklı hissetmesini sağlamak
    Vücuttaki yağ kitlesini azaltıp kas kütlesini güçlendirmek
    Cinsel gücün yeniden kazanılmasını sağlamak
    Vücut hatlarını güzelleştirmek
    Vücut kan akımını düzenleyip şeker ve kolesterolü sabit tutmak
    Kemik gücünü artırmak
    İmmün sistem yani bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlamak
    Yaşlılık ile zayıflayan cildi toparlamak elastikiyetini artırmak,
    Anti-Aging terapi yönteminin amaçları arasında bulunuyor.
    Anti-aging terapisi kapsamında tepeden tırnağa muayene ile kişinin ihtiyaçları tespit ediliyor. Vücudun eksiklerini tamamlamaya yönelik 4 ana program olan; Hormon bilimi, estetik güzellik, kondisyon ve fiziksel aktivite, diyet programları ayarlanıyor.

    Anti Aging terapi yöntemlerinde en önemli noktalardan birini; vücutta var olan ancak zamanla azalan hormonların eski seviyelerine ulaşmalarını sağlamak oluşturuyor. Peki bu hormonlar ya da vitaminler neler ve vücutta ne işe yarıyorlar?

    İNSAN BÜYÜME HORMONU
    İmmün sistemin korumasına yardımcı oluyor. Genç kas gücünü inşa ediyor. Ergenlik dönemlerinde en yüksek seviyelerde bulunan bu hormonun, vücuttaki miktarı yaşlanma ile azalıyor. Büyüme hormonu seviyesinin korunmasının, kadın ve erkeklerde yaşlanmayı durduracağı belirtiliyor ve iğne ile uygulama yapılabileceği açıklanıyor. Kuzey Dakota’da büyüme hormonu enjekte edilen farelerin çok daha fazla yaşadıkları ortaya çıktı. Fakat bu çalışma bitirilemedi; çünkü üniversitede kısıtlı miktarda bulunan büyüme hormonu tükendi. Şu anda birçok farmakoloji firması büyüme hormonu salgılamasını artıran ilaçlar üretmeye başladılar.

    DHEA
    DHEA hem kadında hem de erkekte yaşlanma başladıkça seviyesi düşen bir hormondur. Birçok araştırma sonucu DHEA’nın sinir sistemi, immün sistem, stres bozuklukları, kanser ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olduğu ortaya çıktı. San Diego’daki California üniversitesi 6 ay boyunca kadın ve erkek deneklere her gün 50 ml DHEA vererek, deneklerin fiziksel ve psikolojik olarak iyileştiklerini ve kas güçlerinin arttığını açıkladılar.

    MELATONİN
    Melatonin beynin hemen alt bölümünde üretilen bir hormondur. Antioksidant olup her gece üretilir ve vücudun uykuya dalmasına neden olur. Yorgunluktan korunmayı sağlar ve anti kanserojen etkilerinin olduğu ortaya çıkarılmış bir hormondur. İtalya’da hayvanlar üzerinde yapılan bir çalışmada; genç hayvanlardan yaşlı hayvanlara verilen melatonin sayesinde yaşlı hayvanların ömrünün uzadığı görülmüştür.

    ALC
    Aminoasit gibi enerjiyi uyaran bir bileşimdir. Kalp kaslarını güçlendirir. Hem normal yaşlanan bireylerde hem de Alzheimer hastalarında kavramayı günçlendirdiği açıklanmıştır. ALC mitokondirial fonksiyonu çeşitli şekillerde geliştirdiği için yaşlanmayı yavaşlattığı ortaya çıkmıştır. Mitokondria hücrelerin güç kaynağıdır. Burada bütün hayati süreç için enerji üretilir. Bilim adamları mitokondrial fonksiyonun düşmesinin yaşlanmaya neden olduğunu savunuyorlar.

    CO ENZİM Q10
    Kardiyovasküler sistemi koruyucu, enerji verici ve kanseri önleyici bir bileşimdir. Biliz Nokow tarafından yapılan bir çalışmada Co enzim Q10 iğnesiyle farelerin ömrü %50 oranında uzatılmıştır. Ucla Sağlık Merkezi’nde yine farelerin maksimum ömrü yüksek Co enzim Q10 dozları sayesinde uzatılmıştır. Her iki çalışmada da Co enzim Q10 verilen farelerin ileriki yaşlarında iyi ve sağlıklı göründükleri açıklanmıştır.

    ALFA LİPOİC ACİD
    Alfa lipoic asit, lipoic asit diye de bilinir. Antioksidanttır. Bilim adamlarına göre alfa lipoic asit yaşlanmayı azaltan etkenlerden biridir. Alfa lipoic asit kanda glukozun zararını azaltıp yaşlanma sürecini uzattığı söylenmiştir. Diyabetli hastalarda oldukça iyi sonuçlar alındığı gözlenmiştir. Halen fareler üzerinde deneyler yapılmaktadır.

    SİSTEİN VE PROSİSTEİN
    Sistein protein sentezinde kullanılan bir sülfir aminoasittir. Romanya’da yapılan yeni bir çalışmada sistein’nin laboratuvar çalışmalarında yaşamı uzattığı belirlenmiştir. Prosistein ise sisteinin değişik bir şeklidir ve daha güvenli olduğuna inanılır. Hem sistein hem prosistein insanın her hücresinde bulunmaktadır ve antitoksidant olan blu sentezinde rol olır. Glutathon yaşlandıkça miktarı düşer ve proteinlerin doğru yapılanmasına neden olur.

    LYCOPENE
    Lycopene, carotenoit denilen bitki pigment ailesinin bir üyesidir. 600 den fazla değişik karotenoid vardır. Licopene ve karoten bunların arasında en önemli olanlardır. Bunlar yaprak, domates ve diğer bitkilere açık rengini veren pigmentlerdir. Lycopene bunların arasında yaşlanmayı önleyici görevinde en önemli maddedir. Lycopen seviyesi yaş ilerlerledikçe düşer. Lycopenin farelerdeki değişik kanser türlerine de iyi geldiği bilinmektedir.

    VİTAMİN E
    Vitamin E, selenyumun antioksidant aktivitesine yardımcı olan bir maddedir. Selenyumla birlikte bağışıklık fonkiyonunun artmasını sağlar. Vitamin E hem erkekte hem de kadında kalp krizi riskini azalttır, birçok kanser türüne karşı vücudumuzu koruduğu araştırmalar ile desteklenmiştir.

    VİTAMİN B5
    1958 de biyokimyacı Roger J Williams ve Richard Pelton dişi, erkek farelere çok miktarda B5 vitamini vererek bir araştırma başlatmışlardır. Araştırmanın sonucunda farelerin diğer farelere oranla %19 daha fazla uzadıkları ortaya çıkmıştır. Yüksek dozda B5 vitamini verilen fareler soğuk suya atıldıklarında diğer hayvanlara oranla iki kat daha fazla yaşadılar.

    VİTAMİN B6
    Nasa da yapılan bir araştırmada vitamin B6 ile beslenen farelerin ömürlerinde %11 artış kaydedildi. Birçok yaşam sürecinde önemli bir rol oynayan Vitamin B6, aminoasitlerin metabolizması için gereklidir. Kalp krizi ve inme için koruyucu bir etmendir.

    SELENYUM
    Birçok araştırma sonucunda, selenyumun birçok kanser çeşidine iyi geldiği ve hatta kanser tedavisinde etkili olabileceği ortaya çıkmıştır. Fakat yaşlanmamak için hergün selenyum alan bir kişinin selenyum miktarını, toksik yan etkilerinden korunmak için, düşük tutması gerekir.

    HYDERGİNE
    Hem erkeklerde hem kadınlarda hafızayı ve öğrenmeyi artırdığı bilinmektedir. Hydergine beyne kan akışını arttırır dolayısıyla beyne giden oksijen miktarı artar. Beyin hücreleri beslenir ve yenilenir, beyin hücrelerindeki serbest radikallerin zararı en aza indirgenir. Beyindeki ATP düzeyini arttırarak beyindeki enerji üreten glukozun kullanımını artırır.

    PİRACETAM
    Beyin nöronlarındaki öğrenme ve hafıza reseptörlerinin duyarlılığını artıran ve aminoasit olan GABA nın bir türevidir. Hayvanlarda ve insanlarda yapılan çalışmalara göre ‘piracetam’ın hafızayı güçlendirdiği, dikkat ve konsatrasyonu artırdığı görülmüştür. Piracetam zekayı artırmada, yaratıcılığı ve bilgiyi işleme yeteneğini kullanmada yardımcıdır. Piracetam’ın, beyinin alanlarını ve beynin içindeki elektriksel aktiveteyi ayarlayarak, beynin sağlıklı kalmasını düzenlediği görülmüştür.

    DEPRENYL
    Deprenyl; Parkinson ve Alzheimer hastalıklarının olumsuz etkilerini en aza indirir. Uzun süreli kullanımı ile ilgili kesin deneysel bilgiler yoktur. Deprenyl’in en önemli özelliği yaşlanmayı yavaşlatmasıdır. Çünkü beyin nöronlarını nörotoksinlerden korur, antioksidan enzimlerin seviyelerini artırıp, dopamin azaltıcı enzimlerin seviyesini düşürür. Yapılan deneylerde farelerin ömrünün uzadığı görülmüştür.

    ERKEKLERDE KISIRLIK NEDENLERİ
    Çocukları olmayan çiftlerin yaklaşık %30-50’sinde problem erkekten kaynaklanır. Erkekteki kısırlık nedenleri başlıca iki ana grupta toplanır.
    1. Spermin sayı ve kalitesini etkileyen üretim bozuklukları.
    2. Spermi dışarıya taşıyan kanallardaki tıkanıklıklar.
    Erkekteki bu problemlerin nedeni, %30-40 olguda açıklanamaz. Sperm kalite ve sayısındaki bozuklukların nedeni bulunamadığında birtakım deneysel ilaç tedavileri uygulanır. Ancak, bu tedavilerin herhangi bir etkinliği olmadığı gösterilmiştir. Mikroenjeksiyon tekniğinin 1992 yılından itibaren uygulanmaya başlanması erkek kısırlığının tedavisinde bir dönüm noktası olup, bu teknik ile şiddetli erkek kısırlığı durumlarında bile yüksek gebelik oranları elde edilmektedir.
    1.SPERM ÜRETİM BOZUKLUKLARI
    Erkek kısırlık olgularında spermin üretim ve olgunlaşma bozuklukları en çok rastlanılan sorundur. Üretim bozukluğu sperm sayısı ile ilgili olabileceği gibi kadın yumurtasının döllenmesini engelleyen sperm hareketlerinin zayıflığı veya sperm şekillerinin (Morfoloji) anormalliği ile de ilgili olabilir.
    Erkeğin sperminin normal kabul edilebilmesi için sayısının en az 20 milyon/ml, hareketli sperm oranının %30 ve yapısal olarak normal sperm oranının %4’ün üzerinde olması gereklir. Sperm değerlerinin yukarıda belirtilenin altında olması halinde doğal yollardan gebelik elde edilmesinde belirgin zorluklar yaşanmaya başlanmaktadır. Birçok faktör spermiogenezi (sperm hücrelerinin üretimi ve olgunlaşması) olumsuz yönde etkileyebilir.
    İltihabi hastalıklar
    Bazı bakteri ve virüsler erkekte yumurtalık iltihabına sebep olur. Yumurtalıklarından iltihabi bir hastalık geçiren erkeklerin yaklaşık %25’inde kısırlık problemi oluşturur.
    Hormon bozuklukları
    Erkeklik hormonu olan testesteron hormonunun üretimini kontrol eden hormonlarda bozukluk olması durumu.
    Çevresel problemler
    Kanser tedavisi için kullanılan ışın ve ilaçlar sperm üretimini bozabilir.
    2.YAPISAL BOZUKLUKLAR
    Spermin üretim yeri olan testislerden dışarı çıkmasını engelleyen tam veya kısmi tıkanıklıklar kısırlık nedeni olabilir. Bu tıkanıklıklar doğuştan olabileceği gibi sonradan geçirilmiş bir enfeksiyona bağlı da olabilir. Testlerden geçirilmiş bir cerrahi müdahale de tıkanıklığa sebep olabilir.

    NEDENİ AÇIKLANAMAYAN KISIRLIK
    Günümüzde tıbbın olanakları ile ortaya konulamayan kısırlık durumlarında nedeni açıklanamamış kısırlık (idiopatik infertilite) söz konusu olur. Testler ile ortaya çıkarılamayan sperm enfeksiyon bozuklukları, yumurtanın çatlaması ve tüpler içindeki hareketinde bazı bozuklukların varlığı öne sürülen varsayımlar arasındadır.
    Nedeni açıklanamamış kısırlık olgularında rol oynayan psikolojik etkenlerin varlığı tam olarak belli değil. Stresin kadın üreme sistemi ve hormon dengesi üzerinde olumsuz etkiler yapabileceği biliniyor. Ancak burada sebep-sonuç ilişkisi belli değil. Yani kısırlık nedeniyle mi stres olmakta, yoksa stres nedeniyle mi kısırlık olmakta. Stresin ortadan kalkma durumunda doğal yollardan gebeliklerin oluştuğu bildiriliyor. Özellikle kısırlık tedavilerine cevap alınamayan çiftlerde bazen tedavinin kesildiği ve çifte dinlenme şansı verildiği aylarda kendiliğinden gebelik olabilmekte.
    Nedeni açıklanamamış kısırlık terimi günümüzdeki tanı yöntemlerinin sınırını gösteriyor. Tanı yöntemlerindeki ilerlemelerle birlikte bu gruba sokulan çift sayısı da azalacak.

    1.Prostat iltihabının (prostatit) nedenleri nelerdir?
    Akut ve kronik bakteriel prostatit, prostat bezine enfekte idrarın prostat kanalları boyunca taşınması ile oluşur.Bakteriel prostatit bulaşıcı değildir ve cinsel yolla geçen bir hastalık olarak düşünülmemelidir.
    Bazı tıbbi müdahaleler , özelliklede idrar kateteri takma işlemi bakteriel prostatit riskini artırır.
    Kronik bakteri kaynaklı olmayan prostatitlerde de prostat bezinde benzer iltihabi durumlar oluşur Fakat buradaki nedenler sıklıkla tipik idrar yolu enfeksiyonlarında görülen etkenlerden farklıdır.Buna yol açan organizmalar sıklıkla klamidya ve mycoplazma denilen organizmalardır.Bunların bazıları cinsel ilişkiyle geçebilir.
    Prostatodynia durumunda ise prostatın mikrop kapmasıyla ilgisi yoktur.Problem sıklıkla prostat bezini çevreleyen sinir ve kaslarla ilgilidir.

    2. Prostatitin neden olduğu yakınmalar nelerdir?
    Ani gelişen bakteri kaynaklı prostatititde,şikayetler ani ve şiddetli başlar.Ateş,titreme,idrarda şiddetli yanma ve mesaneyi ( İdrar kesesi ) boşaltmada yetersizlik sık görülen problemlerdir.
    Kronik bakteri kaynaklı prostatititde şikayetler benzer ancak daha az şiddetlidir.Bu şikayetler idrarda yanma,sık idrara çıkma,testislerde, perinede(makat bölgesinde), sırtta ağrılar ve ağrılı ejakulasyondur.( İdrar ve sperm atılımı )
    Kronik bakteri dışı kaynaklı prostatitte sık ve ağrılı idrar yapma,ağrılı ejakulasyon ve perine-mesane-testis ve peniste ağrı-rahatsızlık olur.
    Prostatodynia şikayetleri zorlu ve ağrılı ejakulasyon,zorlu ve ağrılı idrar yapma,perinede ağrıdır.Bu şikayetler kronik nonbakteriel prostatit şikayetlerinden ayrılamaz.

    3. Prostatit bir hastayı nasıl etkileyecektir?
    Prostatit hem hasta hem de doktor için zor bir durumdur.Hastanın yaşam kalitesini ciddi olarak etkiler.Prostatitin doğru tanısı zordur ve hastalık kür olmayabilir.Bununla birlikte prostatit tedavi edilebilir bir hastalık olup uygun tedavi ile önemli yakınmalar büyük oranda düzelir.

    4. Prostatitle ilgili önemli noktalar nelerdir?
    Doğru tanı tedavi için ana faktördür.
    Prostatit herzaman kür olmayabilir ancak kontrol altında tutulabilir.
    Şikayetler geçse bile tedavi izlenmelidir.
    Prostatitli hastalar gelişen prostat kanseri için daha yüksek bir risk içermezler.
    Normal cinsel aktivitenin kesilmesine gerek yoktur.(akut safha hariç)
    Prostatitli kişi normal hayatını sürdürebilir.

    Ani Sertleşme

    Ani sertleşme sorunu genellikle psikolojik sorunlar yaşayan erkeklerde görülür. Negatif ruhsal durum bu tür sorunlar yaşanılmasına neden olur.

    Bu tür sorunları olan hastalar uyurken veya sabah kalktiklarinda sertlesme gorulur. erektil ani fonksiyon bozukluğu yaşamalarına neden olan nedenler:

    - İşten veya evden dolayı stress ve endişeler
    - Düşük seks performansından korkulması
    - Evlilik problemleri
    - Depresyon
    - Cinsel tercih seçiminde heteroseksüel, biseksüel ve homoseksüellik seçimine karar verememek.

    BPH

    [​IMG]Kansorejen bir durum değildir. Kansere dönüşmez. Büyümüş prostatlar için kullanılır.Daha çok erkeğin yaşlanmasına bağlıdır. Büyüklüğe ve büyüme şekline göre idrar yakınmaları meydana getirir.Bunlara Prostatizm yakınmaları denilir ve bazen Prostat Kanseri yakınmaları ile karışır. 60 yaş üzerindeki erkeklerin %50 sinde,70 ve 80 yaşlardaki erkeklerin ise % 90 ında görülür.40 yaştan önce nadir görülür. BPH prostat kanserinden çok daha sık görülür.

    Erektil Fonksiyon Bozukluğu

    Profesyonel terapi: Erektil fonksiyon bozukluğu yaşayan hastaların genellikle fiziksel ve psikolojik nedenlerle birlikte görübildiğinden uzman psikolog ya da psikiyatristle görüşerek endişeyi azaltabilir. Terapiler genellikle diğer tedavilerli birlikte doktorun denetiminde yapılır.

    Hormonlu ilaçlar: Testesterone denen erkeklik hormonunun düşüklüğünden prolaktin fazlalığı ve fazla östrojenden kaynaklanan Erektil fonksiyon vakaları çok azdır. Bu problem yine hormon düşüücü ilaçlarla tedavi edilir.
    İğne tedavisi FDA tarafindan onaylanmış igne ile yapılan iki ilaç vardır. Ağrısız ve acısız sayılabilecek enjektörle verilen ilaç sertleşmeyi sağlar.

    Üreter içi Terapi: Yeni sayılabilecek bir tedavi şeklidir. küçük ilaçlı bir küçük topçuğun penis ucundan üretere sokulmasıdır. Üreter tarafından tamamen abzorbe edilen ilaç penisteki ereksiyon odacıklarına gider. Bu da kan damarlarının gevşemesine ve penisin ereksiyon olmasına neden olur.

    Penis Protezi: Penisin iki tarafına ameliyatla sert çubuk konur. Çubuklar istenen derecede sertlik verir. Bu implantlar iki sekildedir: şişirilebilen ve yarı sert çubuklar.Bu metod diğer metodlar gözönüne alınmadan ve denenmeden tavsiye edilmemektedir.

    Ameliyatla Tedavi: Pelvik yöresine veya penise ameliyat, kaza vs neticesinde bölgeye kan akışı bloke olmuşsa tercih edilir.

    Prostatit nasıl tedavi edilir?
    Akut bakteri kaynaklı prostatititte hasta antibiyotik almaya ihtiyaç gösterecektir.Bu süre minimum 14 gündür.Bazen hastaneye yatırılarak damar yolundan tedavi alması gerekebilir.Bazen de zorlu idrar yapanlarda sonda takmak gerekebilir.
    Kronik bakteri kaynaklı prostatititte antibiyotik tedavisi daha uzun tutulur.Genellikle 4-6 hafta.bu tedavi ile hastaların % 60’ında başarı sağlanır.Bazı durumlarda şikayetler tekrarlar ve antibiyotik tedavisine yeniden başlamak gerekebilir.Bu tedaviye cevap vermeyen hastalarda uzun dönem antibiyotik tedavisi gerekebilir.Bazı nadir durumlarda ameliyat da önerilebilir.
    Eğer kronik bakteri dışı kaynaklı prostatit tanısı konulmuşsa antibiyotik tedavisi gerekmeyebilir.Bu hastalarda diğer ilaçlar ön plana çıkar.Bunlar; alfa blokerler,anti-inflamatuar ilaçlar,bitki ekstreleri ve nadiren prostat masajıdır.
    Prostadynianın tedavisi ise zordur.Çünkü bu hastalığın anlaşılması zordur.Kas gevşeticiler,alfa blokerler, antienflamatuarlar ve biofeedback teknikleri kullanılabilir.

    Benign Prostat Hiperplazisi ( BPH ) nedir?
    Yaşlanan erkekte ortaya çıkan prostatın iyi huylu büyümesi olarak tanımlanır. Prostatism olarak da adlandırılabilir.

    BPH için risk faktörleri nelerdir?
    İlerleyen yaş, hipertansiyon ve ailede BPH öyküsü olması BPH için risk faktörleri sayılır.

    BPH’daki bazı belirtiler nelerdir?
    Prostat idrar kesesinin altında üretrayı sardığı için; büyümesi idrar akışını tıkayıcı ve irrite edici belirtilere yol açabilir. En sık rastlanan belirti, bilhassa geceleri mesaneyi sık boşaltma isteğidir. Bekleyerek idrar yapma , kesik kesik idrar yapma, idrar sonunda damlama, idrar akış hızındaki azalma idrarda yanma idrarı bekletememe diğer sık rastlanan bulgulardır.


    Kelliğe Karşı Çözümler...

    Kelliğe Karşı Çözümler...

    Saç dökülmesi, günümüzde erkekler arasında oldukça yaygın görülüyor. Bunun ardında temel olarak, hormon bozuklukları yatıyor. Saç dökülmesi kadınlarda da yaşanıyor. Ancak bunu erkeklerle kıyasladığımızda, kadınların kel kalma riski hiç denecek kadar az bir ihtimal. Saç dökülmesi, kimi erkekte normal bir etki yaparken, kimisinde ciddi sorunlara yol açıyor. Ancak, normalin üstünde bir saç dökülmesi durumuyla karşı karşıyaysanız, hemen umutsuzluğa kapılmayın. Çünkü günümüz imkanları, hemen hemen her türlü saç dökülmesi sorununa bir çözüm sunuyor.

    Saç dökülmesinin çeşitli sebepleri var
    Saç dökülmesinin çeşitli sebepleri vardır. Ancak bunları genel olarak iki grupta toplamak mümkün. Birincisi, dış çevreyle, ikincisiyse insanın yapısıyla ilgili. Örneğin, kalıtsal faktörler, hormon düzeninde bozukluk, sağlıksız beslenme nedeniyle vücutta ihtiyacı olan maddelerin eksikliği ya da fazlalığı iç etkenler arasında sıralanabilir. Mevsimsel şartlar, hava kirliliği, uygunsuz saç bakımı, stres gibi faktörler, dış şartlar grubuna dahil edilebilir.

    Saç nakli ameliyat gerektiriyor
    Saç dökülmesinden kaynaklanan hafif kelliklerde, cerrahi metodlarla saç nakli yapılabiliyor. Bu işlemde, iki kulak arasında, ense bölgedeki çemberden saçlar alınıyor ve saçın olmadığı bölgelere mikrocerrahi uygulamayla dağıtılarak ekiliyor. Bu uygulama, hafif ya da tamamen kellik durumlarında uygulanabiliyor. Fakat ekilebilen saç miktarı kısıtlı olduğundan, eğer kellik fazlaysa, birden fazla ameliyat gerekebiliyor. Burada amaç, saçlara herhangi bir sunilik olmadan, gür bir görüntü kazandırmak.
    Ameliyattan sonra ilk bir ay içinde, ekilen saçlar dökülür. Ancak ortalama 3 ay gibi bir süre sonra saç köklerinden yeni ve kalıcı saçlar çıkmaya başlar. Bu saçlar da ömür boyu kalır. Ekilen saçların bakımı veya kesimi, normal saçlardan farklı değildir.

    Saç kökleri kanallara yerleştirilir
    Saç nakli yaptırmak isteyen kişilere, önce uzman kişisel bilgilerden oluşan çeşitli sorular yöneltir. Önceden geçirilen hastalıklar, yaşam koşulları, aile hikayesi gibi konular incelenir. Saç derisi muayene edildikten sonra ameliyat yapılıp yapılmayacağına karar verilir. Ameliyat lokal anestezi altında uygulanır. Ameliyat esnasında, ense bölgesinden bir şerit halinde, üzerinde çok sayıda saç kökü bulunan ince bir kesit alınır. İşlem kolay uygulanır ve acı vermez. Ardından saç kökleri mikrocerrahi yöntemiyle gruplanır. Şeridin alındığı yer sonra cerrahi yöntemle kapatılır. Saçların ekileceği yere, köklerin yerleştirilmesi için kanallar hazırlanır ve saçlar yerleştirilir. Ortalama 3 ay içinde burada kalıcı saç kılları çıkmaya başlar. Bunlar da, normal saçlar gibi ayda ortalama 1 santim uzar. Bütün bu amileyat işlemi, saçların fazlalığına bağlı olarak ortalama 3.5 saat sürebilir. Bazen aynı işlemın birkaç kez tekrarlanması gerekebilir.

    Saç naklinde yaş sınırlaması yok
    Saç nakli her yaşta uygulanabilir. Ancak ameliyat yoluyla uygulanan saç nakli, şeker hastalığı, diyaliz gerektiren böbrek rahatsızlığı, karaciğer ya da ağır kalp hastalığı olan kişilere uygulanamaz. Bunların dışında herhangi bir kısıtlama yoktur.

    Protez saçlar kansız yöntemle uygulanır
    Protez, ameliyat uygulaması gerektirmez. Bu nedenle protez uygulaması daha çok kanlı yönletemlere başvurmak istemeyen insanlar tarafından tercih edilir.
    Saç protezi yaptırdıktan sonra kişi herhangi bir hareket kısıtlamasıyla karşılaşmaz. Yani, banyo yapabilir, tarayabilir ya da denize girebilir. Protezi bir tek seansla istenilen gürlükte saçlara sahip olmak mümkün. Protez saçları diğer saçlardan ayırt etmek mümkün değildir.

    Protezler yurtdışında hazırlanır
    Protez uygulamasına başlamadan önce, uygulamanın yapılacağı bölge incelenir. Tabii saçların dökülme riskinin devam ettiği bölgeler de gözden geçirilir. Ardından başın kalıbı ve saçtan numuneler alınır. Bunlar, yurtdışına protezin hazırlanacağı merkeze gönderilir. Burada, suni, hava ve suyu geçiren, gözenekleri olan ikinci bir deri hazırlanır. Saç bankalarından temin edilen numune saçlar, hazırlanan bu deriye saçların çıkış yönüne göre tek tek ekilir.
    Sorunlu bölgeyi tamamen kamufle edecek özelliklere sahip olan bu protez, özel odalarda ve ortalama 2 saat süren işlemle uygulanır. Protezin yerleştirilmesi özel bir yapışkanla veya mikro tüplerle deriye yerleştirilir. Ardından kişinin istediği modele göre saç kesimi yapılır ve saçlar şekillendirilir. Protezin altındaki saçlar, hava ve suyu geçirdiği için canlılığını kaybetmez.

    Düzenli saç bakımı ihmal edilmemeli
    Protezin yerleştirildiği bölgedeki saçlar düzenli olarak kesilmezse, bir potluk görüntüsü oluşabilir. Bu nedenle, saçın uzama süresine göre kuaför bakımı yapılması gerekir. Bu bakım protezin uygulandığı merkezde yapılmalı. Çünkü protezin çıkarılıp, tekrar yerleştirilmesi gerekir. Ardından protez saçlara saç bakımı uygulanır. Normal saça yapılan tüm bakım ve uygulamalar protez saça da gerçekleştirilebilir. Ancak tercih edilen malzemelerin iyi olması gerekir.

    Erkeklerde Bakım

    Erkeklerde Bakım
    Bakımın sadece kadınlara özgü olduğu devirler kapandı. Günümüz erkeği artık etkileyici olmak için çaba ve vakit harcıyor. Kozmetik dünyası ise kadınlara sunduğu imkanların hemen hemen hepsini erkeklere de sunuyor...
    Erkekler cilt bakımları söz konusu olduğunda kadınlara oranla daha şanslılar. Çünkü ciltleri onlardan çok fazla bir özen beklemiyor. Ama bu hiçbir bakım gerekmediği anlamına da gelmiyor. Tüm kozmetik piyasası içinde erkek kozmetiğine ayrılan pazar sadece yüzde 3. Bu payın, büyük kısmını erkekler için zorunlu olan tıraş ürünleri alıyor. Sıralamada ikinci sırayı tıraş öncesi ve sonrası kullanılan losyonlar alırken, sıralama kremler, kişisel hijyen ürünleri ve parfümler olarak devam ediyor. Bu sıralama aslında erkeklerin zorunlu olmadıkça kişisel bakım ürünlerine rağbet etmediklerini gösteriyor. Erkek cildi yapı olarak kadın cildinden daha sağlıklı. Doğadan gelen bir nem ayrıcalığı var ki, bu sağlıklı bir cilt için ilk koşul. Ancak günümüz şartları, erkek cildinin bu avantajını adeta ortadan kaldırıyor. Bu nedenle onların da ciltlerine ayrı bir bakım uygulamaları gerekiyor. Ama tabii ki erkeklerin sadece ciltlerine özen göstermeleri yetersiz. Beden ve ayak bakımının da ihmal edilmemesi gerekiyor.

    Öncelikle cilt bakımı
    Erkek cildinin yapısı kadınınkinden farklı. Sebum salgılanması erkeklerde daha fazla. Ergenlik döneminde başlayan sebum salgılanması, yetişkinlik çağında maksimum seviyeye ulaşıyor, 60 yaşından itibaren de azalarak, cildin kurumasına yol açıyor.
    Deri katmanları içerisinde bulunan bezlerden salgılanan sebum, cildi koruyucu etkisi olan bir nem ve yağ tabakası oluşturuyor. Ancak sebum salgılanmasının bazı yan etkileri de var. Sebum, porların genişlemesine ve burun kanatlarının iki yanında küçük siyah noktacıkların, minik yağ keseciklerinin oluşmasına neden oluyor. Erkeklerin ciltleri ile ilgili en büyük estetik kaygılarından biri de işte bu nokta ve kesecikler. Peki, bütün bu sorunlardan kurtulmak için iyi bir cilt bakımı nasıl olmalı?

    Temizleme
    ·Temizleme sütü, temizleyici maddelerin en yumuşak olanıdır, çok hassas ve tahriş olmuş ciltlerde tercih edilir.
    ·Köpüren jeller, cildi tazeler ve zorlamadan derinlemesine temizlik sağlar.
    ·Dermatolojik ürünler ise sadece problemli ciltlerde uzman tavsiyesi ile kullanılır.

    Tonik
    Banyodan sonra kurumuş ciltlere mineral bazlı tonikler tavsiye edilir. Losyon tonikler, kan dolaşımını hızlandırır ve cildi mikroplardan arındırır. Bunların, nemlendirici ve koruyucu bir kremden önce kullanılması gerekir.
    Yorgun ciltler için tazeleyen ve yenileyen ürünler, yağlı ve tahriş olmuş ciltler için sakinleştirici ürünler, tıraş sonrası yanma hissini gideren ürünler tercih edilmeli...

    Nemlendirme ve koruma
    Kremler ve jeller, günlük bakım için gerçek birer yardımcıdır. Cildin esnekliğini sağlar, kırmızılıkları ortadan kaldırırlar.

    Peeling
    Peeling sayesinde cilt derinlemesine temizlenmiş olur ve ışıltısını kazanır. Her hafta ya da her ay düzenli bir biçimde ``gommage'' adı verilen ürünlerle yapılacak peeling sonucunda küçük siyah noktaların oluşması önlenir, batık kıllardan kurtulunur.

    Tıraş ürünlerinizin seçiminde titizlik
    Tıraş, erkeklerin zorunlu olarak yaptıkları ve ne yazık ki ciltlerine zarar veren bir işlem. Tıraş sırasında epidermin üst katmanları, yani koruyucu yağ ve nem katmanı zedeleniyor. Cilt nem kaybına uğruyor ve kuruyor. Ancak gerekli bakımın sağlanması ve doğru ürünlerin kullanılması ile bu olumsuz sonuçlar yok edilebiliyor.
    Tıraş köpüğü cildinize uygun olmalı
    Normal bir cilt için çok asitli olmayan bir tıraş köpüğü ve tıraş sonrasında kullanılacak nemlendirici, epidermin hassaslaşmasını ve yaşlanmasını engelliyor. Ancak kimi zaman tıraşla birlikte özel birtakım problemler oluşabiliyor. Akneye yatkın bir cilt için içerisinde antibakteriyel maddeler bulunan bir tıraş köpüğü seçilmeli. Enfeksiyonlu cilt için antiseptik içeren tıraş köpükleri tercih edilmeli. Eğer cilt, kullanılan ürüne alerjik bir reaksiyon veriyorsa, öncelikle ürün değiştirilmeli. Buna rağmen sorun devam ederse bir uzmanın görüşüne başvurulmalı.

    Vücut bakımı ihmale gelmez
    Erkek cildi denilince akla ilk önce tıraşın tahriş edici etkisi nedeniyle yüz gelir. Ancak aslında erkekler için de tüm vücut bakımı önemlidir.
    ·Vücut temizliği için yumuşak ürünlerin seçilmesi gerekir. Sabun içermeyen jeller ve banyo köpükleri bu iş için uygun olacaktır.
    ·Kurumaya meyilli bir cilt için, duştan ya da tıraştan sonra mutlaka yoğun bir nemlendirici kullanılmalı, akne gibi sorunlarda ise mutlaka cildin doğasına uygun bir hijyen ürünü seçilmelidir. Bu konuda bir uzmanın önerileri alınabilir.
    ·Saçlar için, yumuşak bir şampuan seçmek gerekir, özellikle saçlarını sık yıkayanlar için bu önemlidir. Eğer saçlarınız dökülüyorsa, bulduğunuz formüller ya da bir uzmana görünmek işe yaramıyorsa bu durumu sıkıntı etmeyin. Zira yapılan birçok anket, kadınların saçı dökülen erkekleri de saçlı erkekler kadar çekici bulduklarını gösteriyor.

    Ayaklarınızı unutmayın!
    Vücudun bütün yükünü taşıyan ayaklar, özellikle erkek vücudunun en çok ihmal edilen bölgeleri. Sağlıklı, mutlu ve konforlu bir yaşam için ayaklarınıza dikkat etmeli ve düzenli olarak bakım yapmalısınız. Ayrıca ayak bakım merkezlerinde profesyonel bakım da yaptırabilirsiniz.

    ERKEK KISIRLIĞI TANI VE TEDAVİSİ. AZOOSPERMİ , HİPOGONADİZM , MİKROSKOPİK TESE-MESA OPERASYONLARI
    En az bir yıl korunmasız cinsel ilişkiye rağmen çocuğu olmayan çiftler kısırlık ( infertilite ) araştırması için ürolog-jinekologa başvurmalıdırlar. Sperm incelemesi sonucu sperm yetersizliği yada yokluğu bulunan hastaların tedavileri kliniğimiz tarafından yaklaşık 9 yıldır başarı ile yapılmaktadır. Sperm hareket ve sayı kusuru bulunan varikoselli ( testis toplardamar genişlemesi ) hastalara mikroskopik varikoselektomi ameliyatı başarı ile uygulanmaktadır. Sperm testleri sonucunda hiç spermi çıkmayan azoospermi hastalarının tedavisini ve çocuk sahibi olmalarını sağlayan en eski ve en tecrübeli merkezlerden olmakla birlikte Türkiye çapında en fazla vakası olan Tüp-bebek merkeziyiz.

    Çocukluk çağında inmemiş testis nedeniyle ameliyat olmak veya hala testis-testisleri torbaya inmemiş olmak , kabakulak vb hastalıklardan sonra testislerinde şişme veya küçülme saptamak spermlerin sayı ve hareket kabiliyetini bozan başlıca etmenlerdir.
    Özellikle sperminde canlı hücre hiç olmayan azoospermi ve hormanal bozukluğa sahip hipogonadizm hastalarının çocuk sahibi olabilmeleri için tedavilerini ve mikroskopik olarak yapılan testisten ve sperm yollarından sperm bulma ameliyatlarını (mikroskopik tese-mesa) başarı ile yapmaktayız. Eğer sperm örneğinizde hiç canlı hücre yoksa ve size bu nedenle testis biyopsisi önerildi ise tüp-bebek merkezi olmayan bir yerde bu biyopsiyi olmamanızı öneriyoruz. Bu alınan biyopsi parçalarındaki var olabilen canlı sperm hücrelerini kullanamamış , onlardan çocuk yapma şansını yitirmiş oluyoruz. Çocuğunuz olmaz denerek çeşitli merkezler tarafından ümitsizliğe itilen veya bu işin peşini bırakmış olan hastaların yaklaşık % 40'mda olumlu sonuçlar alınmakta ve eşleri hamile kalabilmektedir.



    İyi Bir Traşın Püf Noktaları


    Tıraş bıçağınızı iyi seçin!
    Ergen bir erkek çocuğu için tıraş olmak, genellikle heyecan verici bir duygu. Ne de olsa, bu şekilde erkekliğe iyice adım atmış olduğunu hissediyor. Ancak belli bir zaman geçtikten ve sakallar iyice çıktıktan sonra, bu işlem zamanla külfet haline geliyor. Çünkü zorunluluk başlıyor! Bundan böyle istese de, istemese de, tıraş olmak zorunda kalıyor. İşte bu zorunluluğu gözönüne alırsak, geriye bir tek çözüm kalıyor. Tıraş olmayı zevkli hale getirmek. Eğer siz de her sabah, veya akşam bu külfeti yaşamak istemiyorsanız, tıraş çantanızı size en pratik gelen ürünlerle doldurun ve biraz eğlenmeye bakın. Tabii eğlenirken, cildinizi de düşünmeyi ihmal etmeyin.
    Unutmayın ki, her gün yüzünüze sürdüğünüz o tıraş bıçağı, eğer gerekli bakım sağlanmazsa, zamanla tahrişlere ve rahatsızlıklara yol açar. Tıraş sonrası, cildinizi ferahlatacak, canlılık hissi verecek, nemlendirecek ve cilt yüzeyinde bulanan bakterileri etkisiz hale getirecek çok çeşitli ürünler bulunuyor.

    Traşınız sinekkaydı mı olsun?
    Tıraş için öncelikle yüzünüze ve cildinize uygun ürünler temin etmeniz gerekiyor. Bunu yaptıktan sonra, iyi bir tıraşa hazırsınız demektir. Öncelikle sakalınızın bu işlem için hazır olup olmadığına dikkat edin. Bunun için yapmanız gereken, sakallarınızı özel bir tıraş köpüğü veya kremiyle yumuşatmak. Ancak bunu uygulamadan önce yüzünüzü sıcak suyla yıkamayı unutmayın. Diğer önemli bir nokta da, sakalınızı her zaman aynı yöne doğru kesmeniz. Eğer sakalların çıkış yönünü izlemezseniz, cildinizde kıl dönmeleri meydana gelir ve bu da cildinize zarar verebilir. Traş konusunda size son tavsiyemiz, aceleci davranmamanız. Aksi halde yüzünüzde pamuk veya flasterlerle dolaşmanız kaçınılmaz olur!

    Biraz da istatistik...

    · Erkeklerin yüzde 21'i bakım ürünü kullanıyor.
    · Erkeklerin yüzde 71'i her gün tıraş köpüğü kullanıyor.
    · Erkeklerin yüzde 70'i köpük veya jel tercih ediyor.
    · Erkeklerin yüzde 62'si tıraş sonrası ürün kullanıyor.
    · Erkeklerin yüzde 50'si alkollü losyon veya tonik tercih ediyor

    Liposculpture (vücut biçimlendirme)

    Liposculpture (vücut biçimlendirme)

    Düzeltmeler
    Mide, karın, sırt, bel, basen, kalça, uyluk ve bacak yağları alınarak biçimlendirilir.

    Gerekenler
    Tahliller, kalça biçimlendirmesi için damar incelmesi (doppler). Ameliyattan 6 saat önce aç kalınmalı, genel anestezi uygulanır. Hastanede 1 gün kalınması gerekir, operasyon süresi yarım saat ile 1 saat arası değişir, 7 gün sonra dikişler alınır, 15 gün korse giyilir. Ameliyattan hemen sonra fiziksel aktiviteye başlanabilir.
    u

    Operasyon nasıl gerçekleşir
    Klasik çizgisi, kalça katlantısı, göbek çukurundan açılan 1-2 mm’lik deliklerden girilerek vakum etkisi ile deri altı yağları alınır. Derisi sarkma eğilimli olanlarda cilt germe işlemi yapılır.

    İzler
    Noktasal izler göbek deliği ve kalça katlantısı altından yapıldığı için belirgin değildir.

    Komplikasyonlar ve beklenmeyen etkiler
    Ameliyattan hemen sonra görülen ödem ve morluklar 7-10 gün içinde kaybolur. Operatör kalın kanül kullandığı takdirde dalgalı görüntü oluşabilir. Ancak günümüzsde kullanılan kanüller bu sorunu çözmüştür.

    Beklenen sonuç
    Sadece aşırı bölümlere müdahale edilirse ve tek seansta aşırı miktarda yağ alınmazsa sonuç çok olumludur.


    Erkeklere Zinde Yaşam Önerileri...



    Sigara içmeyiniz

    Sigara içmeyiniz, diğer tütün ürünlerini kullanmayınız. Sigara içmek en tehlikeli alışkanlıklardan biridir. Önlenebilir rahatsızlıklara en çok sigara neden olmaktadır. Dünyadaki ölüm nedenleri arasında sigara ciddi anlamda ön sıralardadır.

    Doğru besleniniz

    Kalp hastalıkları, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol, şişmanlık, safra kesesi hastalıkları, bazı kanser türleri, yediklerinizle doğrudan ilişkili hastalıklardandır. Yaşamınızın her döneminde sağlığınızın temelini oluşturan yeterli ve dengeli beslenme, bu hastalıkların oluşum riskini azaltır. Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan besinlerin kişilerin ihtiyaçlarına göre, yeterli miktarlarda ve doğru şekilde vücuda alınması yeterli ve dengeli beslenmenin temelidir. Her besin grubunun içerdiği besin öğelerinin yani karbonhidratların, proteinlerin, yağların, vitamin ve minerallerin miktarı farklıdır. Yeterli ve dengeli beslenebilmeniz için her gruptan belirli miktarlarda almanız gereklidir.

    Fazla kilolarınızı veriniz

    Fazla kiloya sahip olmak, hipertansiyon, kolesterol, diyabet, kalp rahatsızlığı, felç, bazı kanser tiplerine ve kiloyu taşıyan noktalarda (omurga, kalça veya dizler) bozukluğa neden olabilmektedir. Yüksek lifli, az yağlı besinler içeren yeterli ve dengeli bir diyet ve düzenli egzersiz yapmanız azar azar kilo kaybetmenize ve kilonuzu korumanıza yardımcı olacaktır.


    Egzersiz yapınız

    Egzersiz yapmak, hipertansiyon, diyabet, osteoporoz, depresyon ve olası barsak kanseri, felç ve sırt hasarlarını önlemeye yardımcı olmaktadır. Eğer düzenli egzersiz yaparsanız kendinizi daha iyi hisseder ve kilonuzu kontrol altında tutarsınız. Haftada 4-6 kere, 30-60’şar dakika egzersiz yapmaya çalışın. Ayrıca unutmayın ki, yapılan her egzersiz hiç yapmamaktan daha iyidir.


    Kolesterol seviyenizi kontrol altında tutunuz

    Kolesterol seviyeniz yüksek ise, doğru beslenerek kolesterol seviyenizi düşürün. Örneğin, yediğiniz yağ oranını azaltıp, lifli besin tüketimini arttırıp, egzersiz yapmaya başlayınız.

    Tansiyonunuzu kontrol altında tutunuz

    Yüksek tansiyon, kalp, felç ve böbrek rahatsızlıkları riskinizi yükseltir. Tansiyonunuzu kontrol altına almak için, kilo verin, egzersiz yapın, sodyum içeren besinleri daha az tüketin, az alkol tüketin, sigara içmeyin ve ilaçlarınızı doktor kontrolünde kullanınız. Doktorunuza kanser tiplerinin belirtilerinin neler olabileceğini sorun. Eğer 50 yaş ve üzeri iseniz doktorunuza barsak kanseri kontrolleri hakkında danışınız. Eğer 50 yaşın altında ve erkek iseniz. Doktorunuza prostat kanseri kontrollerinin yarar ve risklerini sorunuz.

    Yıllık kontrollerinizi düzenli yaptırınız

    Sağlık durumunuz yıldan yıla değişiklik gösterebilir. Herkesin aynı testi ve muayeneyi yaptırması yerine, kişiye özel testler yapılmalıdır. Sizin için doğru olan muayene ve testleri, bununla birlikte risk içeren faktörleri aile doktorunuza sorunuz.

    Ergenlik Dönemindeki Erkeklerin Bilmesi Gerekenler
    Vücut ölçüleri
    Kollarınız, bacaklarınız, elleriniz ve ayaklarınız vücudunuzun geri kalan bölümlerinden daha hızlı büyüyecektir. Bu dönemde kendinizi biraz sakar hissedebilirisiniz.


    Vücut biçimi

    Siz daha uzun olacaksınız ve omuzlarınız genişleyecektir. Ağırlığınız belirgin ölçüde artacaktır. Bir çok erkek çocuk meme uçlarında duyarlılık hisseder. Bu duyarlılık nedeniyle siz memelerinizin büyüdüğü kaygısına kapılabilirsiniz. Böyle olsa bile kaygıya kapılmanıza gerek yoktur, çünkü memelerdeki büyüme sizin yaşınızdaki erkek çocukların çoğunda olur fakat bu büyüme geçicidir. Bu konu sizi üzüyorsa çocuk hekiminizle konuşmanız iyi olacaktır.

    Ergenlik döneminde kaslarınız büyüyecek ve güçlenecektir. Onların daha hızlı güçlenmesi için özel bir çaba göstermenize gerek yoktur. Arkadaşlarınızın bazılarının vücut geliştirme aktivitilerine katılması sizi etkilememeli ve vücudunuz hazır olamadan bu tür yerlerden uzak durmalısınız. Vücut geliştirme sizi çok ilgilendiriyorsa en iyisi çocuk hekiminizle görüşmeniz ve sizin için uygunu olan zamanı birlikte belirlemenizdir.

    Ses
    Giderek daha boğuk bir sese sahip olacaksınız. Bu durum sesinizde çatallaşmaya yol açabilecektir. Siz büyüdükçe sesinizdeki çatallaşma duracak ve bir süre sonra normal bir sese sahip olacaksınız.

    Saçlar
    Ergenlikle birlikte koltukaltlarınızda, bacaklarınızda, yüzünüzde ve penisinizin çevresinde kıllanma olacaktır. Erkeklerin hepsinde olmasa da bir çoğunda göğüs bölgesinde kıllanma olacaktır. Erkekler yüzlerindeki kılları tıraş ederler, fakat bunun tıbbi bir nedeni yoktur, bu tamamen sizin kişisel seçiminizdir. Tıraş olmaya karar verirseniz tıraş kremi ve erkekler için olan jiletleri kullanmanız gereklidir. Kullandığınız jilet veya elektrikli tıraş makinasını başkalarının kullanmasına izin vermemeniz sağlığınız bakımından doğru olacaktır.

    Deri
    Deri ergenlikle birlikte daha yağlı hale gelir ve daha çok terlediğinizi fark edersiniz, çünkü ter bezleri de büyümeye başlamıştır. Derinizi her gün temizlemeniz gereklidir. Bunun yanında koku ve ter ıslaklığını önlemek için deodarant veya ter etkisini azaltan spreyle kullanabilirsiniz. Derinizi temiz tutma çabalarına rağmen yine de yüzünüzde sivilceler olacaktır. Bu sivilceler akne olarak isimlendirilir ve ergenlik dönemindeki hormonların yükselmesine bağlı olduğundan normal kabul edilir. Bütün ergenlerde şu veya bu zamanda akne olacaktır. Akneleriniz çok şiddetli ise bir doktora danışmanızda yarar olabilir.

    Penis
    Ergenlikle birlikte penis ve testisleriniz büyür. Cinsiyet hormonları penisiniz daha sık dikleşmeye başlayacaktır. Penisteki dikleşme penisin sert ve gergin olması demektir ve bazen nedensiz penis dikleşmesi olabilir. Böyle olması normaldir. Penisinizin zamansız dikleşmesinden utanabilirsiniz ama unutmayın siz dikkat çekmedikçe bir çok kimse bunun farkında olmayacaktır. Erkek çocuklarının çoğu penis boyutlarıyla ilgilidir ve bazıları arkadaşlarının penis boyutlarıyla karşılaştırırlar. Penis boyutlarının “erkek olmak” veya cinsel fonksiyon için her şey demek olmadığını unutmamak önemlidir.

    Ergenlik döneminde testisler sperm de üretmeye başlar. Böylece ereksiyon sonrasında “boşalma” olacak ve bu sırada ejakülasyon (meni) atılacaktır. Bu olay bazen uykuda olabilir ve siz sabah uyandığınızda çamaşırlarınızın ıslandığını görebilirsiniz. Buna “gece boşalması” adı verilir. Bu durum normaldir ve siz büyüdükçe sıklığı azalacaktır.


    Jinekomasti (erkekte meme büyüklüğü)

    Jinekomasti (erkekte meme büyüklüğü)

    Düzeltmeler
    Memenin hormonal veya şişmanlık nedeni ile normalden büyük olduğu durumlarda normal ölçülere indirilir.

    Gerekenler
    Tahliller, hormon testleri, meme röntgeni, ameliyat öncesi 6 saat aç kalınmalı, lokal veya genel anestezi, operasyon süresi 1-2 saat, hastanede kalma gereği duyulmaz, 5 günde dikiş alınır, 10 gün bandajlanır ve 10 gün boyunca kol hareketleri kısıtlamalıdır, 1 ay süreyle spor yapılmamalıdır.

    Operasyon nasıl gerçekleşir
    Göğüsler hormonal nedenlerle büyümüşse göğüs ucundan girilerek süt bezleri çıkarılır, şişmanlığa bağlı yağ birikmesi ise yağlar vakumla emilir.

    İzler
    Hemen hemen fark edilmeyen bir iz kalır.

    Komplikasyonlar ve beklenmeyen etkiler
    Mororma ve geçici olan duyarlılık azalması.

    Beklenen etkiler
    Operasyon genel olarak olumlu sonuç verir.

    Erkeklerde Bazı Estetik UYgulamaları

    Yüz Germe (face lifting)
    Düzeltmeler
    Alın, şakaklar, çene altı, boyun, tek başına ya da yüzün tamamı gerginleştirilir.

    Gerekenler
    Tahliler, operasyondan önce en az 6 saat aç kalınır, lokal veya genel anestezi uygulanır, operasyon yaklaşık 2-3 saat sürer, 1 gece hastanede kalmak yeterlidir, 1 hafta sonra dikişler alınır, 10 gün içinde morluk ve şişlikler geçer, 1 ay boyunca güneşten korunmalıdır.

    Operasyon nasıl gerçekleşir
    Kulak çevresi ve saç içinden yüz cildi serbestleştirilerek gerilir.

    İzler
    Genelikle birkaç ay içinde fark edilmeyecek kadar belirsiz hale gelir.

    Komplikasyonlar ve beklenmeyen etkiler
    Morarma, enfeksiyon, geçici his kaybı.

    Beklenen sonuç
    Birden aşırı kilo kaybı olmadığı takdirde etkisi 10-15 yıl sürer.



    Bleforoplasti (göz kapağı estetiği)
    Düzeltmeler
    Göz kapağı düşüklüğü ve sarkması giderilir, göz altı torbaları ortadan kaldırılır.

    Gerekenler
    Tahliller, göz muayenesi, lokal veya genel anestezi uygulanır, operasyon 1 saat sürer, hastanede kalmaya gerek duyulmaz, 3-4 gün sonra dikişler alınır. Gözdeki şişlik ve ödem 7-10 gün içinde normale döner.

    Operasyon nasıl gerçekleşir
    Kirpiklerin 1-2 mm altından ve kapak katlantısından kesilerek yağ torbaları ve fazla cilt alınır. Böylece izler gizlenmiş olur ve fark edilmez.

    Komplikasyonlar ve beklenmeyen etkiler
    Morarma asimetri, şişlik.

    Beklenen sonuç
    40 yaşında gerçekleştirilen operasyonun 10-15 yıl sonra tekrarlanması gerekebilir.


    Gıdık Estetiği
    Düzeltmeler
    Yağ fazlası alınır, deriye gergin bir görünüm sağlanır.

    Gerekenler
    Tahliller yapılır, lokal veya genel anestezi uygulanır, hastanede kalınması gerekli değildir. Operasyon süresi yarım saat ile 2 saat arasında değişir, dikişler 7 gün sonra alınır, baş hareketleri 1 hafta kısıtlanır, müdahale sonrası tedavi 10 gün sürer.

    Operasyon nasıl gerçekleşir
    Sadece yağ fazlalığı varsa kulak memesi altından açılan 1-2 mm’lik bir delikten yağlar vakumla emilir. Deri sarkması varsa fazla deri çıkartılarak gerginlik sağlanır.

    İzler
    Kulak altında gizlenen izler fark edilmez.

    Komplikasyonlar ve beklenmeyen etkiler
    Morarma ve enfeksiyon
    Beklenen sonuç
    10 yıl içinde operasyonun tekrarı gerekebilir

    CİNSEL GÜCÜ ARTTIRAN BİTKİLER

    Uzmanlar, maydanoz, kereviz, sivri biber, kırmızı biber, nane gibi birçok bitkinin, erkeklerde hormonlar üzerinde olumlu etki yaparak cinsel arzuyu ve gücü artırdığını bildirdi.

    Cinsel arzuyu ve gücü artırdığı bilinen bitkilerle ilgili yapılan araştırmalara her geçen gün yenileri ekleniyor. Uzmanlara göre, erkek hormonlarını çalıştıran ve cinsel isteği artıran bitkiler şunlar:

    Kuşdili: Tüm salgı bezlerini dengeli bir şekilde çalıştırır. Erkeklerde de kadınlarda olduğu gibi cinsel iktidarsızlığı giderir.

    Maydanoz: Bedeni yorgunluk ve ruhi bunalımı giderir. Erkeklerde cinsel gücü artırır.

    Nane: Cinsel isteği çok artırır. Erkekte psikolojik iktidarsızlığı giderir.

    Tarçın: Cinsel isteği çok artırır.

    Zencefil: Tüm vücudu uyararak bedeni ve zihni çalışma gücünü artırır. Erkekte cinsel gücü ve isteği artırır.


    Kişniş: Erkeklerde cinsel arzuyu artırır. Günde bir kahve kaşığı kullanılır. Sinir sistemine de çok yararlıdır. Et yemeklerine veya yemeklerde soslara konur. Bir bardak sıcak suya yarım kahve kaşığı kişniş karıştırılıp, yemek üzerine içilebilir.


    Vanilya: Çeşitli sebeplerle (ruhi ve bedeni zayıflık) erkeklerde görülen cinsel iktidarsızlığı giderir ve onlara cinsel güç kazandırır. Pasta ve sütlü tatlılarda kullanılır.

    Kırmızı biber: Cinsel isteği çok artırır. Ancak damar sertliği, üre ve tansiyonu olanlar yememelidir.

    Sivri biber: Bol miktarda C, P, K vitamini içerir. Erkeklerde cinsel isteği artırır.

    Hardal: Cinsel arzuyu artırmanın yanı sıra sinirleri kuvvetlendirir. Ancak midesi hassas olanlar, karaciğer, damar setliği ve tansiyonu olanlar kullanmamalıdır veya çok az almalıdır.

    Kereviz: Çeşitli iç salgı bezlerine tesir eder ve onların faaliyetlerini artırır. Erkeklerde cinsel faaliyeti çok artırarak vakitsiz iktidarsızlığı önler.

    Ayçiçeği: Bol protein ihtiva eder, içeriğinde fazla miktarda E vitamini vardır. İktidarsızlığa engel olur. Kalp ve sinir hastalıklarını önler. Cinsel arzuyu artırır.

    Greyfurt: Vücuda gençlik ve dinçlik verir. Sabah kahvaltıda bir bardak içilmesi tavsiye edilir. Ülseri ve tansiyonu olanlara tavsiye edilmez.

    Çam fıstığı: Bol E vitamini vardır. Cinsel tükenmeyi ve buna bağlı olarak ruhi çöküntü ve kalp rahatsızlıklarını geçirir.

    Antepfıstığı: Protein ve bol E vitamini ihtiva eder. Cinsel arzuyu uyarır.

    Susam: Cinsel isteği artırır



    Erkeklerde meme kanseri...

    Erkeklerde meme kanseri...
    [​IMG]

    Genellikle kadınlarda görülen meme kanseri erkeklerde de ortaya çıkabiliyor. Ancak erkek meme kanserinin kadınlardakine göre daha kötü sonuçlar doğuruyor. Çünkü erkeklerde meme dokusu bulunmadığı için kanserin yayılması daha hızlı bir seyir izliyor.

    İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi"nde görevli Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Okay Nazlı, genellikle kadınlarda görülen meme kanserinin erkeklerde de nadir olarak ortaya çıkabildiğine dikkati çekerek, ancak erkek meme kanserinin kadınlardakine göre sonuçlarının daha kötü olduğunu söyledi.

    Tüm meme kanserlerinin yüzde 1"inden azını oluşturan erkek meme kanserlerinde tedavinin genellikle kadın meme kanseri tedavisiyle aynı olduğunu ifade eden Nazlı, meme kanserinin erkeklerde kadınlara göre daha ileri yaşlarda görüldüğünü kaydetti.

    Nazlı, meme kanserine yakalanan erkek hastaların memede kitle ve ağrı şikayetleriyle doktora başvurduğunu belirterek, “Erkek meme kanseri, nadir görülen bir kanser türüdür, ancak kadınlardakine göre daha kötü gidişat sergiler” diye konuştu.

    Erkeklerde meme dokusu bulunmadığı için kanserin daha hızlı yayıldığını ifade eden Nazlı, “Erkekler bu rahatsızlığı ilerlemiş bir evrede fark eder. Erkeklerde kadın meme kanserlerine oranla daha düşük bir ihtimalle kurtuluş olur” dedi.

    AİLESİNDE MEME KANSERİ OLANLAR DİKKAT
    Ailesinde meme kanseri öyküsü bulunanların daha dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Nazlı, konuşmasını şöyle sürdürdü:
    “Meme kanserinin yüzde 10 genetik yönü vardır. Erkek meme kanseri olanların yüzde 30 oranında ailelerinde mutlaka kadın meme kanseri vardır. Bu hastalık yaş ilerledikçe artar. Örneğin erkek meme kanseri 35 yaş üzeri erkeklerde 100 binde 0.1 görülme olasılığı varken, 85 yaş üzeri erkeklerde de 100 binde 11,1 görülme olasılığına kadar çıkar. Ayrıca evlenmemiş erkeklerde görülme olasılığı yüksektir.”

    BELİRTİLERE DİKKAT
    Nazlı, erkeklerde meme kanserinin genellikle ilk olarak memede büyüme, ağrı, kızarıklık, kitle ve şekil değişiklikleriyle ortaya çıktığını ifade ederek, “Erkek meme kanserlerinde erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle, memelerinde anormal değişiklikler olan ya da kitle hisseden kişiler, zaman geçirmeden bir genel cerrahi uzmanına gitmelidirler” diye konuştu.

    Erkeklerde meme bölgesindeki her şişliğin kanser olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Nazlı, kilolularda ve bazı gençlerde meme bölgesinde şişkinlik olabileceğini, ancak kanserde, bu bölgede daha sert bir kitle oluştuğunu söyledi.

    Nazlı, özellikle meme bölgesinde sert kitle veya bir oluşum ele geldiğinde, zaman yitirmeksizin bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurgulayarak, çoğu zaman geç kalınabildiğini kaydetti.

    BANYODA KONTROL EDİN
    Meme kanseri riskine karşı erkeklerin de banyoda, kadınlar gibi kendi kendilerine kontrol yapması gerektiğini ifade eden Nazlı, “Bu sadece kadınlara özgü bir hastalık değil. Erkeklerde bu rahatsızlığa yakalanabilme olasılığına karşı kendi kendilerine göğüslerini kontrol etsin. Çünkü bu rahatsızlık erkeklerde geç fark edildiği için daha kötü sonuçlara neden oluyor” diye konuştu.


    Erkeklere Önerilen Sağlık Kontrolleri

    Önce dişler
    Yılda bir kez dişhekiminize görünün. Dişhekiminiz ağız boşluğunuzda diş ve dişetlerinizde olası değişiklikleri ayna ile yapacağı küçük bir gözlemle saptayabilir.
    Gözler en önemli hazine
    Her 3-5 yılda bir göz muayenesi yaptırın. Yaşınız 50 nin üzerinde ise bunu sıklaştırın. Doktorunuz görme sorununuz olup olmadığını, gözlük gereksiniminiz olup olmadığını, göz tansiyonu (glokom) , makuler dejenerasyon ve katarakt gibisık rastlanılan göz hastalıkları açısından değerlendirir.
    Tansiyonunuzu ihmal etmeyin
    Her iki yılda bir tansiyonunuzu kontrol ettirin.( Bu sıklık tansiyonu normal olanlar içindir. Eğer tansiyonunuz normal sınırların dışında ise doktorunuzun önerdiği sıklıkta ölçtürün.) Yüksek tansiyon ortalama her beş kişiden birini etkilemektedir. Yanlızca koroner kalp hastalığı için değil, konjestif kalp yetmezliği, çarpıntı, böbrek hastalıkları ve retinopati denilen göz bozuklukları içinde hipertansiyon risk faktördür. Tansiyonunuzu ölçtürürken dinlenmiş ve stres den uzaklaşmış olmanız gerekmektedir. Birçok uzman tansiyonun üst sınırlarını 140/90 olarak kabul etmektedir. Bununüzerindeki değerler yüksek tansiyon olarak kabul edilmektedir.
    Kolestrole dikkat
    Her 5 yılda bir kolesterol seviyelerinizi ölçtürün. (Kolesterol seviyeleriniz normalin üzerinde ise doktorun önerdiği sıklıkta ölçüm yaptırın) Basit bir kan testi ile kandaki total kolesterol, Düşük Dansiteli Kolesterol (LDL, kötü kolesterol) ve yüksek dansiteli kolesterol (HDL, iyi kolesterol) düzeyleri ölçülür. Total kolesterol ve LDL artışı kan damarlarının çeperlerinde yağ birikimini arttırır. HDL ise bu yağın birikimini önler. Kolesterol yüksekliği ve damarlarda biriken yağ ölümcül olabilen koroner arter hastalığına sebep olur. Kolesterol düzeyleri 200 mg/dl yi geçtiğinde koroner kalp hastalığı riski artmaktadır. 200-240 mg/dl arasındaki değerler ılımlı yüksek olarak kabul edilebilir ve diyet ve egzersiz ile bu düzeyler düşürülebilir. Bazı uzmanlar 240 mg/dl yi bazıları da 280 mg/dl yi geçtiğinde ilaç tedavisine başlarlar.
    Kırkından sonra kolon muayenesi
    40 yaşında başlayın.Testler normalse sigmoidoskopi ve kolon grafisini 3-5 yıl ara ile tekrarlatın. Ailenizde kolon kanseri veya polip hikayesi varsa her 5 yılda bir kolonoskopi yaptırın. Bu konuda doktorunuzun önerilerini uygulayın.
    Sigmoidoskopi: Kolon ve rektumun son parçasının ince bükülebilen bir endoskoplaincelenmesidir.
    Kolon grafisi: Lavman yolu ile baryum verilerek kolon filmi çekilir. Kolondaki daralmış alanlar, polipler, divertikül adı verilen keseler, kanseröz lezyonlar izlenir.
    Kolonoskopi: Bükülebilen bir endoskopla kolonların incelenmesidir.Genellikleyüksek risk altındaki kişilerde uygulanır.
    Elli yaşından sonra prostat rikine karşı tedbirli olun
    50 yaşından sonra senede bir prostat muayenesi yaptırın. Ancak ailenizde prostat kanseri öyküsü varsa doktorunuzun önerisine göre testlere daha erken yaşlarda başlamanız gerekecektir. Prostat muayenesinde doktor parmağıyla rektaltuşe yaparak prostat bezini muayene eder.Arıca PSA (Prostat Spesifik Antijen)adı verilen bir kan testi ile de prostat büyümeleri veya tümörler ortaya çıkarılabilir. Adelosan çağından itibaren her ay kendikendinize testis muayenesi yapın.Testis Kanseri 15-35 yaş arası erkeklerde en sık görülen kanser tipidir. Ayrıca doktor muayenesi de gerekmektedir.

    Sağlıklı bir erkek olmanın 10 yolu !

    Sağlıklı bir erkek olmanın 10 yolu !

    Erkekseniz ve daha sağlıklı bir hayat sürmek istiyorsanız temel olarak 10 noktaya dikkat etmeniz yeterli...




    Amerikan Newsweek dergisi, sağlık köşesinde erkeklerin daha uzun ömürlü olmalarının sırrını verdi.

    Haberde dünya genelinde kadınların ortalama olarak 80,4 yıl yaşadığı, erkeklerinse bundan 5,2 yıl daha az hayatta kaldığı belirtildi. Newsweek`e göre sağlıklı bir erkek olmak için uyulması gereken 10 kural şöyle:

    * Sigara ve uyuşturucudan kaçının.

    * Düzenli spor yapın.

    * Sağlıklı beslenin.

    * Kilolu olmayın.

    * Günde en fazla bir veya iki bardak alkol alın.

    * Aşırı stresten uzak durun.

    * Arabada emniyet kemeri takın

    * Radyasyon, kimyasal kirliliği veya diğer çevre kirliliklerinden uzak yaşamaya çalışın.

    * Cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı korunun.

    * Kendinizi dinleyin. Herhangi bir sorunda doktora gidin.

    PROSTAT KANSERİNedir ?

    Erkek cinsel organlarından prostatın kanseridir. Yaşlılık hastalığıdır. Erkeklerin en sık görülen kanserlerinden biridir.

    Sebebi Nedir ?

    Kesin sebep bilinmemekle birlikte aile etkeninin (Baba, Kardeş, Amca), yaşlanmanın, yüksek yağlı diyetin, mesleki uğraşların (Kaynakçılık, Akü) etkisi belirgindir.

    Belirtileri nelerdir ?

    Prostat büyümesi belirtilerinin hemen hemen aynısıdır. İdrara zorlukla başlama, akım gücünde azalma ve incelme, kesik kesik idrar yapma bunlardan bazılarıdır. İdrar ve meni kanlı gelebilir.

    Tani nasil konur ?

    Ürolog parmak muayenesi ile prostatı inceler. Sert kıvam veya yumru şüphelendirir. PSA adlı tetkik istenir. Bu tetkik sonucu yüksekse prostattan parça alınarak (Biopsi) tanı kesinleştirilir.

    Nasil Tedavi Edilir ?

    Prostat kanseri yavaş seyirli bir yaşlılık hastalığıdır. Erken devrede yakalanırsa tam iyileşme mümkündür. Hastalığın hücresel kötülük derecesi (Grade) ve evresi gidişi etkileyen önemli faktörlerdir. Kanser prostatın dışına çıkmamışsa cerrahi olarak çıkartılır. Yayılmış kanserde hormonal tedavi, kemoterapi veya radyoterapi uygulanır. Hormonal tedavide amaç prostatı erkeklik hormonundan mahrum bırakmaktır. Buda cerrahi olarak testislerin çıkartılması (Orkiektomi) veya aynı etkiyi gösteren ilaçların kullanımı ile gerçekleştirilir.

    Erkekliğe Doğru İlk Adımlar

    Erkekliğe Doğru İlk Adımlar
    Genellikle erkekler 11 - 16 yaşları arasında ergenliğe giriyorlar. 11 yaşından itibaren kandaki testosteron hormonu yavaş yavaş artmaya başlıyor. Kızlardan daha geç ergenliğe giren genç erkekler, vücutlarındaki değişiklikleri ortalama 12 - 13 yaşlarından itibaren görmeye başlıyor. Ergenlik sonrasında cinsel olgunluk gelişiyor ve genç, artık yetişkinliğe giden ilk aşamaya girmiş sayılıyor. Yani, bu dönemden itibaren erkek, cinsel ilişkiye girme ve baba olma öçelliklerini taşıyor.
    Fiziksel özellikler değişiyor
    Erkeğin vücudu, ergenlik dönemine girdikten sonra büyük bir değişikliğe uğruyor. Özellikle omuz bölgesinde kaslanmalar artıyor. Bu gelişim, ortalama 14 yaşlarında kendini göstermeye başlıyor. Tabii bununla birlikte bacaklar ve gövde de uzama sürecine giriyor. Bütün bu değişimler, testesteron hormonunun oranına bağlı olarak yaşanıyor ve 15 - 16 yaşlarında iyice somtluk kazanıyor.
    Boy uzamaya başlıyor
    Büyüme hızı ve kemik gelişimi ergenlik döneminde artıyor. Ergenin boyu ilk yılda ortalama 8 cm., ikinci yılda 6 - 7 cm. uzamaya başlıyor. Genç erkek bir yılda ortalama 12 cm.'ye kadar uzayabiliyor. Büyümenin genel olarak 17 yaşlarında bittiği kabul ediliyor. Ancak bu, ergenliğin başladığı yaşa göre ve çocuktan çocuğa değişebiliyor.
    Kıllar çıkıyor
    Ergenliğin başlangıcında hız kazanan kıllanma, 16 yaşına kadar devam ediyor. 14 yaşına doğru kıllar bacakları kaplıyor, 15 yaş civarında da koltukaltlarına beliriyor. 16 - 17 yaşlarında kıllar kalınlaşmaya ve yüz bölgesine yayılmaya başlıyor, bıyık ve sakal oluşuyor.
    Ses kalınlaşıyor
    Sesin kalınlaşması yine testesteron hormonuna bağlı olarak gelişiyor. Bu dönem ortalama 13 - 15 yaşlarına denk geliyor.
    Cinsel organ gelişiyor
    Cinsel organda meydana gelen büyüme ve değişiklikler, ergenliğin, erkeklerdeki ilk işaretlerinden biri sayılıyor. Bu değişim ortalama 11 - 12 yaşlarında yaşanıyor. Erkeğin cinsel organı birkaç yıl içinde tamamen gelişmiş sayılıyor.
    Cinsel kimlik oturuyor
    Ereksiyon, erkeklerin her yaşta yaşadıkları bir durum. Özellikle ergenlik çağında ereksiyon sıklığı artıyor. Vücutta seksüel hareketin başlamasından birkaç ay sonra da, uykuda boşalmalar yaşanıyor.

    Sıcak Duş Kısırlık Riski Yaratıyor
    Sıcak suyla banyo yapan erkeklerde kısırlık riski artıyor. Yapılan araştırmalar, sıcak suyun sperm sayısını kayda değer oranda azaltığını ortaya çıkardı.
    ABD'li bilimadamları sıcak su ile uzun süre banyo yapan erkeklerin sperm sayılarında azalma olduğunu belirledi. Yapılan araştırmayla birlikte, dar pantalon giymek, aşırı stres,uyuşturucu madde bağımlılığı, aşırı sigara tüketimi ve ileri yaşlarda geçirilen kabakulak hastalığı gibi kısırlığı tetikleyen faktörler arasına sıcak su da eklenmiş oldu.
    San Francisco'da 3 yıl süren araştırmanın sonuçlarına göre, sıcak su dolu küvette veya sıcak duşta haftada 30 dakikadan fazla zaman geçiren erkeklerin sperm sayısı büyük ölçüde azalıyor. Bu nedenle sıcak su, erkek üretkenliği için gerçek bir risk faktörü oluşturuyor.

    Alışkanlıklar Değişirilmeli
    Sıcak suyun erkek üretkenliği üzerindeki negatif etkilerin yok olması ise alışkanlıkların değiştirilmesiyle sağlanabiliyor. Açıklamalara göre; sıcak su ile duş keyfinden vazgeçen erkeklerde sperm sayısı 3-6 ay içinde yeniden normale dönebiliyor. Ancak bilimadamlarıın açıklamalarına göre, bu düzelme sadece erkeklerin yüzde 45'inde gözlemleniyor.

    Çiftlerin yaklaşık %15'inde görülen çocuk sahibi olabilme sorununda, sadece erkeğe bağlı faktörler %20 olup, ayrıca yaklaşık %40 vakada da erkekteki sorun, çiftin çocuğunun olmamasına katkıda bulunmaktadır.. Böylelikle, çocuk sahibi olmakta zorluk yaşayan çiftlerin % 50-60'ında, erkekteki bir sorunun kısmen de olsa sebepler arasında yer aldığı söylenebilir. Erkekte kısırlıkla ilgili sorunlar, çok büyük bir çoğunlukla yapılan sperm tahlilinden anlaşılabilirse de, bazı durumlarda özel tetkikler gerekebilir.

    Erkek Kısırlığının Nedenleri ve Çeşitleri
    Erkek kısırlığı çok çeşitli nedenlerden ortaya çıkabilir: hormonal nedenler, genetik-ailevi nedenler, geçirilmiş iltihabi hastalıklar, geçirilmiş ameliyatlar, doğumsal anormallikler, çevresel , kimyasal etkenler vb. En sık görülen ve mikrocerrahi ile olumlu sonuç alınabilen bir neden de yumurtalık damarlarında varisleşme-yani varikoseldir. Eroin, morfin gibi maddelerin kullanımı ve vücut geliştirme çalışan insanların doping için aldıkları maddeler, çocuk olmasını engelleyebilir ve zorlaştırıcı etkilerde bulunabilir. Bu tip ilaçlar kasları kuvvetlendirmek adına vücudun normal hormonal düzenini bozar, dışarıdan bol miktarda vücuda alınması sonucu bunların vücutta üreten hücreler ve sistemler zayıflayarak devre dışı kalabilir.
    Aşırı sıcak ortamda olanlar ve petro-kimya türü kimyasalların dumanı ile iç içe olanlar kısırlık tehlikesi ile karşı karşıya kalırlar. Çeşitli boya ve kimyasalların kanserojen etki gösterdiği de bilimsel açıdan kanıtlanmış bir gerçektir.
    Erkeklerde kısırlık nedenlerinden biri olan kanal tıkanıklığı nasıl oluşur?
    Tüplerde tıkanıklık 4 farklı sebebe bağlıdır.
    1-Zaman içerisinde gelişen kistlere bağlı olarak tıkanıklıkortaya çıkabilir.
    2- Doktor eliyle yani vazektomi denilen bir doğum kontrol yöntemi sonucu tüplerin bağlanmasıyla gelişebilir.
    3- Doğumsal olabilir. Genetik nedenlerle nakil yolları olan tüplerin kısmen veya tamamen gelişmemesi sonucu ortaya çıkar.
    4- Cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklar sonucu da bu kanallarda tıkanmalar oluşabilir. Gonore (bel soğukluğu) gibi kadınlardan cinsel ilişki ile kapılan hastalıkların tedavi edilmemesi sonucu kısırlık ortaya çıkabilir.
    Tıkanıklık nedeni olan kısırlıkları artık özel mikrocerrahi ve endoskopik yöntemler ile çoğu vakada başarı ile giderip normal yolla hamile kalınması sağlanabilmektedir.
    Belirtileri
    Bu hastalıklar her zaman olmasa da çoğu kez belirti verir; mesela idrar yaparken yanma, tıpkı nezledeki gibi idrar yolundan akıntı olması gibi. Bu hastalıkların ilerlemesine yetersiz tedavi de sebep olmaktadır. Eczaneden veya kulaktan dolma tavsiye ile bilinçsizce alınan ilaçlar hastalığı tam olarak tedavi etmeyebileceğinden hastalık idrar yolundan prostat ve testislere ilerleyerek kısırlığa yol açabilmektedir. Tüberküloz yani verem hastalığı da kısırlık yapabilir.

    Önce erkek mi kadın mı doktora başvurmalıdır
    Aslında her ikisinin de aynı anda başvurması gereklidir fakat önce erkeğin tetkiklerinin yapılmasında fayda vardır. Kültürel yapımız gereği kısırlık söz konusu olduğunda hep kadınlar doktora gönderilmekte, erkekler ancak en son aşamada gitmekte yada hiç doktora gitmemeyi tercih etmektedirler. Öncelikle kadınların kısırlığı son aşamasına kadar araştırılmakta hatta gereksiz yere birçok tedaviler uygulanmaktadır. Çocuğu olmayan bir erkek önce Androloji konusunda uzman bir Üroloji uzmanına, bir Androlog’a başvurmalıdır. Önce muayene, özel sperm ve hormon tetkikleri gerçekleştirilir.
    Erkek kısırlığında tedavi basamaklar halinde uygulanır; başlangıçta basit ve sebebe yönelik tedaviler tercih edilir. Sorun tam olarak ortadan kaldırılarak çiftin evlerinde hamilelik sağlaması için ilaç tedavisi, mikrocerrahi, endoskopi uygulanabilir. Kesin tedavi olamasa bile erkeğin bu tedaviler ile durumunun kısmen düzelmesi sağlanarak yardımlı üreme tekniklerinden daha yüksek başarı ile faydalanabilecek hale gelmesi sağlanır. Uygun çiftler kocanın laboratuarda hazırlanan spermlerinin jinekolog tarafından eşe verilmesi (aşılama-inseminasyon) yönteminden fayda görebilir iken durumu daha ağır olanlara mikroenjeksiyon-tüp bebek uygulaması son çare olarak gerekebilir. Mikrocerrahide uygun kişilerde fayda oranı %80 olup hamilelik %40’a varabilmektedir. Aşılamada deneme başına % 20, tüp bebekte %25 hamilelik sağlanabilmektedir.
    Günümüzde tam kısırlik durumu çok daha nadirdir. Mikrocerrahi, endoskopi ve yardımlı üreme teknikleri ile eskiden netice alınamayan durumlarda bile çiftler çocuk sahibi olabiliyor. Erkekler suçu eşlerine atmak yerine kendileri de detaylı tetkik olmalıdır. Normal gibi görünen tek bir sperm tahlili yeterli değildir. Ayrıca çocuk sahibi olan bir erkeğin zaman içinde-örneğin varikosel etkisi ile- çocuk sahibi olamaz hale gelmesi de mümkündür. Kısırlık tedavisinde yurdumuzda tüm ileri tetkik ve tedaviler uygulanabilmektedir. Fakat kalite kontrolü ve tedavinin basamaklı yapılması ilkelerine uyulmayabilmektedir. Birçok tetkik ve tedavi çoğu zaman gerekli kalitede gerçekleştirilmemektedir. Ayrıca ticari amaçlar nedeni ile çiftler gereken tetkik ve basit tedaviler denenmeden pahalı ve ciddi anne ve çocuk sağlığı komplikasyonlarına yol açabilecek tüp bebek denemelerine ilk adım olarak başlatılabilmektedirler. Çok kolay ve ekonomik çözümler denenmeden ve bilhassa erkek tedaviler ile en uygun hale gelmeden tüp bebek yöntemine geçilmemelidir. Mikrocerrahi, endoskopi ve ilaç tedavileri birçok çifti tüp bebeğe gerek kalmadan çocuk sahibi yapabilmekte, en azından tüp bebek uygulamasındaki başarı şansını arttırmaktadır.


    VARİKOSEL

    NEDİR ?

    Testislerin toplar damarlarının bir veya iki taraflı olarak genişlemesidir. Daha çok solda ortaya çıkar.

    BELİRTİLERİ NELERDİR ?

    Hastalıklı tarafta testise komşu bir şişkinlik farkedilir. Birlikte ağrı bulunabilir. Hafif derecede olanlar hasta tarafından farkedilemeyebilir.

    ZARARI VAR MIDIR ?

    Bütün erkeklerin %10-15inde hafif derecede vardır. Genişlemiş damarlarda biriken kan, sperm üreten hücrelerin sıcaklık dengesini bozarak erkeğin çocuk sahibi olma yeteneğini azaltabilir. Varikosel spermlerin hem sayısını hem hareketliliğini hem de yapısal özelliğini bozabilir. Varikoselli bir hastada spermogram bozuksa tedavi yapılmalıdır. Spermogram normal ancak ağrı varsa yine tedavi gereklidir.

    NASIL TEDAVİ EDİLİR?

    Tedavi cerrahidir. Kasıktan yapılan bir ameliyatla genişlemiş damarlar bağlanır






    ERKEN BOŞALMA

    Kırk-kırk beş yaş altındaki erkeklerin en çok şikayetçi oldukları cinsel sorunu erken boşalmadır. Erkek cinsel sorunları içinde birinci sırada gelmektedir. Erken boşalma olayı, erkeğin ve eşinin boşalmayı arzuladığı andan daha önce boşalmasıdır. Aslında erken boşalma, bir bozukluk, bir patoloji olmaktan çok fizyolojik olayların göreceli olarak beklenenden daha hızlı seyretmesi ile olmaktadır. Bazı erkekler cinsel yaşamlarının ilk başlangıcında daha erken boşalırken gittikçe boşalmayı kontrol ettiklerini ve daha geç boşalmaya başladıklarını, ancak aniden erken boşalmanın bir sorun olarak karşılarına çıktığını belirtmektedir. Bir kısmı ise başlangıçtan beri hep çabuk ********tan şikayet etmektedir. Sonuçta boşalma zamanı objektif zaman ölçüsü ile belirlenmekten çok, hastaların algılayış, ya da kabulleniş biçimi ile ilgilidir.

    Bir genelleme yapmak gerekirse, 30 yaş altındaki erkeklerde cinsel ilşki esnasında vajinaya duhul gerçekleştikten sonra 1-3 dakika içinde boşalma olması beklenen bir durumdur. Erkeğin boşalmasını hızlandıracak çeşitli etmenler söz konusudur. Ne kadar genç olursa, o derecede erken boşalması beklenir. Yine heyecan düzeyine bağlı olarak ve bununla ilişkili bir şekilde eşinin daha istekli, uyarıcı olması ve heyecan uyandırması ile boşalma süresi kısalır. Önceki boşalmadan sonra aradan geçen süre uzunsa, erkeğin boşalmasını kontrol etmesi zorlaşır ve daha çabuk orgazma ulaşır. Birleşme esnasındaki gidip gelmeler hızlandıkça boşalma ihtimali de artar. Kaygılı, sinirli ruh hali erken boşalma nedenleri arasındadır.

    Sonuçta yeni evlenmiş, uzun süredir veya hiç cinsel ilişkide bulunmamış, genç, cinsel heyecanı yüksek, istekli bir adam, biraz heyecanlı, biraz tedirgin bir şekilde hızlı bir cinsel birleşmeye meylederse erken boşalma riski altındadır. Evliliklerin çoğunda böyle anlar olması hiç de şaşırtıcı olmamalıdır.

    Peki karşılıklı memnuniyet içinde bir cinsel hayat sürdürürken birden ortaya çıkan erken boşalma sorunu neden oluyor? Cinsel ilişkide rol alan tüm fizyolojik olayların zihinsel fonksiyonların ve duyguların kontrolü altında olduğunu unutmamak gerekir. İnsan cinsel işlevi yerine getiren bir robot değildir ki, programlandığı şekilde devam etsin. Her şey normal seyrinde giderken bir akşam eve günün stresinden bunalmış, yorgun ve sıkıntılı bir halde geldiğinizi düşünün. Eşinizle cinsel ilişki içine girdiğiniz zaman dahi bir yığın sorun zihninizi kurcalamaya devam ediyor. Kısa süren bir sevişme erken boşalma ile sonlanıyor. Daha sonraki gecelerden birinde eşinizle tekrar yatağa girdiğinizde aynı stresi yaşamıyorsunuz, ama bu sefer acaba yine başarısız mı olacağım, boşalmamı kontrol edebilecek miyim? gibi sorular aklınıza geliyor. Bu kaygı sizin öncekinden daha erken boşalmanıza yol açacaktır. Böylece bir kısır döngü içine girersiniz; başarısızlık korkusunu takip eden performans anksiyetesi ve onun sonucunda yine başarısızlık olan bir kısır daire.

    Erken Boşalmanın Tedavisi

    Boşalmayı geciktirmek amacı ile çeşitli ilaçlar denenmiştir. Lokal uyuşturucu kremler veya spreyler bunların başında gelmektedir. Ancak sadece penisin üzerindeki sinir uçlarını uyuşturmak fazla yarar sağlamaz. Sertleşme ve boşalma tüm otonom sinir sistemini ilgilendirmektedir. Esas büyük cinsel organın iki bacak arasında değil, iki kulak arasında olduğunu söyleyenlerin iddiasını hafife almamak gerekir. Ayrıca bu tür ilaçlar, lokal uyuşturucu etkisi ile boşalmayı geciktirmekten çok penisin duyarlığını azalttığı için, temastan duyulan cinsel zevki azaltmaktadır. Bu lokal uyuşturucu maddeler cinsel birleşme esnasında vajen duvarından emilerek bu dokuların hassasiyetini azalttıklarından, kadının orgazm olmasında gecikmeye yol açmakta ve sorunu adeta pekiştirmektedir. Bu yüzden bu tür sprey ve kremler tıbbi pratikte terk edilmiştir.

    Son zamanlarda depresyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların yan etki olarak boşalmayı geciktirdiği fark edilmiş ve bu ilaçlar tedavide kullanılmaya başlanmıştır. Bu ilaçlardan hastalar yarar görmektedir. Ancak boşalma kontrolünde sırf ilaca dayalı bir tedavi yararlı olsa da, ömür boyu ilaç kullanmanın zorluğu nedeniyle cazip görülmemektedir. Aslında boşalmayı kontrol edebilme bir öğrenme sorunudur. Hastanın bu öğrenimine yardımcı olmak amacıyla ilaçla tedavi edilmesi, veya daha doğru bir ifade ile, tedaviye ilaç eklenmesi doğru bir yaklaşımdır. Amcak esas olan, erkeğin kendini ve eşini memnun edecek şekilde boşalmasını kontrol edebilmeyi öğrenmesidir.

    Prezervatif kullanılmasının boşalmayı geciktirmede yararlı olduğunu ifade edenler vardır. Doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmıyorsa, sırf boşalma kontrolü için prezervatif kullanılması çok cazip değildir.

    Her erkeğin aynı duyarlıkta olmadığı, aynı cinsel tepkiyi vermediği bir gerçektir. Yukarıda belirtildiği gibi, fazla cinsel heyecan duyan ve psikolojik anksiyete içindeki erkekler daha erken boşalır. Öyleyse, boşalmayı kontrol etmek öğrenimi içinde öncelikle cinsel heyecanı yatıştırma ve sakinleşmek gelir. Hem zihnen hem bedenen gevşemek, sakinleşmek önemli oranda yardımcıdır. Sık cinsel birleşmede bulunmak boşalma aralarını ve dolayısı ile duyarlılığı azaltacaktır.

    Cinsel birleşme anında erkeğin pozisyonunun boşalma üzerine etkisi vardır. Bu yüzden bazı pozisyonlarda boşalma daha hızlı olmaktadır. Erkeğin üstte olduğu klasik cinsel birleşme pozisyonu boşalmanın geciktirilmesi için elverişli bir pozisyon değildir. Daha rahat olduğu, kolay gevşeyebildiği ve efor harcamadığı bir pozisyonda erkek boşalmasını daha rahat kontrol edebilir.

    Tedavi için önerilen en basit yöntem, sevişme esnasında erkeğin boşalma anına yaklaştığını hissettiği zaman, penisin ucunu iki parmağı arasında sıkarak vücuttaki cinsel heyecanın azalmasını bir süre beklemesi ve yeteri kadar gevşedikten sonra tekrar sevişmeye başlamasıdır. Bu yöntem uygulanırken bekleme anında derin derin nefes alınmasının da yararı olmaktadır. Ayrıca seks terapistleri tarafından bu tür şikayeti olan çiftlere bir takım öğrenme egzersizleri yaptırılmaktadır.


    ANDROPOZ


    Gerçekte erkeklerde bu dönemde belirgin bir hormonal değişim olmaz, ancak 50‘li yaşlardan itibaren yaşa bağlı değişimler ve buna bağlı performans azalmaları ortaya çıkar. Yaşa bağlı değişimler şunlardır;

    • Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz )
    • Ereksiyonda güçlük, olduğunda uzama
    • Yavaş ve güçsüz meni çıkarma
    Bu değişimleri etkileyen en önemli faktörler ise şöyle sıralanabilir ;

    • Vücut değişimleri, kas gücünde azalma, çabuk yorulma
    • Kalp-damar hastalıkları
    • Solunum sistemi hastalıkları
    • Şeker hastalığı
    • Dejeneratif eklem hastalıkları
    • Prostat hastalıkları, operasyonlar
    • Kullanılan bazı ilaçlar ( tansiyon, depresyon vb.)
    • Alkol, sigara
    • Başarısızlık korkusu
    • Cinsel ilişki sırasında ölme korkusu
    • Monotonluk
    • Beklentilerin azalması
    • Toplumun yaşlı cinselliğini yok farz etmesi
    • Kendine ait bir mekana sahip olamama
    • Sosyo-ekonomik güçlükler
    Hanımlarda olduğu gibi hormon tedavisine gerek yoktur çünkü üretim azalmamıştır. Ancak genel sağlık sorunlarının yanında özellikle damar hastalıklarına bağlı olarak gelişen sertleşme problemi ve prostat büyümesine bağlı idrar sıkıntıları nedeniyle düzenli hekim kontrolleri gereklidir. Eğer sertleşme olamıyorsa, günümüzde çok çeşitli ve güvenli penil protezler (mutluluk çubuğu) basit operasyonlar ile uygulanabilmektedir.

    Prostat büyümesi önemlidir çünkü idrar yolunu tıkayarak çok rahatsız eder. Bu durumda kolay ancak dikkatle gerçekleştirilen operasyonlar başarı ile yapılmaktadır. Bu operasyonlardan sonra sertleşme biraz güçleşmekte, meni çıkarma işlevi son bulmaktadır.


    Erektil Bozukluk
    Sürekli olarak ya da yineleyici bir biçimde yeterli ereksiyon sağlayamama ya da cinsel etkinlik bitene dek bunu sürdürememe olarak tanımlanır. Yaşam boyu erektil bozuklukta erkekte hiç ereksiyon oluşmamıştır. Durumsal erektil bozukluk çok yaygın ve evrenseldir. Yaşamının her hangi bir noktasında bir erkek yeterli uyarılsa bile ereksiyon oluşmayabilir. Bazı erkekler ön sevişme sırasında ereksiyonu sürdüremezler, bazıları yalnızca birleşmeye kalkıştıklarında ereksiyon kaybolur. Bazılarında da bazı cinsel eşlerle bozukluk yaşanmazken bazılarıyla yaşanır. Bir araştırmada erkeklerin %10’u son bir yıl içinde bir ereksiyon sorunu yaşadığını belirtirken, performansları konusunda kaygı hissettiklerini belirtenler %20 idi. Masters ve Johnson 40 yaşın üzerindeki erkeklerde impotans korkusunun yaygın olduğunu bildirmişlerdir. Oysa yaşlanmayla ereksiyon güçlüğünün ortaya çıkması kural değildir. Sağlığı iyi olan, cinsel eşi ile uyumu iyi olan ve yaşlanmayla doğal olarak bazı değişikliklerin olacağı (örneğin; cinsel ilişki sıklığı azalabilir, ereksiyon eskisi kadar kolay olmayabilir, ereksiyonu sağlamak için ön sevişmenin daha uzun olması ve penisin doğrudan uyarısına gerek olabilir ) konusunda bilgilenmiş bir kişi gereken uyumu göstererek herhangi bir yaştaki kadar ereksiyonu sürdürebilir.

    Diğer bozukluklarla karşılaştırıldığında erektil bozuklukta organik bir neden çok daha sıktır. Madde kullanımı (özellikle alkol), şeker hastalığı, Parkinson hastalığı, multipl skleroz ve omurilik hasarı erektil bozukluğa neden olabilir. Ayrıca ilaçların cinsel işlevler üzerine olan olumsuz etkisi de gözden kaçırılmamalıdır. İstatistikler erektil bozukluğu olan erkeklerin % 50 ile 80’inde tıbbi bir neden olduğunu göstermektedir.

    Yanlış beklenti ve inançlar da önemli bir etkendir. “Bir erkeğin cinsel ilişkiyi her zaman isteyeceği ve buna her zaman hazır olduğu” inancını taşıyan bir erkek yorgun, stresli olduğunda ya da akşamdan kalma olduğu bir gecenin sonunda ereksiyon sorunu yaşadığında bunu sorun haline getirebilir.


    Erkeklerin yaşam süresi daha kısa


    Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, Türkiye’de, 40 yaş üstü erkeklerin yaşam sürelerinin, kadınlara oranla daha kısa olduğuna dikkat çekilerek, Türkiye’de erkeklerin karşılaştığı sağlık risklerinin başında koroner kalp hastalıklarının yer aldığı belirtildi.

    Türkiye’de koroner kalp hastalıklarından ölüm oranının, tüm ölümler içinde yüzde 43 oranıyla ilk sırada yer aldığı vurgulanan açıklamada, bu ölümlerin önemli bir bölümünün ’41-58 yaş grubunda yer alan erkeklerde gerçekleştiği ifade edildi.

    Koroner kalp hastalıklarının erkeklerde, kadınlara oranla daha erken yaşlarda görüldüğü belirtilen açıklamada, yüksek tansiyon, sigara ve alkol kullanımı, şişmanlık, hareketsiz yaşam tarzı, diyabet ve bilinçsiz beslenmenin, özellikle 40 yaş üstü erkeklerde, kalp-damarhastalıklarına yakalanma riskini artıran faktörlerin başında yer aldığı kaydedildi.

    “YETERLİ VE DENGELİ BESLENİN”
    Türkiye’de 40 yaş üstü erkeklerin yaklaşık yüzde 53’ünün sigara içtiğine dikkat çekilen açıklamada, alkol ve sigaradan uzak durulması tavsiye edildi. Açıklamada, alkolün, karaciğer ve yemek borusu kanserine, sigaranın ise akciğer, ağız boşluğu, yemek borusu, boyun, pankreas, mesane, böbrek, mide ve kan kanserlerine yol açtığı belirtildi.

    Yeterli ve dengeli beslenmenin önemine de değinilen açıklamada, 40yaş üstü erkeklere şu uyarılarda bulunuldu:
    Süt, peynir ve yoğurt, et, tavuk, yumurta, peynir ve kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ile tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç, mısır ve tarhana düzenli olarak tüketilmeli.
    Yağlar konusunda ölçülü olunmalı ve doymamış yağlar tercih edilmeli.
    Günlük protein ihtiyacı hayvansal ve bitkisel kaynaklı gıdalardan dengeli olarak alınmalı.
    Besinler yoluyla alınan kolesterole dikkat edilmeli. Yüksek kolesterol içeren kırmızı et, sakatat gibi hayvansal gıdalar dengeli tüketilmeli.
    Kan kolesterolünü düşürücü etkisi olan sebze ve meyve gibi posalı besinler sıkça yenilmeli.
    Bunun yanında kuru baklagiller, yulaf, mercimek, mısır, buğday ve ekmek gibi posa yönünden zengin besinler beslenmede yer almalı.
    Fazla tüketildiğinde vücut ağırlığına neden olan şekerli içecek vetatlı tüketimi azaltılmalı.
    Ayrıca, aşırı alındığında yüksek tansiyona ve kemiklerde kalsiyum kaybına neden olabilen tuz tüketimine de dikkat edilmeli.

    “FİZİKSEL AKTİVİTE ARTIRILMALI”
    Vücut ağırlığının dengede tutulması ve fiziksel aktivitenin artırılması gerektiği ifade edilen açıklamada, vücut ağırlığının normalden az veya çok olması durumunda çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşılabileceği belirtildi.

    Açıklamada, yeterli ve dengeli beslenilmesi, hareketli bir yaşam sürülmesi, çok gerekmedikçe asansör ve yürüyen merdivenlerin kullanılmaması ve her gün en az 30-45 dakika yürüyüş yapılması tavsiye edildi.

    PENİS EĞRİLİĞİ

    1)Doğuştan olan penis eğrilikleri genellikle erkeğin cinsel aktif sürece girdiği ve penis boyutlarının geliştiği ergenlik çağında belirginleşir.
    Tanıyı genelde bu çağdaki erkekler kendi gözleriyle eğriliği fark ederek kendileri koyar. Ancak birçok penis eğriliği hastasının utanma duygusu nedeniyle böyle bir sorunları olduğu halde doktora gitmediğini biliyoruz.
    Hastaların özel ortamlarında penislerinin sertleşmesi ve bunu kendi çektikleri fotoğraflarla doktorlarına göstermeleri, tanıdaki önemli basamaklardan biridir. Doğumsal penis eğriliklerinin tedavisi mümkündür ve ameliyattır. Bu durum aslında biraz da penis estetik ameliyatı gibi de değerlendirilebilir.
    2)Edinsel penis eğriliklerinin en yaygın olanı Peyronie hastalığıdır. Penisteki ereksiyonu sağlayan yapıları çevreleyen kılıfsı dokuda kollajen denilen bir maddenin birikimi ile bu dokuda plak tarzında sert alanlar oluşmasıyla karakterize bir hastalıktır.
    Genellikle 40 yaşından sonra görülür. Bazı genetik etkenler, zorlamalı cinsel ilişki sonrası küçük damarlarda meydana gelen kanama odaklarının iyileşme sürecindeki hücre ve doku yenilenmesi veya E vitamini yetersizliğinin, bazen de şeker hastalığının neden olduğu gibi hipotezler vardır.
    Hastalığın ilk döneminde sertleşme sırasında ağrılar ve peniste eğrilik meydana gelir.
    Bu dönemde uygulanan ilaç tedavileri genelde %30-40 arası başarılı olur.
    12-18 ayı kapsayan birinci dönem tamamlandıktan sonra Peyronie hastalığının kronik dönemi başlar. Bu dönemde eğrilik iyice artar. Eğriliğin derecesi bazen 150 derecenin bile üstüne çıkabilir. Bu dönemde sertleşme sırasındaki ağrılar azalır veya kaybolur.
    Hastalar eğriliğin şiddetine bağlı olarak cinsel ilişki sırasında neredeyse akrobasi yapmak zorunda kalırlar.
    Hastanın ereksiyon sorunu yoksa, eğriliği düzeltmek için gene bazı cerrahi teknikler uygulanır ve genelde de bu ameliyatlar başarılı sonuç verir.
    Bazı cerrahi tekniklerin uygulanmasından sonra bazen peniste 1-2 cm lik kısalmalar olabilir. Bu yüzden penisin boyutlarına göre cerrahi tekniğin seçilmesi uygun olacaktır.
    Peyronie’nin ileri dönemlerinde ciddi anlamda ereksiyon sorunu da ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda uygulanacak tedavi, penil protezlerdir (Mutluluk çubuğu) ve kesin tedavi çözümüdür.
    Doktora gitmekten utanmayın çözüme kavuşun
    Penis estetikleri ya doğuştandır ya da edinseldir. Ama her ikisinde de çözüm mümkündür. Hastanın ereksiyon sorunu yoksa, penis eğriliğini düzeltmek için bazı cerrahi teknikler uygulanabilir ve genelde de bu ameliyatlar başarılı sonuç verir.


    COUVADE SENDROMU: ERKEKLERDE GEBELİK BELİRTİLERİ


    Couvade Sendromu na yakalanan erkekler, eşleri hamile kaldıktan kısa bir süre sonra gebelik semptomları yaşıyor.


    Couvade Sendromu denilen hastalık, eşleri gebe kalan erkeklerin kısa bir süre sonra gebelik semptomları yaşaması anlamına geliyor. Bu semptomlar arasında mide, bağırsak sistemi rahatsızlıkları, karın büyümesi, iştahta değişme, kokuya hassasiyet, sırt ağrıları, bacak krampları, halsizlik, uyku yakınmaları, diş ağrısı, deride isilik, bayılma ve kilo alma yer alıyor. Couvade Sendromu yaşayan baba adaylarına yaşadıkları bu semptomların hastalıktan daha çok ebeveynlik konusundaki yetersiz bilgilenmelerinden kaynaklandığının açıklanması gerekiyor. Uzmanlar, bu sendromu yaşayan baba adayının kaygıları ile başa çıkamaması durumunda, destekleyici psikoterapi tedavisi görmesi konusunda uyarıyorlar.


    Semptomlar, gebeliğin ilk üç ayının sonunda başlayıp, ikinci üç ayında artarak ve doğum gerçekleşene kadar sürüyor. Uzmanların 267 çift üzerinde yaptıkları çalışmada, erkeklerin yüzde 22.5 inin Couvade Sendromu yaşadıkları belirlendi. Ayrıca Couvade Sendromu yaşayan ve yaşamayan erkekler arasında davranışsal olarak anlamlı farklar bulundu. Gebelik öncesi, gebelik esnası ve sonrasında yapılan ziyaretlerde, Couvade Sendromu yaşamayan erkeklerde sabit bir düzey bulunmasına rağmen, sendromu yaşayan erkeklerde her ziyarette semptomların iki kat arttığı gözlendi.


    Türkiye de 2002 yılında 150 çift üzerinde yapılan araştırmalarda ise eşlerinin gebelikleri sırasında baba adaylarının yarısından fazlasının endişe hali yaşadıkları, yaklaşık üçte birinin kendisini normalden daha iyi hissettikleri, bunlar içerisinde, yüzde 28 inin yorgunluk ve çabuk yorulma, yüzde 26 sının diş ya da diş eti ağrısı, yüzde 23 ünün sık idrada çıkma, yüzde 20 sinin normalden daha az aktif oldukları saptandı.


    Uzmanlar baba adayı olmayı bekleyenlerde yaşanan semptomların, hamileliğe hissi olarak katılmaya, önceki çocuk sayısına, dini inanca, yaşadıkları strese ve hamilelik döneminden önceki sağlık durumlarına bağlı olarak ortaya çıkacağını belirtti.


    SKROTUMDA KITLELER


    Skrotumdaki kitlelerin çeşitli sebepleri vardır. Bunlar, tümörler, kistler ve diğer iltihaplar, fiziksel örselenmeler ve kasık fıtığıdır.

    Belirtiler

    - Skrotumda yumru veya şişme;

    - Belli yerlerde ağrı veya hassasiyet olasılığı

    Tümörler selim veya habis olabilirler. Testislerin kendilerinin içinde büyüyen tümörler çoğunlukla habis (kanser) olurlar, skrotumun içinde başka bir kısımda gelişen tümörler ise genellikle selimdir Testis kanseri daha ilerde anlatılacaktır.

    Ağrısız selim bir kist olan spermatik kist ya da spermatosel çok yaygın görülür. Testisin üstünde epididime yapışık olarak gelişir. Bu bölümde ilerde anlatılacak olan Hidrosel ve varikosel de skrotumdaki ağrısız selim kitlelerdir. Hematosel de skrotumda incinme sonucu ortaya çıkan bir kitledir ve kan birikiminden oluşmuştur.

    Kasık fıtığı, bağırsaklardan bir bölümün skrotum içine kadar inerek onu şişirmesiyle ortaya çıkar.

    Teşhis

    Skrotumdaki her türlü kitlenin doktor tarafından incelenmesi gereklidir. Kitle bir tümörse habis olabilir. Kesin bir teşhis konulabilmesi için tümörün ameliyatla çıkarılması gerekir. Kan testleri ve ultrasonografi yöntemi, birçok zararsız kitleyi tümörlerden ayırmakta yardımcı olabilir.

    Habis tümörler tehlikelidir. Kanser yayılmadan fark edilebilirse genellikle etkili bir şekilde tedavi edilebilir. Skrotumdaki kitlelerin diğer nedenlerinden kasık fıtığı hariç hiçbirisi tedavi gerektirmez.

    Tedavi-Ameliyat

    Testiste tümör varsa tümörün ameliyatla alınması şarttır. Testis kanseri, testisin tümünün alınmasını ve muhtemelen ilave tedaviyi de gerektirir.


    ERKEKLER NEDEN ERKEN ÖLÜYOR?





    Sorunun cevabı devekuşu sendromunda saklıdır. Aslında böyle bir sendrom mevcut bile değil ve deyim oldukça yeni.


    Yeni ama Amerika'da gittikçe daha sık kullanılıyor. Sendromun bir adı daha var: John Wayne Sendromu. Onu son zamanların uydurma ama gerçeklik payı olan sendromlarından biri gibi de düşünebilirsiniz. Metroseksüel veya überseksüel erkeklerin bu sendroma yakalanma ihtimali daha yüksek. Sendrom neredeyse erkeklere özeldir. İşte devekuşu sendromunun öyküsü.
    DEVE KUŞU SENDROMUNA YAKALANMAYIN
    Erkeklerin daha yapılı ve güçlü olmalarına rağmen neden kadınlardan daha kısa yaşadıklarının cevabı bu sendromda gizlidir. Erkekler bütün milletlerde, tüm coğrafyalarda daha genç yaşta ölmekte, daha sık hastalanıp, daha zor iyileşmektedir. Bu durumu açıklamak için pek çok neden var ama sorun aslında biraz biyolojik biraz da erkek tipi davranışsal ve sosyal özelliklerle ilişkilidir.

    Erkekler kas ve kemik açısından güçlü görünseler de, poligam, über veya hiper olduklarını iddia etseler de ne yazık ki ciddi bazı biyolojik kusurlara sahipler. Kadınların iki X kromozomu varken, erkeklerde sadece bir tane X kromozomu mevcut. Yaşamı kısaltıcı kalp hastalıklarına ve belki de bazı kanserlere yakalanmayı kolaylaştırıcı etkisi olduğu ileri sürülen testosteron hormonu erkeklerde kadınlardan (doğal olarak) çok daha yüksek. Ayrıca erkeklerin iyi kolesterol (HDL) seviyeleri kadınlara oranla bir hayli düşük. Erkekler karın çevresinden yağlanmaya, glikoz tolerans bozukluğu ve hipertansiyona yakalanmaya kadınlara oranla daha eğilimliler. Sözün kısası erkekler zaten yapısal olarak damar hastalıklarına yani kalp krizi ve felç gibi sorunlara daha açıklar. Yani birazcık imalat kusurları var!

    ERKEK DOĞMAK DAHA RİSKLİ
    Erkeklerin riskleri bununla da bitmiyor. İş stresleri daha yüksek, sosyal iletişimleri ise bir hayli bozuk. Arkadaş ve aileden destek alma konusunda oldukça beceriksizler. Duygularında samimi olduklarını, arkadaşlıklarını köklü tuttuklarını söylemek de zor. Kadınlara oranla daha kolay endişelenen, korkan ama daha zor sevinen, zor inanan ve hoşgören, az bağışlayan bir ruhsal organizasyonları var. Ayrıca kadınlardan daha agresifler. Şiddet ve hiddet skorları daha yüksek. Gereksiz riskleri kolayca alabiliyorlar. Sigara ve alkol kullanımı, araçlarda kemer bağlamamak, kondom kullanmamak gibi risk azaltıcı önlemleri pek önemsemiyorlar. Doktorlara hasta olunca bile pek gitmiyorlar. Düzenli tetkik yaptırma alışkanlıkları da kadınlara oranla bir hayli düşük.

    DAHASI VAR
    Erkeklerin sorunları bunlarla da bitmiyor. Erkekler gereksiz yere risk alma dışında kişisel bakımlarında da oldukça ciddi sorunlar yaşıyor. Bu sorun özellikle orta yaşlarda daha da belirginleşiyor. Kısacası, uzmanlar erkeklerin bu tavırlarını başını kuma gömmüş deve kuşlarına benzetiyor ve bu durumu deve kuşu sendromu diye adlandırıyor. Maço tavırları nedeniyle uslanmaz sigara tüketicisi John Wayne bu sendromun en önemli örneği. Belki de bu nedenle sendromun ikinci bir adı daha var : John Wayne Sendromu.

    ERKEKLERE 10 EMİR
    Dr. Harvey Simon erkeklere bu sendromdan korunmak için bir yol haritası hazırlamış ve 10 kuralı mutlaka uygulamalarını istemiş. Devekuşu sendromuna yakalanmak istemeyen bir erkekseniz bu öğütleri tutmanızda yarar var.

    1. Tütün ürünlerinden uzak durun.
    2. Alkol kullanmayın ya da iyice azaltın.
    3. Düzenli egzersiz yapın.
    4. Doğru beslenin.
    5. Stresinizi iyi yönetin.
    6. Vücut yağ oranınızı azaltın.
    7. Emniyet kemeri takmayı unutmayın.
    8. Radyasyon ve ultraviyole kaynaklarından, kimyasal ve çevresel zararlardan uzak durun.
    9. Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunun.
    10. Vücudunuzu dinlemeyi öğrenin. Herhangi bir işaret alırsanız, hemen doktorunuzla görüşün.


    Cinsel istek azlığı neden oluşur



    [​IMG]



    Günümüzde 35 yaş altı pek çok erkek cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık sorunu yaşıyor. Testosteron eksikliği, beslenme şişmanlık, bazı ilaçlar kadın ve erkekte iktidarsızlığa yol açıyor. Ancak asıl önemlisi istek azlığının hastalık belirtisi olduğudur.


    Sağlıklı ve düzenli cinsel yaşam doğal anti-aging olarak sağlıklı ve dinç yaşamın anahtarı kabul ediliyor. Gerçekten de yapılan çalışmalar ve araştırmalar düzenli cinsel yaşamın hormonlar üzerindeki etkisini kanıtlıyor. Diğer yandan libido eksikliği yani cinsel istek azalması olarak adlandırılan durumun birtakım hastalıkların çok önceden habercisi olduğu bilinmektedir.


    35 YAŞ ALTI ERKEKLERDE SORUN


    Erkekte ve kadında cinsel isteksizlik testosteron hormonunun seviyesinde ciddi bir azalma olduğunu işaret eder. İktidarsızlık toplumumuzda oldukça yaygın bir sorun olmakla birlikte sadece yaşlanmaya bağlı olarak ilerlememektedir. Bugün 35 yaş altındaki erkeklerin büyük çoğunluğu psikolojik nedenlere bağlı iktidarsızlık yaşamaktadır. Pek çok erkeğin iktidarsızlık problemi düzensiz ve sağlıksız yaşam şartlarına bağlı olarak yüksek oranlara ulaşmaktadır. Cinsel fonksiyon bozukluklarının altında bir hastalık yatıyor olabilir.


    İKTİDARSIZLIĞA YOL AÇANLAR


    Vücutta, iktidarsızlığa neden olan bazı aksaklıklar olabilir ve bunların başında dolaşım bozuklukları gelmektedir. Yeterli kan dolaşımının olmaması erkekleri sağlıklı ve iyi bir cinsel yaşamdan uzaklaştırır. Kolesterol yüksekliğinin ortaya çıkardığı damar bozuklukları, yüksek tansi yon, şeker hastalığı, şişmanlık iktidarsızlığın başlıca sebepleri arasındadır.


    KALP SİNYALİ OLABİLİR


    Cinsel iktidarsızlık özellikle kalp hastalıklarının bir sinyali olabilmektedir. Toplumda en sık yapılan hatalardan biri olan iktidarsızlığın kabullenilememesi başlı başına bir sorundur. Cinsel bozuklukları kabullenemeyen erkekler istatistiklerde azımsanmayacak orandadır. Bu soruna pek çok erkek bahane bularak uzmana baş vurmamaktadır. Oysa kişisel teşhislerin insanları, yaşamsal risklere ve dönülmez hastalıkların pençesine götürebileceği unutulmamalıdır.


    İLAÇLAR DA YOL AÇAR


    Yapılan pek çok araştırma kalp krizi öncesi iktidarsızlığı ve cinsel isteksizliği doğrulamaktadır. Aynı şekilde şeker hastalığı da iktidarsızlığın altında yatan etmenlerden biridir. Bazı ilaçlar iktidarsızlığa neden olabilmektedir. Tansiyon, kolosterol düşürücü ilaçlar, sakinleştiriciler, romatizmal ilaçlar ve epilepsi ilaçları gibi.


    TESTOSTERON NEDEN ÖNEMLİ


    Bu hormonun seviyesinde yaşanacak düşüş; cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olacaktır. Şişmanlık, halsizlik, kalp hastalıkları ve osteoporoz riski artacaktır.


    İKTİDARSIZLIK VE CİNSEL BOZUKLUKLARA OZON TEDAVİSİ


    Ozon (o3) cinsel fonksiyon bozuklarında ve enerji artışında genel iyilik hali yaratmaktadır. Ozon tedavisinin üç ayrı uygulama yöntemi olan aşı, fitil yahut sauna cinsel gücün yeniden kazanımında ciddi etkiye sahiptir.


    YAĞLARDAN KURTULUP CiNSEL GÜCÜNÜZÜ BESLEYiN


    Sadece ülkemizde değil tüm dünyada geçerli bir veri; 40-70 yaş arası erkeklerin % 52'sinde ereksiyon sorunu görülüyor.Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu sorunların yaş dışında psikolojik ya da bir hastalığa bağlı sebepleri olabilmektedir.


    NELER TETİKLİYOR?


    Gerek kadında gerekse erkekte sigara, alkol sağlıksız beslenme şekli, kilo, vitamin, mineral eksikliği, hareketsizlik gibi kalitesiz ve sağlıksız yaşam koşullarıyla çevrelenmiş yaşam tarzı pek çok hastalığı doğurduğu gibi cinsel sağlığı da tehdit ediyor.


    CiNSELLiK ViTAMiNLERE EMANET


    Halk arasında, eskilerin kulaktan kulağa dolaşan afrodizyak reçeteleri cinsel gücü arttıran mucize yöntemler arasında popülarite kazanmış olsa da ne bu reçeteler ne de cinsel gücü arttıran yiyecekler olarak sınıflandırılan besinlerin bilimsel bir kanıtı yoktur. Sağlıklı ve dengeli beslenme prensibi ve kilo kontrolü dışında.


    B, E, C VİTAMİNİ VE ÇİNKO SORUNU HALLEDEBİLİR


    Ancak bilinen bazı etkilerden yola çıkarak; B,E ve C vitamininin ve çinkonun cinsel sağlık için dikkate alınması gerektiğini söyleyebiliriz. Çinko testosteron üretiminde önemli bir rol oynar, iyi bir antioksidan olan E vitamini de seks hormonları üretiminde önemlidir.

    Prostattan utanmayın!

    Türk Üroloji Derneği açıklamalarına göre her yıl sadece Avrupa’da 346 bin yeni prostat kanseri olgusu saptanıyor. Prostat kanseri gelişmiş ülkelerde en sık ya da ikinci en sık, tüm dünyada ise üçüncü en sık görülen kanser türünü oluşturuyor. Üstelik belirtiler, ancak ileri evrelerde ortaya çıkıyor ve erken tanı büyük önem taşıyor.

    15-19 Eylül 2008 tarihleri arasında tüm Avrupa’da gerçekleştirilen Üroloji Haftası kapsamında, Türkiye için de önerilen şu:
    Hiçbir şikâyet söz konusu olmasa da, her erkek için risk faktörüne bağlı olarak 40 -50 yaşın üzerinde her yıl düzenli ürolog kontrolü şart! Utanıp sıkılmayın, hekime başvurmaktan kaçınmayın


    Erken tanı çok önemli

    Prostatit (prostat bezi iltihaplanması), benign prostat hiperplazisi (iyi huylu prostat büyümesi) ve prostat kanseri... Erkekler yaşlandıkça, prostatı etkileyen bu hastalıklara, yakalanma riskleri de artıyor. Bazıları sık idrara çıkma ya da çıkmakta zorlanma gibi belirtilere neden oluyor, bazıları olmuyor, fakat zamanında saptandıklarında hepsi tedavi edilebiliyor. Prostat hastalıklarında ve özellikle prostat kanserinde erken tanı büyük önem taşıyor. Erken tanı, ancak erkeklerin şikâyetlerinin ortaya çıkmasını beklemeden, yılda bir ürolojik kontrole gitmeleriyle mümkün olabiliyor. Çoğu erkekte prostat kanserinin yavaş ilerlediği ve prostat bezinin ötesine yayılana kadar, herhangi bir soruna yol açmadığı kaydedilirken, bazı erkeklerde kanserin daha hızlı geliştiği vurgulanıyor.

    Türk Üroloji Derneği, prostat tümörlerine erken tanı konulması, tümörün agresiflik (saldırganlık) düzeyinin belirlenmesi ve kanserin yayılmadan önce uygun bir biçimde tedavi edilmesinin önemine dikkat çekiyor.

    İyi huylu prostat büyümesi ve prostat bezi iltihaplanması da, prostat kanseri gibi yaşamsal risk yaratmamakla birlikte, yaşam kalitesini önemli ölçüde tehdit ediyor. İyi huylu prostat büyümesi, 40 yaşın üzerindekilerin birçoğunda, 80 yaşın üzerindekilerin de yüzde 90’ında görülürken, erkeklerin yüzde 35’inin yaşamlarının bir döneminde karşılaştıkları prostat bezi iltihaplanması, özellikle cinsel yaşamı olumsuz etkiliyor.

    Prostat kanseri ve beslenme

    Mümkün oldukça taze ve organik yiyecekler yiyin.
    Günlük beslenmenize greyfurt ekleyin( ancak kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsanız önce beslenme uzmanı ile görüşmeniz uygun olur)
    Düzenlİ olarak bakliyat yiyin.
    Her gün taze sebze yiyin, özellikle kök ailesi sebzelerinden (brokoli, karnabahar, lahana, kara lahana, Brüksel lahanası, pancar vs). Günde 4 porsiyon sebze yiyen erkeklerin prostat kanseri olma riski günde 2 porsiyondan az yiyen erkeklerin neredeyse yarısı.
    Hayvansal gıda tüketiminizi, özellikle hayvansal yağ, süt ürünleri ve kırmızı et tüketiminizi azaltın kırmızı et yerine balık ve tavuk yiyin.
    Beslenmenize avokado, yeşil çay, pancar ekleyin.
    Sıklıkla domates ürünleri yiyin (likopen için mükemmel bir kaynak)
    Tam tahıllı pirinç, makarna, ekmek ve kepekli kraker yiyin (haftada birkaç kez pirinç, makarna gibi tam tahılları domates sosu, zeytin yağı, sarımsak, soğan, baharat ve tofuyla birlikte yiyin)
    Gereklİ yağlar, selenyum, çinko, E vitamini, besinsel lif ve fitosterol için düzenli olarak kabuklu yemiş ve tohum yiyin, özellikle keten tohumu tercih edin.
    Tatlı olarak taze veya kurutulmuş meyve yiyin.
    Her gün baharat kullanın, özellikle biberiye, zencefil, sarımsak, zerdeçal, fesleğen, adaçayı, kekik, köri baharatı.Taze zencefil, havuç, greyfurt ve pancarın taze olarak suyunu sıkıp günlük 1 bardak için brokoli ve domates suyu da eklenebilir.
    Gereklİ durumda tercih olarak en fazla iki kadeh kırmızı şarap için.


    Obez erkeklerde sperm kalitesi düşüyor


    İskoçya’da yapılan araştırmalarda, aşırı kilonun erkeklerdeki sperm kalitesini düşürdüğü ortaya çıktı. Uzmanlar, eşleriyle bebek yapmak isteyen erkeklerin öncelikle ideal kiloya inmeye çalışmaları gerektiğini belirtiyorlar.


    ANKARA - Aberdeen Üniversitesi bilim adamları, kısırlık sorunundan mustarip çiftler arasından 2000 erkeğin sperm kalitesini inceledi. Araştırmaya katılan ve vücut kütle endeksi yüksek olan erkeklerdeki anormal sperm oranının daha fazla olduğu belirlendi.

    Yapılan yeni bir araştırmada, aşırı şişman erkeklerde sperm kalitesinin düşük olduğu belirlendi.

    Araştırmaya katılan erkekler, vücut kütle endekslerine göre 4 gruba ayrıldı. Araştırmada, sigara, alkol ve yaş gibi kısırlığa sebep olabilecek diğer unsurlar da göz önüne alındı.

    Araştırma sonucunda, vücut kütle endeksi ideal ölçülerde (20-25 arasında) olanların sperm kalitesinin ve meni hacminin şişmanlara oranla daha yüksek olduğu belirlendi.

    Barcelona’daki Avrupa İnsan Üreme ve Embriyoloji Derneği’nin toplantısında sunulan araştırmada, vücut kütle endeksi yüksek olanlarda ise meni sıvısı hacminin daha düşük olduğu ve anormal sperm oranının yüksek olduğu görüldü.

    Araştırmada, sperm yoğunluğu ve hareketliliği açısından ise bu dört grup arasında farlılık bulunamadı.

    Araştırma başkanı Aberdeen Üniversitesi’nden Dr. Giyat Şayib, “Bulgularımız diğer faktörlerden bağımsızdır ve eşleriyle bebek yapmaya çalışan erkeklerin öncelikle ideal kiloya inmeye çalışmaları gerektiğini göstermektedir” dedi.

    ’İDEAL KİLO, MENİ KALİTESİNİ ARTTIRIYOR’
    Şayib, bundan böyle ideal kilonun getirdiği yararlar arasına meni kalitesinin artmasının da gireceğini söyledi.

    Dr. Şayib, aşırı şişman erkeklerde sperm kalitesinin düşük olmasının sebebinin, obezlerdeki hormon seviyelerinin farklılığı, fazla yağ birikmesi yüzünden testislerin aşırı ısınması veya obezliğe yol açan yaşam biçimi ve beslenme alışkanlığı olabileceğini de sözlerine ekledi.

    Araştırmacılar bundan sonra, meni kalitesinin düşüklüğünün kısırlığa doğrudan etki edip etmediğine bakmak için kısır olan ve olmayan çiftlerde erkeklerin vücut kütle endekslerini inceleyecekler.

    Aşırı şişmanlığın kadınlarda da gebe kalmayı zorlaştırdığı biliniyor. Daha önce yapılan araştırmalar, obezliğin spermde DNA hasarına yol açtığını göstermişti.

    Yaşlı babaların çocuğunda depresyon riski


    İsveç’te yapılan bir araştırmada, yaşlı babaların çocuklarında manik depresyonun görülme riskinin daha fazla olduğu saptandı.


    ANKARA - Archives of Psychiatry dergisinde yayınlanan araştırmaya göre, risk erkek 29 yaşın üstündeyken başlıyor ve 55 yaşında en üst seviyeye çıkıyor. Baba yaşının yüksek olmasının şizofreni ve otizmle bağlantılı olduğu yönünde de daha önce araştırma sonuçları yayınlanmıştı. Yapılan son araştırmada, manik depresyonun kısmen spermin yaşlanmasıyla açıklanabileceği belirtildi.


    Karolinska Enstitüsü araştırmacıları, erkeklerde sperm üretme sürecinin DNA’nın kopyalanması süreci olduğunu hatırlatarak, bu kopyalamanın erkek yaşlandıkça hatalı yapılmaya meyilli olduğunu belirttiler.

    Araştırma, 13 bin 428 kişi üzerinde yapıldı. 55 yaş ve üstündeki erkeklerin çocuklarında manik depresyon görülme riskinin 20-24 yaş babalarınkine oranla yüzde 1,37 kat fazla olduğu saptandı.

    Bipolar bozukluk olarak da bilinen manik depresyonun nedeni tam olarak bilinmiyor. Her 100 kişiden birinde manik depresyon görülebiliyor.

    Araştırmayı yapan ekibin başkanı Emma Frans, kadınların doğduklarında tüm yumurtalarının vücutlarında bulunduğunu hatırlatarak, anne yaşının artmasıyla DNA kopyalama hatalarının artmadığını belirtti.

    Bu nedenle araştırmada, anne yaşının artmasıyla manik depresyon arasında pek fazla bağlantı bulunmadığı kaydedildi.

    Erkekler Önce Cinsellik Diyor

    Prostat kanserine nelerin yol açtığı konusunda araştırmalar yapılıyor. Fazla kiloyla birlikte gündeme gelen yağlanma, kas güçlendirici hormon ilaçları almak, vücut geliştirmede kullanılan ilaçları kullanmak, çok fazla cinsel ilişkide bulunmak, prostat enfeksiyonu gibi nedenler araştırılıyor. Bugün bilinen nedenlerin başında genetik, hormonal, çevre ve diyet faktörlerinin prostat kanserinin oluşmasında rol oynadığı bilinmektedir.

    Organa sınırlı kanser söz konusu olduğunda ameliyat gerekiyor. Erkeklerin, ameliyatın idrar kaçırmaya neden olduğunu, erkeklik fonksiyonlarının zarar gördüğünü hekimle tartıştıklarında ilk planda ameliyattan kaçındıklarını görüyoruz. Ancak kansersiz sağlığın daha önemli olduğunu da anlamaktadırlar. İdrar kaçırma ve cinsel fonksiyon bozukluğu bilahare tedavilerle düzelebiliyor.

    Tüm hastaların cinsel fonksiyonlarının zarar görüp görmeyeceğini sorduklarını, onlar sormasa da hekimlerin bu konuda mutlaka bilgilendirdiklerini anlatan Prof. Dr. Veli Yalçın, şöyle konuştu:

    “Bu ameliyatın doğal olan iki tane önemli sonucu vardır. Bu ameliyatı olanlarda yüzde 8 oranında stres tipi idrar kaçırma yani öksürme, aksırma ve gülme sonucunda idrar kaçırma meydana gelmektedir. Burada idrar iradeli kontrol altında tuvalete yapılmakta ancak yetiştirememe tarzında ve birkaç damlacık şeklinde kaçırma oluyor. Bu ameliyatla idrarı kapatan, idrarın yapılmasını engelleyen kapakçıklar beraber alınmaktadır. Bir de irade dışı hissiyatsız idrar kaçırma vardır ki bu da yüzde iki oranında görülüyor. Bunları duyanlar, genç olanlar ameliyat olmaktan kaçınıyorlar.”





    ERKEKLERİN UTANDIRAN SORUNLARI

    Cinsel yaşam mutlu ilişkilerin yürütülmesi için en önemli etkendir. Fakat bazen çiftlerin karşısına öyle sorunlar çıkar ki cinsellik sadece aynı yatağa girmekten öteye gidemez.

    Özellikle erkekler, yaşadıkları sorunlardan utandıkları için cinsel yaşam da bu sorunlarla birlikte biter. Erkeklere çocukluklarından beri öğretilen “Sen erkeksin” düşüncesi yatakta da her zaman başarılı olması gerektiğine işaret eder. Oysa bazen erkeklerin karşısına da kendilerinin baş edemeyeceği sorunlar çıkabilir. Örneğin her 10 kişiden ikisinde görülen erken boşalma problemi. Uzmanlar bu problemin tedavisinin sanıldığı kadar zor olmadığını söylerken erkekler bu problemi dile getirmeye bile utanıyorlar.

    Erkeklerin cinsel hayatta yaşadıkları konusunda görüştüğümüz Prof. Dr. Bülent Atıcı erken boşalma ve sertleşme sorunları hakkında bilgi verdi.

    40 KRİTİK YAŞ

    Erkeklerde cinsel işlev bozuklukları denilince ilk olarak akla neler gelmesi gerekiyor?


    Cinsel ilişki bozuklukları belirli bir yaş grubunu ilgilendirmiyor, her yaş grubunda gördüğümüz bir durum aslında. Yani gençlerde sadece cinsel işlevin farklı boyutunda sıkıntı var örneğin erken boşalma veya sertleşmenin heyecan nedeniyle kaybedilmesi gibi, yaş ilerledikçe sorunlar farklılaşıyor. Hastalıklara bağlı olarak gelişen fiziksel sorunlar ortaya çıkıyor örneğin şeker hastalığı, yüksek tansiyon, damar sertliği gibi veya kalp damar hastalıkları gibi. Bu hastalıklar sadece tek taraflı değil sertliği oluşturan mekanizmalardan bir veya birkaçını bozabiliyor. Hormonal seviyeden bozabilir, psikolojik sebepler olabilir ve yaş döneminde kişi depresyona girebilir, penise giden sinirlerde hasar olabilir, uyarılma güçlüğü olabilir şeker hastalığında olduğu gibi penisin kendi yapısında değişiklik olabilir, yaşla birlikle peniste ya da dokuda sertleşme olabilir. Bütün bunların hepsi hormonlar, sinir sistemi, psikolojik durum birbirini tamamlayan unsurlar. Yaş ilerledikçe bunlardan bir ya da bir kaçı bozularak daha çok fiziksel kusur ortaya çıkabiliyor. Bu şu demek; yaşla birlikle ileri yaşlarda sertleşme bozukluğu daha ön plandayken veya istek azlığı daha ön plandayken gençlerde erken boşalma gibi bir cinsel işlev bozukluğu daha sık rastladığımız bir şey.

    Yaş derken hangi yaşları kast ediyorsunuz?

    40 yaştan itibaren sertleşme sorunuyla ilgili tanımlamalar kullanılır veya yüzdeler verilir. Sıklık açısından 40-70 yaş arası denilebilir. Erken boşalma ergenliğin başlangıcından itibaren hayatın sonuna kadar devam edebilecek bir yaş grubunu içeriyor. Yani gençlerde daha çok görüyoruz ama yaş ilerledikçe de olabiliyor.

    SERATONİN HORMONU ERKEN BOŞALMANIN NEDENİ

    Erken boşalma probleminde psikolojik mi yoksa fiziksel sorunlar mı ön planda?


    Geçmişte erken boşalma sorununun sadece psikolojik olduğu düşünülüyordu veya kişinin kontrol eksikliği gibi algılanıyordu ama 7 - 8 yıldır yapılan bazı çalışmalar bunun boşalma refleksini uyandıran bazı maddelerin fazlalığıyla ilgili olduğunu gösteriyor. Yani kişide doğuştan itibaren seratonin hormonunun geri alımıyla ilgili problemi varsa o kişiler doğuştan erken boşalma problemiyle doğmuş sayılıyor. Bunların tabii davranışla ilgili kısmı yok mu var yani işin psikolojik yönü de var. Örneğin deneyim eksikliği veya aşırı istek olması düzensiz ilişkiler erken boşalmanın uyarıcıları arasındadır. Erken boşalma kontrol eksikliğidir. Kişi arabanın gazına basmayı bilir, frene basmayı bilmez. Yani gazdan ayağını çekip frene basmaması kişinin erken boşalmasına neden olur. Belli bir eğitimle kişi bu alışkanlığı düzeltebilir. Yani erken boşalma refleksini geciktirebilir ve bunu ilaçsız da halledebilir.

    ERKEN BOŞALMADA İLAÇSIZ TEDAVİ MÜMKÜN MÜ?

    Erken boşalma sorunu ilaçsız nasıl çözülür?


    İlişki olmaksızın verdiğimiz bazı ödevler var. Buradaki amaç kişinin hangi noktada boşaldığını önceden fark edebilmesini sağlamak, o noktaya yaklaştığını hissettiğinde kişinin uyarıyı kesebilmesi gerekiyor yani frene basması lazım. Bunu ilişki sırasında uygulamasını öğretiyoruz. Ve ya ilişki olmadan da boşalmanın yaklaştığını hissettiğinde ne yapması gerektiğini, uyarıyı nasıl kesmesi gerektiğini öğretiyoruz. Kişi bunu deneyerek olaya hakim olduğu zaman bunu nasıl kullanacağını öğretip, ilişkide kullandırtıyoruz. İlaçlarla da katkıda bulunuyoruz ilaç verdiğimiz zaman geciktirebiliriz, fakat bu kalıcı değildir. Yani ilacı bıraktığında kişi eğer öğrenmemişse ne zaman duracağını nasıl hareket edeceğini aynı problem ortaya çıkar.

    2 DAKİKANIN ALTI ERKEN BOŞALMA SAYILIYOR

    Erken boşalma derken ne kadar bir süreyi kastediyorsunuz?


    Dünyada tanımlamalar yapılırken tarama yapılıp kişiler kaçıncı dakikada boşalıyor diye bakılmış. Ortalama 2 dakikanın altında bir süre ise yani uyarı başlayıp da boşalmaya kadar geçen süre 2 dakikanın altında ise bu kesinlikle erken boşalma olarak kabul ediliyor. Yalnız bunun bir başka yönü de var örneğin ön sevişme dediğimiz ön hazırlık döneminde kişiler çok tatmin olmuş artık ilişkinin birinci dakikasında boşalmış olmuş ancak iki tarafta mutluysa bunu normal kabul edebiliriz. Her ne kadar 2 dakikanın altında olsa da. Bazen de 3 dakika 5 dakika olabilir yani erken boşalma tanımlamasının tıbbi olarak dışında olabilir ama bu her iki tarafı da mutsuz ediyordur. Bu da o zaman bir klinik tablodur yani erken boşalma olarak algılamak gerekir.


    Bir erkek normal bir cinsel yaşamı varken, 2 defa erken boşalmış ya da 5 defa sertleşme problemi yaşamış. Bu durumda ne zaman bir uzmana başvurmalı?

    Süreklilik gösteriyor ise ki bu dediğim gibi ilişkilerin yarısında böyle bir durum varsa sıkıntı yaratıyor anlamına gelir.

    10 ERKEKTEN 2'Sİ DOKTORA GİDİYOR

    Türkiye de yapılmış bir araştırma var mıdır erkeklerin en çok yaşadığı cinsel işlev bozukluğu hangisidir?

    Hemen hemen erkeklerin yüzde 70’ine yakın bir erken boşalma sorunu var. Türkiye’de Ege Bölgesi’nde fiziksel bir nedeni var mı diye bir araştırma yapılmış. Bu araştırmada örneğin erken boşalmanın bir tiroit guatr bezinin çalışma bozukluğuna bağlı olduğu görülmüş. Yani tiroit fonksiyonları çok çalışan kişilerde erken boşalma görülebiliyor. Tiroit sorunu tedavi edildiğinde de düzeliyor.

    Türk erkeklerinin bu tür sorunları kabul etmesi kolay oluyor mu?

    Eğer kabul ediyor olsalardı zaten 10 erkeğin hepsi başvuruyor olurdu oysa 10 erkeğin 1'i maksimum 2 tanesi başvuruyor. Genelde kabulleniyorlar yaş geldi diye veya hekime gitmeye utanıyorlar. Kulaktan dolma tedavilerde işe yaramayınca tamamen vazgeçebiliyorlar

    Bir erkek normal cinsel yaşamını kaç yaşına kadar yaşayabilir?

    Sağlıklı cinsel yaşam ölene kadar mümkün. Sadece kalitesi veya sayısı değişebilir. Yani karşı taraf ve kişi bunu arzu ettiği sürece kişi ölene kadar cinsel sağlığını sürdürebilir. Cinsellik dediğiniz her zaman cinsel ilişki anlamına da gelmeyebilir. Fakat istekliyse istekle ilgili bir problemi yoksa kendi sağlığıyla ilgili tedbirleri aldıysa hastalıklar açısından penisin sertleşmemesi için bir sebep yoktur aslında. Dolayısıyla cinsel ilişki anlamında da ölene kadar bu iş devam edebilir.

    KALP DAMAR HASTALIKLARI VE ŞEKER HASTALIĞI EREKSİYON SORUNUNUN SEBEBİ

    Başka hangi hastalıklar cinsel işlev bozukluklarına neden oluyor?


    Cinsel işlev bozukluğu denilince tabii erken boşalmanın haricinde sertleşme bozukluğunu düşünmek gerekir gençlerin en çok yakındığı şey budur. Birçok hastalık ki bunların başında şeker hastalığı, diyabet gelir, hiper tansiyon (yüksek tansiyon), damar sertliği, kalp damar hastalıkları bunlar öncelikli olarak ilişkilidir. Şeker hastalığı sinir sistemini o bölgedeki penisin adale yapısını ve daha sonrada damar sistemi etkileyerek olumsuzluk üretebiliyor. Hastaların hemen hemen yarısında diyabet görebiliyoruz. Kalp damar hastalığı ve damar sertliğiyle de çok ilgisi var. Hastalıkların kendisi sertleşme bozukluğu yaratabildiği gibi bazen hastalarımız gelir sertleşme bozukluğundan yakınır, ama diğer hastalıklarla ilgili herhangi bir şikayeti ya da bilgisi yoktur. Biz o araştırma sırasında kişinin tansiyonunun yüksek olduğunu ya da şeker hastalığının olduğunu ortaya çıkarırız. Sertleşme bozukluğuyla gelen kişilerde eğer araştırılırsa kalp damar hastalıklarının da geliştirileceği birçok çalışma yapıldı. Öyle ki kalp damarının çapıyla penise giden damar çapı oranlandığı zaman penise giden damar kalp damarının üçte biri kadar daha küçük dolayısıyla sertleşmesiyle sonucu bir damar tıkanıklığıyla oluştuğu zaman 3 yıl sonra ortalama 3 yıl sonra kalpte de benzer bir tıkanıklık olma ihtimali var. Dolayısıyla kalp hastalığının damar hastalığının ilk bulgusu olabiliyor.

    Erken boşalma için tedavi seçenekleri nelerdir?

    Erken boşalma için tedavi seçenekleri bir ilaç kullanımı ağızdan ilaç kullanımı iki bölgesel kullanılan özel kremler bu kremlerin içerisinde o bölgedeki sinirin hassasiyetini azaltan maddeler mevcut yani algılamayı geciktiriyor. Üçüncüsü davranış eğitimi bu boşalma noktasını az önce sözünü ettiğim şekilde fark edip bu işi kalıcı olarak çözmeye yöneliktir, bunlar tek başına ve ya birlikte uygulanır. Temel olarak bunlardır.






    Beyler, 'aşk simitlerinizle' vedalaşın!

    Erkekler genellikle evlendikten sonra ki bu çoğu zaman ‘düzenli yaşama geçmek’ anlamına geliyor, belirgin şekilde şişmanlar. Bu yağlar da genellikle karın ve bel bölgelerinde birikir.

    Erkekler genellikle evlendikten sonra ki bu çoğu zaman ‘düzenli yaşama geçmek’ anlamına geliyor, belirgin şekilde şişmanlar. Bu yağlar da genellikle karın ve bel bölgelerinde birikir. Pantolonun belinden taşan bu fazlalıklara ‘aşk simidi’ adı verilerek, sempatik gösterilmeye çalışılır. Ama sağlık açısından o kadar sevimli oldukları söylenemez. Başlangıçta basit bir kilo alma problemi gibi görünse de ilerleyen dönemlerde ağır sonuçlara sebep olabilir. Şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp krizi ihtimalini yükseltir.

    Şişmanlığın tanımı artık farklı bir biçimde yapılıyor. Yapmanız gereken şu: Kalçanızın çevresini bir mezurayla ölçün ve sonra bunu belinizin kalınlığıyla oranlayın. Bu rakam bayanlarda 0,8 üzerinde, erkeklerde 0,95 ve üzerindeyse tehlike sinyalleri çalmaya başlamıştır.

    Aklımızda tutmamız gerekenler;

    . Birçok araştırma karın bölgesinde biriken yağların, kalça ve bacakta toplanan yağlardan daha tehlikeli olduğunu ortaya koyuyor.
    . Kaslarımız fazla çalışıp enerjiye gereksinim duyduğu zaman yağ hücreleri yedek enerji deposu olarak harekete geçer.
    . Yağ asitleri yakıt sağlamak için çalışan kaslara doğru yola çıkar.
    . Ancak karın bölgesindeki yağlar kana karışınca önce karaciğere uğrar.
    . Karaciğere gelen yağ asitleri karaciğerin kandan insülini temizlemesini engeller. Bu durumda kandaki insülin yüksek kalır. Kas ve diğer hücrelerde insüline karşı direnç oluşur. . Bu direnç sonucu kandaki şeker yükselir. Kandaki yüksek şekeri düşürmek için pankreas bezi daha çok insülin üretmek ve salgılamak zorunda kalır.
    . Bu işlem otomatik sinir sistemi dediğimiz kan basıncını, kalp ve diğer hayati işlevleri kontrol eden sistemi uyarır.
    . Sonuçta kana fazla adrenalin salgılanır.
    . Bu olaylar zinciri şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kalp sorunlarını ortaya çıkarır.
    . Aynı şekilde menopozdan sonra hormon kullanmayan kadınlarda da göbekte yağlanma artar ve kalp krizi riski yükselir.

    İngiliz bilim adamlarının 9 Avrupa ülkesinde 360.000 kişi üzerinde yaptıkları bir araştırma, karın bölgesindeki her 5 santimetrelik genişlemenin, erken ölüm olasılığını yüzde 13 ile 17 arasında artırdığını göstermiştir. Araştırma sırasında vücut kitle endeksi normal, ancak bel çevresi kalınlığı ortalamanın üzerinde olanların erken ölüm olasılığının arttığı gözlendi. Araştırma, bel çevresi erkeklerde 119, kadınlarda 99 santimetreyi geçenlerin erken ölüm olasılığının, bel çevresi erkeklerde 80, kadınlarda 64.7 santimetrenin altındakilerden iki kat fazla olduğu kaydedildi.

    Karın ve bel çevresindeki yağlardan kurtulmak için diyet ve egzersizin yanı sıra, erkeklerde artık Liposuction gibi cerrahi yöntemlere başvurabiliyor.

    Eğer cerrahi yönteme sıcak bakmıyorsanız, o taktirde kadınların yıllardır kullandığı ve etkisini gördükleri mezoterapi ve lipoliz gibi yöntemler artık erkeklere de uygulanıyor.
    Bu yöntemler sayesinde iki ay içinde karın ve bel çevresindeki fazla yağlardan kurtulmak mümkün.

    Lipoliz yöntemi, mezoterapi uygulamasına benzer bir şekilde fazlalıkların yok edilmesi istenilen bölgelerde çok ince uçlu bir iğne ile ilaç enjeksiyonu şeklinde gerçekleşir. Soya lesitinden elde edilen "fosfatidilkolin" maddesi vücuda enjekte edildiğinde hücre içindeki yağ vücut tarafından eritilir. Bu da belli bölgelerdeki yağların ortadan kalkmasına yardımcı olur. Aslında insan vücudu bu maddenin tamamen aynısını, özellikle yağ metabolizmasında kullanmak üzere, sentezlemektedir. Yöntem kilo vermeyi değil bazı bölgelerde yerleşmiş ve fazla görünen yağ depolarının eritilmesini amaçlar. .

    Lipoliz enjeksiyonu özellikle diyet veya spor ile azaltılamayan yağ hücrelerinin eritilmesini sağlamaktadır. Yağ dokusuna enjeksiyon yapıldığı zaman verilen bölgedeki depo yağlar parçalanır ve vücuttan normal metabolik yollarla uzaklaştırılır

    Lipoliz yöntemi sistemik herhangi bir yan etkisi olmayan uygulamalar sınıfına dahil edilebilir. Geçici olarak şişkinlik, hassasiyet, kaşıntı ve kızarıklık olabilir. 48 saat içinde geriler. Uygulama uzman bir hekim tarafından yapıldıktan sonra yöntemin hasta için herhangi bir tehlikesi bulunmamaktadır.

    Lipoliz dünya çapında yapılmış 2000 araştırmanın sonrasında hastalarda uygulanmaya başlanan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemle başarısız sonuçlar elde etme imkanı %5’ten azdır.





    Erkek Kısırlığının Medikal Tedavisi

    ERKEK KISIRLIĞININ MEDİKAL TEDAVİSİ


    Doç. Dr. Ramazan AŞCI
    OMÜ Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı

    Kısırlık yakınmasıyla başvuran her erkeğin değerlendirmesi yapılmalıdır. Normal çiftler aylık % 20-25 şans ile 6.ayda % 75, 1 yıl sonunda da % 90 oranında çocuk sahibi olabilmektedir. Gebelik oluşturabilmek için herhangi bir korunma yöntemi uygulamadan ve normal vajinal yolla koitus ilk yerine getirilmesi gereken işlevdir. Ayrıca çocuk isteyen eşlerin ovulasyon zamanını bilmesi gereklidir. Spermatozolaların kadın genital sisteminde canlı kalabilme süresi 48-72 (ortalama 48) saattir. Oysa ovulasyon sonrası ovumun yaşam süresi 18-24 (ortalama 18) saattir. Bu nedenle kısırlık tedavisine başlamadan önce eşlerin ovulasyon sürecini kapsayan adetin ilk gününden sonraki 11-16. günler arasında 2 günde bir cinsel ilişki yapması önerilmelidir. Ayrıca kısırlığın medikal tedavisine karar vermeden önce erkek ve kadın için optimal fertilite yaşının 24 olduğu, % 30-40 oranında her iki cinse ait sorunların olabileceği akılda tutulmalıdır.
    Hiç tedavi almayan infertil çiftlerin yaklaşık % 25-35 i bir zaman sonra sadece koitus ile çocuk sahibi olabilirler. Bu oranlar ilk 2 yıl için % 23 ve sonraki 2 yılda % 10 dur. Bu çiftlerde sadece interkors ile aylık % 1-3 oranında gebelik sağlanabilmektedir.
    Erkek kısırlığı nedene yönelik (spesifik) ve ampirik olarak medikal tedavi edilebilir. Bu yazıda erkek kısırlığının spesifik ve ampirik medikal tedavisinde kullanılan ilaçlar ve sonuçları tartışılacaktır.

    NEDENE YÖNELİK MEDİKAL TEDAVİ


    Hipogonadotropik hipogonadizm gibi endokrinopatiler, kültürle dökümante edilmiş veya edilememiş pyospermi, antisperm antikorlu immünolojik infertilite ve ejakulasyon bozukluklarında nedene yönelik medikal tedaviler başarılıdır.
    Hipogonadotropik Hipogonadizm:
    İnfertil erkeklerin %1 den azında ya konjenital ya da akkiz nedenlerle oluşmuş hipogonadotropik hipogonadizm vardır. Bu erkeklerde hipofiz tümörünü dışlamak için kranial BT veya MR, hiperprolaktinomayı dışlamak için ise prolaktin ölçümleri mutlaka gereklidir. Hipogonadotropik hipogonadizmde tedavi hastanın yaşına ve beklentisine göre değişmektedir.
    Hasta erişkin ise:
    a)Virilizasyon ve normal seksüel işlevin sağlanması amaçlanıyor ise
    Testosteron enanthate /cypionate 10-14 günde bir 200 mg im.
    Topikal testosteron (AndroGel) günde bir paket,
    Transdermal testosteron (Androderm; Testoderm) 4-6 mg olarak skrotum cildine yapıştırılabilir.
    b)Spermatogenezi başlatmak ve sürdürmek isteniyor ise:
    hCG : Haftada 3 kez 1500-3000 Ü im, 12 ay. Kombine olarak veya hCG tedavisinden sonra hMG veya pFSH haftada 3 kez 75-150 Ü im, 6-18 ay.
    GnRH: 4 x 2-40 µg subkutan veya 2 saatte bir infüzyon pompası ile

    Hasta prepubertal ise
    a)Büyüme ve puberteyi uyarmak için:
    Testosteron enanthate /cypionate ayda bir 50-100 mg im başlanır, 15 günde bir 50-100 mg ile sürdürülür ve sonra erişkin dozda devam edilir.
    hCG: Haftada bir 1000-2000 Ü im, sonra erişkin dozda
    GnRH : 2-40 µg sk/ 4 defada veya 2 saatte bir infüzyon pompası ile iv
    Hiperprolaktinemi
    Kısırlık yakınmalı erkeklerin % 4 ünde bulunur. Bu hastalara ilaç başlamak için endokrinologlar serum prolaktin düzeyinin 100 ng/ml nin üzerinde olması gerektiğine inanmaktadır. Medikal tedavisinde bromokriptin (Parlodel() ve cabergoline (Dostinex() kullanılmaktadır. Bromokriptin tedavisine 2.5 mg/gün ile başlanır ve 5 - 7.5 mg/gün a çıkılır. Ancak yan etkileri fazladır. Ülkemizde de bulunan cabergolinin ise haftada 0.5-1 mg dozda bir kez alındığında spermatogenezin % 80 oranda düzeldiği gösterilmiştir.
    İzole T Eksikliği
    Leydig hücre yetmezliğine bağlı hipogonadizm çok nadirdir. Depo testosteron (enanthate veya cypionate) 200mg/hafta im kullanılabilir. Ayrıca spermatogenez için gonadotropinlerle testosteron kombine edilir. Serum LH un düşük veya normal bulunduğu izole T eksikliğinin tedavisinde son yıllarda T ile yerine koyma yerine aromataz enzim aktivitesinin durumuna bakılarak (serum T/E2 oranı) normal ise antiöstrojenler (klomifen, tamosifen), normalden düşük ise aromataz enzim inhibitörleri (testolakton, anastrazol) ile tedavi popülerlik kazanmıştır.
    İmmünolojik infertilite
    İmmünolojik infertilitenin fizyopatolojisi ve tedavisi konusundaki tartışmalar günümüzde de devam etmektedir. Klinik önemi olan immünolojik infertilite tanısı için antikorların spermatozoa üzerinde gösterilmesi gerekmektedir. Steroid tedavisi, sperm yıkama ve IUI veya doğrudan YÜT (ICSI) seçilecek tedavi yöntemleridir. Kortikosteroid tedavisine eşinin adetinin 1-10.günleri arası 20-40 mg ve eşinin adetinin 11-14.günleri arası 5 mg p.o. prednisone ile başlanır. Kontrollü çalışmalarda tedavi grubu ile plesabo arasında gebelik oluşturma açısından çelişkili sonuçlar alınmıştır. Diyabet, femur başı aseptik nekrozu ve gastrointesinal yan etkiler steroid tedavisinin kullanımını kısıtlamaktadır.

    Enfeksiyon ve Pyospermi

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) semende mililitrede 1x106 lökosit görülmesini pyospermi olarak kabul etmektedir. İnfertil erkeklerin % 20 sinde pyospermi vardır. Semende lökosit bulunması reaktif oksijen türlerini artırarak spermatozoa işlevini bozar. Ayrıca enfeksiyon sperm ileti yollarında anatomik tıkanıklık oluşturabilir. Ejakulatta bulunan enflamatuvar hücreler epididim, seminal kese, prostat ve üretra kaynaklı olabilir. Yapılan çalışmalar 100 pyospermik ejakulatın 80 inde bakteriyolojik incelemenin negatif olduğunu göstermektedir. Piyospermik olgularda klinik olarak sessiz prostatit veya epididimitis bulunabilir. Tüm bu nedenlerle piyospermik olgularda kültür spesifik veya spesifik olmayan antibiyotikler kullanılabilir. Florakinolonlar veya TMP-SMX 2-12 hafta süreyle en sık kullanılan antibiyotiklerdir. Semenin hücresel kontaminasyonu sperm yıkama teknikleri ile tedavi edilebilir.
    Kabakulak orşiti aşı ile % 90 önlenebilir. Ayrıca kabakulak orşitinde sistemik interferon alfa-2ß testis atrofisini önleyebilir.
    Ejakulasyon bozuklukları
    Retrograd ejakulasyon: Pseudoephedrine 60 mg 4x1, Phenylpropanolamine 75 mg 2x1, Ephedrine 25-50 mg 4x1, Imipramine 25 mg 3x1 kombinasyonu 2-12 hafta süreyle; Sonra pseudoefedrin(Sudafed(r)) 90 mg, 2x1 + Polisitra 2x5 ml veya imipramin 3x25 mg gün verilebilir.
    Anejakulasyon: Retrograd ejakulasyonu ekarte ettikten sonra sempatomimetik başlanır. Başarılı olunamaz ise vibrasyon veya elektroejakulasyon uygulanır.
    Prematür ejakulasyon: Psikoseksüel tedaviler, pause-squeeze teknik, clomipiramine ve fluoxetine gibi SSRI leri ve alfa-1 blokerler (alfuzosin) kullanılabilir. Ancak prematür ejakulasyonun gerçek tedavisi yoktur.

    AMPİRİK TEDAVİ


    Erkek infertilitesinin ampirik tedavisinde hormonal veya hormonal olmayan tedaviler sıklıkla kullanılır.

    Hormonal ilaçlar:
    GnRH (buserilin):
    İntranazal spray şeklinde 0.1-0.5 mg/gün ve pompa ile subkutan enjeksiyon şeklinde 1-10 µg/h. da 2 gün, 6 ay süre ile kullanılır. Bir çalışmada gebelik oranları tedavi ve kontrol grubunda sırasıyla % 36 ve %21 bulunmuşken, başka bir çalışmada ise % 24 ve %21 bulunmuştur. Ampirik tedavide önerilmemelidir.

    Gonadotropinler:
    Ülkemizde n sık kullanılan hormonal tedavilerden biridir. Ancak uzun süreli protein hormon kullanılması ilaca karşı antikor geliştirmektedir ve bazı hormon ilaçların yavaş üreyen virüslerle oluşan ensefalit yaptığı konusunda yayınlar bulunmaktadır. Günümüzde rekombinan teknolojisindeki gelişmeler daha etkin ve saf gonadotropin üretimine olanak sağlamış, ikili etkili (hem FSH hem de LH) tek bir gonadotropin üretimi başarılmıştır. En sık kullanılan gonadotropinler:
    hCG (Profasi(r) ve Pregnyl(r)):1500-2500 IÜ haftada 3 kez, 3-6 ay
    hMG (Pergonal(r), Profasi(r), Humegon(r)): 75-150 İÜ haftada 2-3 kez, 3-6 ay
    rFSH (Gonal F(r)): 150 Ü/ gün, 12 hafta
    hMG ve hCG tedavisi verilen 37 olguda semende düzelme yok, gebelik %10 bulunurken; rFSH tedavisi verilen 65 olguda gebelik ve seminal parametrelerde düzelme saptanmamıştır. Pür hFSH tedavisinin IVF sonuçlarını düzelttiği öne sürülmüştür. Sperm sayısı 10 M/ml altında olan olgulara varikoselektomi + hCG tedavisi verildiğinde kontrol grubunda % 25 olan gebelik oranı % 44 e çıkmıştır. Ayrıca FSH tedavisinin elektron mikroskopik olarak sperm morfolojisini düzelttiği gösterilmiştir.
    Sonuç olarak gonadotropinler ile yapılan kontrollü çalışmalar yeterli değildir, sperm parametreleri ve gebelikteki düzelme tartışmalıdır, uzun süreli kullanımında direnç gelişebilir, libido değişimi ve akne gibi yan etkileri vardır, pahalıdır ve pür FSH YÜT'e gideceklere önerilmelidir.
    Düşük doz androjen:
    İdiyopatik oligospermik erkeklerde ölçülemeyen testosteron anormallikleri bulunabilir. Bu olgularda düşük doz androjenler veya antiestrojenlerle sperm parametrelerinde düzelmeler sağlanabilir. Fluoxymesteron ile izole motilite azlığı olan erkeklerin yarısında düzelme sağlanmıştır. Kontrollü ve randomize 8 olguluk bir çalışmada 90 gün süre ile verilen
    T undekanat ile motilitede düzelme sağlanırken, T undekanat (3x40mg/g)+tamoksifen (2x10mg/g) ile motilite ve sayıda düzelme saptanmıştır.


    Testosteron rebound tedavisi


    Oligoastenospermik olgularda belirli bir sure testosteron verilerek kesilir. İlacın kesilmesinden 3-6 ay sonra spermatogenezin yeniden ve daha istenir şekilde başlayacağı düşünülür. T esterinin 200 mg/gün ve norethandrolone'nun 20 mg oral verildiği kontrollü bir çalışmada sperm parametreleri ve gebelikte düzelme saptanmamıştır. Androjen rebound tedavisi ve plesabonun karşılaştırıldığı bir meta-analizde gebelik ve sperm parametrelerindeki düzelme açısından fark bulunamamıştır. Öte yandan T tedavisinin % 4-8 oranında azospermi, akne, testiküler atrofi, KC ve safra rahatsızlıkları gibi ciddi yan etkileri vardır.


    Antiestrojen tedavi


    Testiste üretilen T un a)değişmeden T şeklinde, b) 5 alfa redüktaz enzimi ile DHT na dönüşerek, veya c) aromataz enzimi ile estradiole (E2) dönüşerek etki ettiği bilinmektedir. E2 daha çok hipofiz üzerinden etki ederek LH salınımını kontrol etmektedir. Teorik olarak antiestrojenlerin kullanılması ile hipofizden LH salınımı üzerindeki estrojene bağlı negatif feedback etki ortadan kalkacak ve testiste üretilen T oranları artacaktır. Bu da daha kaliteli sperm üretimi sağlayacaktır. Erkek kısırlığının medikal tedavisinde en sık kullanılan antiestrojen ilaçlar klomifen ve tamoksifendir. Klomifen sitrat sentetik, non-steroidal ve DES benzeri bir moleküldür. Hipotalamus ve hipofizdeki estrojen reseptörlerine bağlanır. 15-50 mg/gün oral dozlarda 3-6 ay süre ile kullanılır. Hastalar ayda bir serum T, LH ve FSH; 3 ayda bir semen analizi ile takip edilmelidir. Olguların %5 inde kilo alma, KB artışı, görme bozukluğu, libido azalması, jinekomasti, allerjik dermatit gibi yan etkiler bildirilmiştir. Kontrollü çalışmalarda klomifen sitrat ile tartışmalı sonuçlar alınmıştır. En son 1992 de DSÖ nün projelendirdiği bir çalışmada klomifen sitrat ile plesabonun sırasıyla % 8 ve % 12 oranında gebelik oluşturduğu saptanmıştır. Seminal früktoz seviyesi düşük (seminal vezikül disfonksiyonlu) ve sperm kromatin stabilitesi yüksek olgularda 5 günlük klomifen tedavisi
    früktoz seviyesinde artış ve sperm kromatin stabilitesinde azalma sağlamıştır.Azospermisi ve testiküler patolojisi olmayan normogonadotropikler,ile parsiyel androjen eksikliği ve hafif hipogonadotropik hipogonadizmi olanlar klomifene iyi yanıt vermektedirler.Tamoksifen sitrat da anti-estrojenik etkili, estrojenik etkisi klomifene göre düşük bir moleküldür. 2x10-15 mg/gün dozlarda 3-6 ay süreyle kullanılır. Olgular aylık serum T, LH ve FSH; üç ayda bir semen analizi ile izlenmelidir. Yan etkileri klomifene göre daha azdır. Kontrollü çalışmalarda gebelik oranında düzelme oluşturmamıştır. Ancak sperm sayısını artırmıştır.

    Aromataz inhibitörleri

    Prolaktini normal, LH normal veya düşük ve T nu düşük obez infertil erkeklerde T/E2 oranına bakılarak T nu E2 e çeviren aromataz enzim aktivitesi değerlendirilebilir. Aromataz enzimi yağ hücrelerinde, testiste, hipotalamus ve hipofizde bulunmaktadır. Teorik olarak aromataz enzim inhibitörleri verilerek özellikle intratestiküler T miktarı artırılabilir. Kısırlık tedavisinde kullanılan Testalakton(Teslac() ve anastrozole (Arimidex() adlı iki aromataz enzim inhibitörü vardır. Testalakton 1-2 gm/gün, anastrozole 4x1mg/gün olarak en az 3 ay kullanılır. Olgular serum T ve E2 ölçümleri, karaciğer fonksiyon testleri ve semen analizi ile izlenmelidir. En önemli yan etkileri libido azalmasıdır.

    Büyüme hormonu (GH)

    Testis büyümesini sağlamak ve puberteyi başlatmak için GH gereklidir. GH, testiste insulin like growth faktör-1 i uyararak testis büyümesini sağlar. Gecikmiş puberteli kısır erkeklerin tedavisinde 2-6 İÜ/gün subkutan kullanılabilir. Henüz FDA onayı yoktur. Parestezi, artralji, HbA1c de artış gibi yan etkileri vardır.
    Clonidine(Catepres)

    Alfa-adrenejik agonist olan clonidin GH u artırarak spermatogenezi etkiler. GH eksikliği clonidin yükleme testi ile anlaşılır. 1.75 mg/gün dozda verilen clonidin ile 11 olgunun 5 inde sperm sayısı artmış, gebelik oranı ise % 50 olmuştur.
    Bromokriptin ve Cabergoline:
    Prolaktin inhibitörü olan bromokriptin(Parlodel() ve cabergoline(Dostinex() erkek kısırlığının ampirik tedavisinde kullanılmıştır. Özellikle 2-10 mg/gün dozlarda bromokriptin ile yapılan 4 kontrollü çalışmanın sonucunda serum PRL seviyesini azalttığı, semen parametrelerinde düzelme oluşturmadığı ve gebelik oranını artırmadığı görülmüştür.
    Karnitin:
    Epididimal sıvıda serumdan 2000 kat daha fazla L-karnitin bulunmaktadır. Asetilkarnitin sperm membran stabilizasyonunu sağlamaktadır. Karnitin spermin hücre içi enerji metabolizmasında ve yağ asitlerinin sentez ve oksidasyonunda görev almaktadır. L-karnitin, 100 olguda 3 gm/gün dozda 4 ay kullanıldığında sperm motilitesinin % 26.9 dan % 37.7 ye (p <0.001), sperm sayısının 142.4 milyondan 163.3 milyona (p<0.001) çıktığı görülmüştür. Asetilkarnitinin 60 gün süreyle 4 gm/gün dozda kullanıldığı bir çalışmada ise sperm motilite oranı % 21.7 den % 38.2 ye çıkmıştır. L-karnitin, asetil-L-karnitin, früktoz ve sitrat içeren proXeed adlı preparat ABD de FDA onayı almıştır. ProXeed'in 3-6 ay süreyle 5 g/gün dozda kullanılması önerilmektedir. Aylık ederi 95 USD dolayındadır.

    Kallikrein (Padutin 100)

    Kallikrein kininojenlerden bradikinin ve kallidin gibi kininlerin sentezini sağlamaktadır.Erkek genital sisteminde kallikrein bol miktarda üretilmektedir. Kallikreinin en önemli etkisi sperm motilitesi üzerinedir. Avrupa'da en sık kullanılan ilaçtır. Sırasıyla tedavi ve plesabo grubunu 48 ve 42 hastanın oluşturduğu bir seride 3x200 IU/gün dozda 2 ay süreyle kullanıldığında motilite, sayı ve gebelikte anlamlı düzelme saptanmıştır. Başka bir plesabo kontrollü seride ise
    3x200 IU/gün dozlarda 3 ay süreyle kullanıldığında sperm parametreleri ve gebelikte düzelme anlamsız bulunmuştur. Pür motilite bozukluğu olan olgularda tercih edilebilir. Ancak yüksek ve uzun süreli kullanımında sessiz epididmitisi ve prostatitisi alevlendirebilir.
    NSAI(İndometazin-Ketobrufen):
    Prostoglandinlerin testis üzerine negatif etkide bulunduğu gösterilmiştir. Prostoglandin sentaz inhibitörü nonsteroid anti-enflamatuvar ilaçların kullanılması teorik olarak sperm kalitesini düzeltebilir. Bu nedenle indomethazin 100 olguluk bir seride 150 mg/gün 3 ay boyunca kullanılmış ve sperm parametrelerinde düzelme ve gebelik oranında % 35 lik artış saptanmıştır.
    Pentoksifilin (Trental():
    Fosfodiesteraz inhibitörü olan pentoksifilin cAMP yi artırarak sperm motilitesini artırabilir. Pentoksifilin 3x400 mg/gün dozlarda 3-6 ay süreyle kullanılabilir.Kontrollü bir çalışmada 47 olguda denenmiş ve sperm motilite oranı % 25 den % 42 ye çıkmıştır. Ancak gebelik oranında artış rapor edilmemiştir.
    Alfa-blokerler:
    Alfa blokerler testiküler mikrosirkülasyonu artırmakta ve sperm iletimini yavaşlatmaktadır. Teorik olarak spermatogenezi indükleyebilirler, sperm konsantrasyonunu artırabilirler ve sperm motilitesini düzeltebilirler. Prazosin ve terazosin(2mg/gün) kullanılan olgularda gebelik oranı değişmemiştir.
    Reaktif oksijen türleri (ROS):
    Semende ROS kaynakları immatür spermatozoalar, lökositler ve sperm yıkama teknikleridir. Semendeki ROS spermatozoal aerobik hücresel sistemleri bozmaktadır. Anti oksidanlar ROS ları nötralize ederek sperm yapısını koruyabilir. Bunun için ampirik olarak alfa-takiferol (vitamin E), askorbik asit (vitamin C), selenyum ve glutatyon kullanılabilir.
    Mast Hücre Blokerleri(Tranilast):

    Testisin intertisyel dokusunda mast hücreleri yer almaktadır ve yaşlanma ile sayıları artmaktadır. Tranilast bir anti-inflamatuvar ve TGF-ß1 inhibitörüdür. Oligospermik olgularda sperm sayısını ve motilitesini artırmış, gebeliğe etkisi % 32 oranında bulunmuştur.Sonuç olarak erkek kısırlığının ampirik tedavisi kanıta dayalı değildir, açıklanamayan hastalık durumlarında kullanılır, "teorik" tir. Ampirik tedaviye eşlerin her ikisi ile konuşarak karar verilmelidir ve eşin yaşı tedavinin başlanması ve süresini belirlemede yol gösterici olmalıdır. Ampirik tedavide kullanılan ilaçlarla yapılan prospektif, plasebo kontrollü, çift kör çalışmalar yeterli sayıda ve büyüklükte değildir. Ayrıca herhangi bir infertilite tedavisinin etkinliği, spontan gebelik olasılığının üzerine koyduğu katkı ile ölçülmelidir.


    Horlama aşkı bitiriyor


    Horlamanın evliliği olumsuz etkilediği ve sonuçlarının boşanmaya kadar götürdüğü bildirildi.

    Ordu Devlet Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatma Küçüker, Ordu Devlet Hastanesi bünyesinde geçen mart ayında açılan uyku laboratuvarının Türkiye'de devlet hastaneleri bünyesinde bir ilk olduğunu ve şu ana kadar horlama şikayeti ile gelen 150 dolayında hastanın tedavi gördüğünü bildirdi.

    Horlamanın çeşitli nedenleri olduğunu anlatan Küçüker, şu bilgileri verdi:

    “Horlama, ağız ve burun arkasındaki hava yolunda darlık olduğunda ortaya çıkan gürültü biçimindeki ses olarak biliniyor. Sebebi dengesiz beslenme, boğaz-burun bölgelerindeki rahatsızlıklar ve hastanın yatak üzerinde dengesiz yatması olabiliyor. Alkol ve sigara da aynı şekilde horlamaya neden olabilir. Yine kişi eğer çok yorgun ise horlama başlar. Burada önemli unsur horlamanın sürekli olmasıdır.”

    Çocuklarda görülen horlamaların ise genellikle kilodan kaynaklandığını ve bu konuda ailelerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Küçüker, horlamanın ciddi bir sorun teşkil ettiğini kaydetti.

    Horlamanın sosyal olarak evli çiftler arasında da soruna neden olabildiğini vurgulayan Küçüker, şunları dile getirdi:

    “Horlayan kişi ailenin diğer bireyleri için de uykusuz gecelerin sorumlusu tutulur. Horlayan kişi tatil ve iş gezilerinde istenilmeyen oda arkadaşı olur. En önemlisi evli çiftler ilk olarak yataklarını ayırır, sonra odalarını ayırır, sonuçta da bu boşanmaya kadar gidebilir. Bu nedenle horlama hali hafife alınmamalı.”

    TEDAVİ

    Horlamanın tedavi yöntemleri hakkında bilgi de veren Dr. Küçüker, çeşitli önerilerde bulundu.
    Yetişkin kişilere spor yapmalarını öneren Küçüker, “Horlayan kişiler uyku ilaçları, sakinleştirici ve antihistaminik denilen alerji ilaçlarını uykudan önce almamalı. Uykudan 4-5 saat önce alkol almaktan kaçınılmalı. Uykudan 3 saat önce ağır yemek yenilmemeli. Aşırı yorgunluktan sakınmalı. Uykuda sırt üstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmeli. Aileler, çocukların kilo almasının önüne geçmeli. Kişinin burun ve boğazında rahatsızlık söz konusu ise mutlaka hekime başvurulmalı” diye konuştu.

    Ordu Devlet Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren uyku laboratuvarı hakkında da bilgi veren Küçüker, horlama şikayeti ile gelen hastaların öncelikli olarak yakınlarından uyku halindeki durumuyla ilgili bilgi aldıklarını belirten Küçüker, “Daha sonra hastalar bir gece burada uyutularak gece uyku hali gözlemleniyor. Horlamanın nedenleri tespit ediliyor. Eğer horlamanın sebepleri arasında kişinin burun ve boğaz kısmı ile alakalı ise tedavi o yönde yapılıyor” dedi




    Ereksiyon problemine şok çözüm

    İktidarsızlığa, ilaç ve medikal bir gereç kullanmaya gereksinim duyurmayan bir çare bulundu!

    İsrailli bilim adamlarının yeni keşfi, Viagra’nın pabucunu dama atacak.

    Uzmanlar, ereksiyon problemi yaşayan erkekler için şok dalgalarıyla yapılan bir tedavi geliştirdi. Acısız olan tedavi sayesinde, genital bölgede yeni kan damarlarının oluşması tetikleniyor ve kan akışı düzenleniyor.

    İktidarsızlığa karşı geliştirilen ilaç kullanan 20 erkekle yapılan deneyler başarı sağladı ve deneklerden 15’i ilaç kullanmayı bıraktı. Deneye katılan erkeklerden hiçbiri yan etkilerden şikayetçi olmadı.




    Erkekler daha çok tacize uğruyor





    Araştırmaya göre, özellikle genç erkekler yöneticileri ve çalışma arkadaşları tarafından psikolojik tacize uğruyor.

    Araştırmaya göre, özellikle genç erkekler yöneticileri ve çalışma arkadaşları tarafından psikolojik tacize uğruyor. Kötü şakalar, eksik bilgi, yetki vermeme, haksız yere suçlanma bunlardan sadece bazıları.

    Davranış bilimleri alanında uzman olan Doç. Dr. Jale Minibaş Poussard ve psikolog Meltem İdiğ Çamuroğlu, Türkiye için son derece ilginç bir araştırma yaptı. Buna göre, iş yaşamındaki erkekler, kadınlara göre daha fazla psikolojik tacize uğruyor. Araştırmada tacizin iş arkadaşları ve yöneticiler tarafından gerçekleştirildiği de ortaya konuldu. Ak Parti İstanbul milletvekili Reha Çamuroğlu’nun eşi olan Meltem Çamuroğlu, araştırma sonuçlarının kendisini şaşırtmadığını söyledi.

    Çalışanların yarısı mağdur

    10 ilde, çeşitli sektörlerde çalışan 853 kişi üzerinde bu yıl başında tamamlanan ve “Psikolojik Taciz: İş Yerindeki Kabus” adıyla kitaplaştırılan çalışmaya göre, çalışanlar arasında psikolojik tacize uğrama oranı yüzde 50’ye ulaştı. ‘Saldırgan davranış’ diye tanımlanan psikolojik tacize ara sıra uğradığını söyleyenlerin oranı yüzde 47 olarak belirlenirken, haftada en az iki kez tacize uğrayanların oranı da yüzde 23 olarak saptandı.

    Gençler hedefte

    Psikolojik tacizin hedefinde ise yüzde 60’a yaklaşan oranda 21-30 yaş grubu arasındaki genç çalışanlar yer alıyor. Bunu, yüzde 31 ile 31-40 yaş grubu çalışanları izlerken, tacize uğrayan erkeklerin kadınlara oranı da yüzde 61 olarak saptandı. Erkeklerin iş arkadaşları ve yöneticileri tarafından taciz edildiğini vurgulayan araştırmaya göre, özel sektörde çalışanların kamudaki meslektaşlarına göre tacize uğrama oranı da yüzde 80 gibi rekor düzeyde. Tacize uğrayanların yüzde 60’a yakını da memur, sekreter ve büro elemanı.

    Taciz eğitime bakmıyor

    Lise mezunları, üniversite mezunlarına göre kötü şakalarla daha fazla rahatsız edildiklerinden yakınırken, üniversite mezunları da hak ettikleri takdir ve övgüyü alamamaktan şikayetçi oldu. Araştırma denetim, danışmanlık, banka, sigorta, finans, ithalat ve pazarlama alanında çalışanların diğerlerine göre daha fazla saldırganlığa maruz kaldıklarını da ortaya koydu.

    Erkekler tacizi anlatmıyor

    Çamuroğlu, araştırmalarında erkeklerle ilgili ortaya çıkan sonucu Hürriyet’e yorumlarken, “Bu sonuçlar doğal. Çok erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Erkek toplulukları ise çok sert topluluklardır. Böyle ortamlarda erkeklerin birbirlerine daha sert davranması, birbirlerini ezme, saldırgan davranış gösterme eğilimleri hiç şaşırtıcı gelmiyor” dedi. Erkeklerin bu konularda kadınlara göre daha az konuştuklarını, uğradıkları psikolojik tacizi en yakınlarıyla bile paylaşmadıklarını vurgulayan Çamuroğlu, “Ancak böyle bilimsel bir anket ortamında paylaşıyor. Gündelik yaşamda böyle bir paylaşım yok” diye konuştu.

    Kadınlar, var olabilmek için saldırganlaşıyor

    Meltem Çamuroğlu, kadınların erkek saldırganlığını taklit ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Kadınların büyük kısmı erkek dünyasında var olabilmek için erkek saldırganlığını taklit ediyor, iş yaşamında erkekleri model alıyor. Erkek dünyasında başarılı bir yönetici olabilmek için zalim bir erkek gibi davranmaları gerektiğini düşünüyorlar. Sonuçta da zalim kadın yöneticiler ortaya çıkıyor. Ama hiçbir kadın normalde bunu kabul etmek istemez. Özel yaşamında da itiraf etmez. Terapist olarak çalıştığım için bana gelenlerden itiraf edenler oldu. Ancak çoğu bunu normal bir davranış gibi algılıyor.”

    Hata başkasının ama suçlanan erkek çalışan

    Erkeklerin karşılaştığı psikolojik tacizde, “Başkalarının hataları nedeniyle suçlanmak, işle ilgili ihtiyaç duyulan bilgilerin saklanması, görev verilmemesi veya görev almanın engellenmesi, yeteneğin üstünde yeterli zaman olmadan aşırı yüklü işlerin verilmesi, çalışmalarının adaletsiz değerlendirilmesi, hak edilen takdir ve övgüyü alamama, katkılarının göz ardı edilmesi, karar ve fikirlere sürekli karşı çıkılması” öne çıkıyor.



    Erkeklerin meme ucu aslında evrim artığı!


    Evrim süreci halen devam eden insanlık, ilk ortaya çıktığından bu yana birçok özellik kazandı ve kaybetti. Bir de günümüzde 'gereksiz' olanlar var...

    Sıradan bir gözlemci uçamayan kuşlarda kanatın, kör balıklarda gözlerin ve kendi kendine üreyebilen bitkilerde cinsel organın ne işe yaradığına herhangi bir anlam veremeyebilir. Şu anda varlıkları ve işlevleri anlamsız gibi gözükse de günümüzde işlevi olmayan birçok organ,verdikleri ipuçlarıyla canlıların evrimini anlamada insanlığın yolunu aydınlatıyor.

    İşlevini yitirmiş ama halen canlıların vücutlarında bulunan organlar ilk olarak Charles Darwin’in ilgisini çekmişti. Darwin, 'Türlerin Kökeni' kitabında ‘gereksiz organları’ evrimin kesin bir kanıtı olarak göstermiş ve filogenetik ağacı (türlerin akrabalıklarını gösteren köken ağacı) şekilendirirken bu organlardan oldukça faydanlanmıştı.

    İnsanoğlu da doğadaki birçok canlı türü gibi halen evrimini tamamlamadı ve süreç devam ediyor. Peki, insanoğlu kendini anlamaya çalışırken geçmişimize ışık tutacak 'evrim artıkları' neler?

    Kuyruk sokumu
    Canlıların ortak atadan geldiğinin en büyük delillerinden biri olan kuyruk sokumu, memelilerin çocuğunda bulunan kuyruğun körelmesi sonucu oluşan bir kemik. Aslında, tüm insan embriyolarında 4 veya 5 omurdan oluşan kuyruk oluşumu mevcut, ancak doğumdan önce bu yapının kaybolduğu biliniyor. Son yıllarda yapılan bir çok çalışmada, embriyoda meydana gelen birçok mutasyon sonucu kuyrukla doğan bebek vakası gözlendi.

    20 yaş dişi
    Atalarımızın bize mirası olan 20 yaş dişi, öğünlerinin tamamı sert kabuklu bitki olan atalarımız için kritik bir öneme sahipti. Şu anda bazı insanlarda ağrılı ve sızılı şekilde gelişen 20 yaş dişine artık ihtiyacımız yok ve ‘gereksiz’ olarak değerledirilen oluşumlardan bir tanesi.

    Apandist
    Otçul atalarımızın başka bir mirası olan apandisit, bitkilerin bolca içerdiği selülozun sindirilmesine yarıyordu. Günümüzde apandisitin ameliyatla alınmasının vücuda hiçbir zararı bulunmadığı biliniyor. Ancak hala bazı bilimadamları vücudu hastalıklara karşı koruyan immün sistemde kritik rol oynadığını iddia ediyor.

    Vitamin C sentezi
    İnsanlarda C vitamin eksikliği iskorbit hastalığına, bunun sonucunda da ölüme yol açıyor. Evrim bu durum için önlemini aldı ve C vitamini sentezleme için gerekli genleri atalarımıza sağladı. Günümüz insanı ise C vitamini sentezleyemiyor fakat 1994 yılında yapılan araştırmaya göre genetik yapımızda bu vitamini üretecek gen bulunuyor. C vitaminin üretememimizin nedeni ise artık bu genin ‘pasif’ durumda bulunması.

    Erkek meme uçları
    ‘Gereksiz’ olarak nitelendirilen en dikkat çekici vücut bölümü erkeklerin sahip olduğu meme uçları olarak görülse de, bu önem derecesi o kadar da doğru sayılmaz. Anne karnındayken vücudun bu kısmı cinsiyetten daha önce gelişiyor. Bu nedenle bu kısmın kaybolması gibi bir durum geçerli değil. Cinsiyet farkını, yani göğüslerin süt verecek şekilde gelişmesini sağlayan ise sadece hormonlar.

    Tüyler
    ‘Tüylerin ürpermesi’ korku ve heyecan durumunda oluşan kimyasal reaksiyonların derideki kasları uyarması ve bunun sonucunda tüylerin hareket etmesidir. Aslında şu an insanların tüylere ihtiyacı pek yok, çünkü üşümemizi engellemek daha gelişmiş yollar kullanabiliyoruz. Bazı bilimadamları, tüylerin duyguları dışarı vurma konusunda da işlev gördüğü kanısında.

    Jacobson organı
    Birçok memeli hayvanın çiftleşecek eşini ararken kullandığı bir organ olan ve doğru eşi bulmaya yarayan Jacobson organı, insanlarda işlevini yitirmiş durumda. Fakat bilimadamları, ‘altıncı his’ denilen olgunun bu organdan kaynaklanıp kaynaklamadığını araştırıyor. İşlevsiz gibi görünen bu organın aslında bazı durumlarda çeşitli kimyasallar salgıladığı söyleniyor
    .




    Cinsel gücü artıran 18 bitki

    Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayanların imdadına yetişiyor.

    Uzmanlar, cinsel sorunların ortaya çıkmasında, psikolojik faktörlerin önemli ölçüde rol oynadığını söylüyor. Şifalı bitkiler, stres nedeniyle cinsel isteksizlik yaşayanların imdadına yetişiyor.

    Bitki çayları: Vücuttaki sıvıların akışını hızlandıran bitki çayları içilince, kan dolaşımı hızlanır, tutkularda ve heyecanlarda artış olur. Enerji seviyesini de yükselten bitki çayları seks yaşamını canlandırır.

    Ginseng: Binlerce yıllardır Çin'de ilaç yapımında kullanılan ginseng; hormonal sistemi uyarır, erken yaşlanma sürecini yavaşlatır ve göz ardı edilemeyecek güçler verir.

    Rezene: Bilinen en eski afrodizyaklardan olan rezeneden her gün bir parça alınması cinsel gücü artırır. Rezenenin tohumundan çay da yapılarak içilebilir.

    Lavanta: Salata ve yemek soslarına konan birkaç damla lavanta, seks hayatını güçlendirir.

    Karanfil tanesi: Doğal afrodizyakların en güçlülerinden biri olan karanfil tanesi, yorgunluğa da iyi gelir.

    Haşhaş Tohumu: Cinsel performansı artırır.

    Polen: Son yıllarda afrodizyak olarak kullanılan polenin yapısında, belli ölçüde testosteron ve diğer cinsiyet hormonları bulunuyor. Ayrıca içerisinde birçok vitamin mineral ve amino asit bulunur.

    Zencefil: Yüzyıllardır duyguları harekete geçirmek için hazırlanan içkilerin karışımında kullanılan zencefil, insanı daha ateşli yapar. (Kanı sulandıran ilaç kullananların dikkatli olmaları gerekiyor. Ayrıca, fazla tüketildiğinde de bağırsakları rahatsız eder.) Yemeklerde bahart olarak kullanılabilir. Balla karıştırılıp yenebilir. Bir hafta veya 10 gün kadar kullanılmalıdır.

    Tarçın: İştah açıcıdır. Sinirsel rahatlık veren bir kokusu vardır. Gaz söktürücü ve antiseptik özellikleri vardır. Afrodizyak olarak da kullanılabilir. Kışın içilen bitki çaylarına konulabilir. Tarçın yağı hoş kokusundan dolayı masaj yağı olarak da kullanılabilir.

    Hardal: Cinsel bezlerin işleyişini hızlandırır.

    Yasemin: Likörleri kokulandıran, harika kokulu yasemin çiçeği, etkili bir uyarıcıdır.

    Süsen: Süsen kökü tozu, her iki cins için de güçlü bir afrodizyaktır.

    Meyan Kökü: Meyan kökünden elde edilen toz, maden suyu ile karıştırılınca kadınlar için çok etkili bir afrodizyak haline gelir.

    Vanilya: Merkezi sinir sistemine etki ederek kokusuyla uyarıcı etki yaratır.

    Roka: Bolca demir ve C vitamini içeren roka, alyuvarlar için iyidir. Ayrıca, cinsel gücü de artırır.

    Maydanoz: Yemeklere lezzet katan maydanoz, cinsel yaşama da lezzet katar.

    Kekik: Güçlü etkileri olan kekik, özellikle erkeklerde uyarıcıdır.

    Arı Sütü: Cinsel bezleri geliştiren arı sütünün etkileri, kısa zamanda hissedilir



    Düşük testosteron ömrü kısaltıyor

    İngiltere’de yapılan bir araştırmada, testesteron seviyesi düşük, 40 yaş üzeri erkeklerde, kalp krizi riskinin yüksek olduğu açıklandı.

    Cambridge Üniversitesi’nden profesör Dr. Kay-Tee Khaw, testosteron seviyesindeki düşüşün, kolesterol veya tansiyonla aynı etkiye sahip olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Ancak testosteron düzeyi düşük erkekler için, testosteron desteği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyacımız var.”

    Yaşları 40 ile 79 arasında olan 11,600 kişinin katıldığı bu çalışmanın, düşük testosteronun sağlığı olumsuz etkilediğinin kanıtlandığı pek çok çalışmaya dayanarak yapıldığı belirtiliyor.

    Khaw ekliyor: “Daha önce elde edilen verilerin genel olarak doğruluğunu test etmek amacıyla bu çalışmayı başlattık. Testosteron ölçümü oldukça pahalı ve zor bir testtir.”

    Mayo Clinic’ten profesör Dr. Victor Montori belirtiyor: “Buradaki en büyük soru, testosteronun tek başına bir risk faktörü mü, yoksa diğer risk faktörlerinin bir belirtisi mi olduğudur.”

    Montori ekliyor: “Yapılan çalışmalarda, testosteronu normal seviyesine getirmenin, sonuçların değişmesini sağlamadığı ortaya konmuştur. Kanda, testosteron dışında hipertansiyon ve diyabet gibi risk faktörleriyle bağlantılı başka hormonlar da bulunmaktadır.”

    1990’lı yılların başında, östrojen ve progesteron hormonlarının takviyesiyle, yaşlı kadınlarda felç ve kalp krizi riskinin azaldığı belirtiliyordu. Ancak 2002 yılında yapılan büyük çaplı bir araştırmada, hormon tedavisinin kardiyovasküler hastalık riskini azaltmak yerine, felç, kanın pıhtılaşması, ve meme kanseri riskini artırdığı ortaya kondu.

    Khaw, bu verilere dayanarak, testesteron seviyesiyle ilgili yeterli düzeyde araştırma yapılmadan, erkeklerde testosteron tedavisinin önerilmesinin yanlış olacağını belirtiyor ve ekliyor: “Öncelikle testosteronun sağlığı ne yönde etkilediği, ve insülin ve yağ metabolizmaları, ve inflamasyonla olan bağlantıları ortaya konmalıdır.”


    Sperm sağlığı için folik asit
    Düzenli olarak folik asit içerek yeşil yapraklı sebzeler tüketen erkeklerin spermleri, daha kaliteli ve üretken oluyor.

    Yeni yapılan bir araştırmaya göre bebeklerde birtakım sakatlıkların önlenmesi için hamilelikte önerilen folik asit, erkeklerde de “sperm sağlığı” açısından çok önemli.

    ABD’deki California Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre düzenli olarak folik asit tabletleri kullanan ve yeşil yapraklı sebzeler gibi folik asit içeren gıdalarıbol miktarda tüketen erkeklerin spermlerinde anormalliklere daha az rastlanıyor.

    Araştırma Başkanı Brenda Eskenazi, “Yüksek miktarda folik asit tüketen erkeklerde sperm sorunlarına çok daha az rastlanıyor. Günde722-1150 mikrogram folik asitalanların özellikle anöploidi, yani spermlerde kromozom sayısı eksikliği ya da fazlalığı sorunu yaşama riskleri yüzde 20-30 oranında daha düşük” diyor.

    Reuters'in yer verdiği araştırmayı yürüten bilim adamları, anöploidinin hamile kalmayı zorlaştırdığını, genellikle düşüğe yol açtığını ya da Down sendromu gibi kromozom bozukluğuna sahip çocukların dünyaya gelmesine yol açtığını belirtiyor. Böcek ilacı gibi zehirlere ya da kemoterapi gibi kanser tedavilerine maruz kalmak da sperm kalitesini bozuyor.

    Her yaş grubundan toplam 89 sigara içmeyen, sağlıklı erkeğin sperm örneklerini inceleyen Eskenazi ve ekibi, aynı zamanda bu erkeklere günde ne kadar çinko, folik asit, C vitamini, E vitamini ve beta-karoten tükettiklerini inceledi. Sonuç olarak bunlardan zengin beslenen ya da hap şeklinde bunları kullanan erkeklerin daha “üretken” oldukları, sperm kalitelerinin ise daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

    Eskenazi, “19 yaşın üzerindeki erkeklere günde 400 mikrogram folik asit öneriyoruz. Baba olmak isteyenlerin ise doktorlarına danışarak daha fazla miktarlarda folik asit tüketmeleri gerekiyor” diyor. Araştırmaya göre sadece folik asit değil, çinko ve beta-karoten de sperm sağlığı açısından çok önemli.


    Dizüstü bilgisayar spermleri öldürüyor
    Çocuk sahibi olmak isteyip de olamayan erkeklere, Bahçeci Kliniği Direktörü Prof. Dr. Mustafa Bahçeci tavsiyelerde bulundu.

    Erkeklerde kısırlığa yol açan ilginç nedenler var mı?

    Spermler için ideal olan sıcaklık 35.5 derece. Sıcak ortamlarda bulunmak sperm sayısını azaltıyor. Örneğin; diz üstü bilgisayarları uzun süre dizlerinin üzerinde kullanan erkeklerin sperm sayısı azalıyor. Sıcak ortamlarda bulunmak sperm üretimini olumsuz etkiliyor, testislerde sperm üretimi için düşük ısı gerekiyor. Hamamda, fırınlarda çalışan veya saunaya sık giden kişilerde sperm sayısında azalma görülüyor.

    Riskli meslekler var mı?

    Tabii... İşi gereği tarım ilaçlarıyla yakın teması olanlarda kısırlık oranı son derece yüksek. Bu kişilerin maske ile çalışması gerekir. Kişilerin yine işi ya da rahatsızlığı nedeniyle fazlaca radyasyona maruz kalmaları, demir ya da gıda fırını işçileri gibi aşırı sıcak ortamlarda çalışmaları da kısırlık nedeni olabilir. Aşırı sıcak her zaman sperm üretimini olumsuz etkiler. Kısırlık sorunu ile karşı karşıya olan erkeklere kesinlikle, sıcak su banyoları ya da saunaları tavsiye etmeyiz. Ayrıca dar iç çamaşırları da aşırı sıcak oluşturduğu için testis damarlarının genişlemesi sonucu sperm kalitesini azaltabilir.

    FİZİKSEL EZİYET GİBİ

    Çocuk sahibi olmak istendiğinde en büyük iş kadına düşüyor. Erkekler bir tek sperm veriyor. Erkekler için en zorlu tedavi hangisi?

    Çocuk sahibi olamayan bir çift için, özellikle erkek faktörü söz konusu ise; sperm vermek bir kabus! Çünkü bütün bu işlemler, erkek için öncelikle duygusal açıdan, sonra fiziksel olarak eziyete dönüşüyor. Her ne kadar artık kısırlığın sadece kadının değil, çiftin problemi olduğunu kabullenseler ve eşlerinin elini tutup gelseler de, söz konusu kendileri ile ilgili işlemler olunca oldukça zorlanıyorlar. Bu durumdaki baba adaylarından sperm elde etmek için bazen çok uğraşıyoruz. Sperm verme işlemlerinin erkekler için kabusa dönüşmemesi gerekiyor ve bunun tıbbi bir sorun olarak algılanması büyük önem taşıyor.

    ÇAPKIN ERKEKTE BİLE SORUN OLUYOR

    Sperm olmaması ne demek, iktidarsızlık anlamına mı geliyor?

    Erkeğin menisinde canlı veya cansız hiç sperm hücresi olmamasıdır. Bunun iktidarsızlıkla ilgisi yoktur. Seksüel olarak son derece aktif bir erkekte de bu sorun görülebilir. Ama artık bunun bile tedavisi var. TESE ile operasyonla sperm aranıyor, bazen bir tek sperm hücresi bile baba olmak için yeterli oluyor. Ama bu vakalar zor vakalardır ve biraz da şansa ihtiyaç duyulur.

    Sperm üretimi ve sperm sayısı artırılabilir mi?

    Doğru beslenme, hareketli yaşam, sigara, alkol, kafein alışkanlıklarının kontrolü, mevcut diyabet, tiroid yetmezliği gibi hastalıkların ve hormonal bozuklukların tedavisi, varikosel gibi sorunların cerrahi olarak düzeltilmesi, antioksidan destekler sperm sayısını artırabiliyor.

    SICAK BANYO BİLE ZARARLI

    Sigara, alkol ve ilaçlar sperm kalitesini düşürür mü?

    Evet. Ayrıca steroid, antidepresan, sulfomidli bazı antibiyotikler, kanser tedavisinde kullanılan kimi ilaçlar da sperm kalitesi, hareketliliği ve üretimi için zararlı olabilmektedir.

    PSİKOLOJİK DESTEK GEREKLİ

    İster kontrol amaçlı, ister tüp bebek tedavisi için erkek sperm vermekte zorlanmıyor mu?

    Tabii ki erkeğin bir kap içine sperm vermesi hiç kolay değil! Ama bunun gerekliliği için konuşuyoruz, bazen psikolog yardımı alıyor, uygun koşulları hazırlıyoruz. Daha evvel tanı için sperm verenler, daha kolay sperm verebiliyor. Ereksiyon zorluğu yaşayanlar zorlanabiliyor. Daha önceden hazırlık yapmak, zorlukları azaltabiliyor.

    İMZA KARŞILIĞI VERİLİR!

    Peki spermi hastanede vermekte zorlanan erkekler için evden getirilebilmesi mümkün mü?

    Yarım saat içinde vücut sıcaklığında muhafaza edilmesi halinde evden getirilmesi mümkün. Bu gibi durumlarda, daha sonraki yıllarda problemlere neden olmamak için mutlaka çiftlerin spermi ne şekilde getirdiği imza karşılığında kaydediliyor.

    ŞEKLİ BOZUK SPERM ERKEKTE KISIRLIK NEDENİ

    Erkekte sperm hücrelerinin üretiminde sayısal azlık (oligosperm)/ Hareket azlığı (astenosperm) veya yokluğu

    Hücrelerin kümelenmeleri (aglütinasyon) gibi nedenler tek başına olabileceği gibi, bütün bu faktörler bir arada da bulunabilir.

    SPERM SAYISINI DÜŞÜREN NEDENLER

    Bazen sperm hücresi, sperm kanallarının tıkalı olması nedeniyle dışarı çıkamaz (tıkanıklığa bağlı azospermi) veya hücre yapımının olmayışı ile ilgili yapısal azospermi görülebilir. Sperm yapımı ve olgunlaşmasına ait problemler, erkek kısırlığı nedenleri arasında en geniş grubu oluşturur.

    Sperm hücreleri, yeterli sayı, şekil veya hareket özelliklerinde olmamaları nedeniyle yumurtayı döllemeyebilirler.

    Bazı enfeksiyon hastalıkları üreme organlarını etkileyerek testislerde sperm yapımını bozabilirler.

    Ergenlik çağından sonra geçirilen kabakulak hastalığının, yüzde 25 oranında infertiliteye sebep olması en iyi bilinen örnektir.

    Hormonal eksiklikler, immünolojik bozukluklar (bazı erkeklerde kendi spermlerine karşı antikorlar oluşturarak sperm hareketleri bozulabilir veya spermlerin başlarından veya kuyruklarından yapışarak hareket yeteneğini kaybedebilir) neden olabilirler.

    Varikosel de sperm kalitesini bozabilir. Varikosel, erkek hastalarda yüzde 21-41 oranında görülür.

    Çevresel faktörler ve hayat tarzı sperm kalitesini etkileyebilir.

    KANALLARDA TIKANIKLIK OLUYOR

    Çalışma ortamındaki uçucu gazlar (boya, akü sanayi), radyasyona maruz kalma ve bazı kanser tedavileri de geçici veya kalıcı olarak sperm yapımını durdurabilir.

    Genetik olarak bazı erkeklerin Y kromozomunda bulunan gen değişiklikleri, sperm hücrelerinin azlığı da neden olabilir.

    Sperm kanallarındaki tıkanıklıklar, spermin geçişine kısmen veya tamamen (oligospermi, azospermi) engel olabilir.

    Bu durum doğuştan olabileceği gibi daha sonra oluşan enfeksiyonlara ve ameliyatların yan etkilerine bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

    SAĞLIKLI SPERM REÇETESİ

    Testislerin ısısının, vücut ısısından 1.5-2 derece daha düşük olması gerekir.

    İnmemiş testislerin bir an önce tedavi edilmesi gerekir.

    Sıcak banyo, hamam, sauna ve dar pantolonlar vücut ısısını arttırdığı için spermleri olumsuz etkiler.

    Estrojen etkisi olan besinler sperm sayısını azaltabiliyor. Denizlerdeki kirlilik nedeniyle kabuklu deniz hayvanlarında cıva, nikel gibi ağır metaller birikiyor ve bu ağır metaller sperm sayısını azaltıyor.

    Sigara ve alkol kullanımı, yanlış beslenme alışkanlıkları sonucu görülen aşırı şişmanlık gibi pek çok sosyal neden büyük rol oynuyor.

    Yüksek kolesterol, spermin zar yapısını bozduğu için döllenme yeteneğini azaltır ve kısırlığa neden olabilir. Bu nedenle özellikle aşırı yağlı, kolesterolü artırıcı gıdalardan uzak durmak bir erkek için çok büyük önem taşır.

    18 Nisan 2011
    #1
  2. Erkek Sağlığı Hakkında Aradığınız Herşey Cevapları

  3. Harika bir paylaşım ve oldukça uzun +rep hakettin
    18 Nisan 2011
    #2
  4. +rep i hakettin
    22 Mayıs 2011
    #3
  5. gerçekten güzel
    14 Eylül 2011
    #4
  6. Kesinlikle çok çok uzun.Okuma yürek ister :D.Teşekkürler.Bide +rep aldın haberin olsun :)
    24 Ekim 2011
    #5
  7. Çok kısa bi yazı olmuş :D teşkkürler :tamam:
    30 Ekim 2011
    #6
soru sor

Erkek Sağlığı Hakkında Aradığınız Herşey

Alakalı Aramalar:

  1. erkeklerin yumurtalik kanserindr bete hcg degerleri

    ,
  2. testislerde kan kesecikleri

    ,
  3. erkeğin spermleri cansız ise yinede tüp bebek konula bilirmi

    ,
  4. xatral tansiyonu düşürürmü,
  5. testis ile makat arasında şişlik